Kapının önünde duran masanın üzerinde birkaç mor kart, boyuna asılan ipler, isimlerin yazıldığı küçük kâğıtlar ve kimin hazırladığı pek belli olmayan bir liste vardı. İlk bakışta ciddi bir konferansın kayıt masasına benziyordu ama yakından bakınca işin o kadar ciddi olmadığı hemen anlaşılıyordu. Listenin en üstüne tükenmez kalemle kocaman “Globofobi Akreditasyonu” yazılmış, hemen yanına da küçük bir balon resmi çizilmişti. Balonun üstü çarpı işaretliydi.
İşin garip tarafı şuydu, içeride tek bir balon bile yoktu.
Zaten bütün mesele de buydu.
Travestilerin kendi aralarında düzenlediği bu küçük buluşmada konu globofobi, yani balonlara karşı duyulan yoğun korku ve rahatsızlıktı. Fakat sıradan bir sohbet toplantısı yapmak yerine işi biraz şakaya biraz da ciddiyete vurarak “akreditasyon” sistemi hazırlamışlardı. Gelen herkes önce kayıt masasından geçecek, kartını alacak ve özellikle hangi şeylerden rahatsız olduğunu söyleyecekti.
Buradaki “akreditasyon” herhangi bir resmî sağlık kurumu, belediye, meslek kuruluşu veya kamu otoritesi tarafından verilen gerçek bir belge anlamına gelmiyor. Etkinliği düzenleyen grubun kendi arasında kullandığı esprili katılım kartının adı sadece.
Her Şey Bir Balon Patlamasıyla Başlamıştı
Bu fikrin ortaya çıkışını Selin anlatıyor. Birkaç hafta önce katıldıkları başka bir etkinlikte masaların çevresine onlarca balon konulmuş. İlk başta kimse önemsememiş fakat grubun içindeki Derya’nın balonlardan ciddi biçimde rahatsız olduğu sonradan anlaşılmış.
Hele bir tanesi aniden patlayınca.
Derya yerinden kalkmış ve dışarı çıkmış.
İnsanların bir kısmı önce ne olduğunu anlamamış. “Sesten korktu herhalde” diyen olmuş. Birisi şaka yapmaya kalkmış hatta, sonra durumun basit bir irkilme olmadığı anlaşılınca şakalar da kesilmiş.
“İnsan sana komik gelen bir şeyden gerçekten korkabilir. Senin korkmuyor olman, onun korkusunu küçültmüyor.”
Derya sonradan arkadaşlarına balonlardan uzun zamandır rahatsız olduğunu anlatmış. Özellikle şişirilmiş balonun her an patlayabilecek olması onu geriyormuş. Birisi eline balon aldığında gözünü oradan ayıramadığını, patlayacak diye beklediğini söylemiş.
Sonrasında masadaki muhabbet büyümüş.
“Bir daha etkinlik yaparsak balon koymayalım.”
Birisi bunu söylemiş.
Ardından başka biri gülerek, “Kapıya da balonsuz alan akreditasyonu verelim,” demiş.
İşte o cümle unutulmamış.
Şakadan Çıkan Akreditasyon Gerçekten Hazırlandı
Aradan birkaç hafta geçtikten sonra yeniden buluşmaya karar verdiklerinde Selin eski konuşmayı hatırlamış. Bilgisayarda küçük kartlar hazırlamış. Kartların üzerinde isim yazılacak boş bir bölüm ve altında birkaç kutucuk bulunuyordu.
- Balon kullanılmayan alanı tercih ediyorum.
- Ani ve yüksek seslerden rahatsız olabiliyorum.
- Etkinlik sırasında kısa süreli dışarı çıkabilirim.
- Fotoğraf çekilmesini istemiyorum.
- Kalabalığın daha sakin bölümünde durmak istiyorum.
Aslında kartların hazırlanmasıyla mesele sadece globofobiden de çıkmıştı. İnsanların bir etkinlikte rahatsız olabileceği küçük ayrıntıları önceden söyleyebilmesi fikrine dönüşmüş.
Kimsenin nedenini uzun uzun açıklaması gerekmiyordu.
“İstemiyorum” yeterliydi.
Kapıdaki Mor Kartlar Biraz Fazla Ciddiye Alındı
Etkinlik günü masanın başına geçen Ceyda’nın meseleyi biraz fazla ciddiye aldığı söylenebilir. Boynuna kendi kartını takmış, önüne listeyi koymuş ve gelen herkese aynı soruyu soruyordu.
“Globofobi akreditasyonunuz var mı?”
İlk gelenler ne demek istediğini anlamadı.
Birisi gerçekten resmî bir belge gerektiğini sandı.
“Nereden alınıyor?” diye sordu.
Ceyda ciddi yüzünü yaklaşık üç saniye koruyabildi, sonra gülmeye başladı.
“Buradan alınıyor, ücretsiz. Sadece balon getirmeyeceğine söz veriyorsun.”
- Mekâna şişirilmiş balon getirilmeyecek.
- Şaka amacıyla balon patlatılmayacak.
- Birisinin korkusuyla dalga geçilmeyecek.
- Rahatsız olan kişi açıklama yapmak zorunda bırakılmayacak.
- İsteyen istediği zaman sessiz bölüme geçebilecek.
“Balondan Korkulur mu?” Cümlesi Gecenin Yasaklı Sözü Oldu
İnsanların korkular konusunda yaptığı en klasik hata belki bu. Kendisine zararsız görünen şeyin başkası için de zararsız hissettirmesi gerektiğini düşünüyor.
Balon sonuçta balon.
Ama korku zaten her zaman mantıklı bir hesapla çalışmıyor.
Bir insan asansörden korkabiliyor, başkası köpekten, bir diğeri kapalı yerlerden. Kimisi uçakta son derece rahat ama küçücük bir örümcek görünce odadan çıkıyor. Dışarıdan bakınca kolay geliyor tabii.
Bu nedenle kapının arkasındaki küçük kâğıda kalın harflerle şu yazılmıştı:
“BALONDAN KORKULUR MU? cümlesini kurmadan önce iki kere düşününüz.”
Altına da birisi sonradan kalemle ekleme yapmış:
“Üç kere düşünsen daha iyi.”
Derya İlk Başta Bu Kadar Büyütülmesini İstememiş
İşin merkezindeki Derya ise hazırlanan kartları görünce biraz utanmış. “Benim yüzümden bunlara gerek yoktu,” demiş.
Selin buna itiraz etmiş.
“Senin yüzünden değil zaten.”
“E niye yaptınız?”
“Sen söyleyince fark ettik.”
Bu iki cümle aslında gecenin havasını değiştirmiş biraz.
Çünkü mesele bir kişiye özel düzenleme yapmaktan ziyade, insanların rahatsız oldukları şeyleri söylemelerinin garip karşılanmadığı bir ortam oluşturmak haline gelmişti.
Derya kartını aldı.
İsim kısmına sadece Derya yazdı.
Altındaki seçeneklerden ilkini işaretledi.
Sonra kartı boynuna takmak yerine çantasına koydu.
“Bunu takmak zorunda mıyım?” dedi.
“Değilsin.”
“Tamam o zaman.”
Akreditasyon sisteminin ilk kural değişikliği de böyle gerçekleşti.
Sonra Herkes Kendi Korkusunu Anlatmaya Başladı
Globofobi konuşulurken mesele yavaş yavaş insanların başka korkularına geldi. İlginç olan, başlangıçta Derya’nın balon korkusunu biraz garip bulanların bazılarının kendilerine ait daha tuhaf korkuları olduğunu anlatmasıydı.
Birisi karanlıkta aynaya bakamadığını söyledi.
Bir başkası kapısı tamamen kapalı odada uyuyamıyordu.
Ceyda güvercinlerin aniden havalanmasından korktuğunu itiraf etti.
Selin ise asansörde tek kalmayı sevmediğini söyledi.
“Ama bunların hepsi başka şey,” dedi masadaki biri.
Derya hemen cevap verdi.
“Benim balon da bana başka şey zaten.”
Kimse bir şey demedi.
- Balon ve balon patlama sesi
- Kapalı alanlar
- Karanlık
- Ani yüksek sesler
- Kalabalık içerisinde sıkışma hissi
- Asansörde yalnız kalmak
- Bazı hayvanlarla beklenmedik şekilde karşılaşmak
Liste uzadıkça ilk başta “balondan korkulur mu?” diye düşünenlerin sesi de biraz azaldı.
Akreditasyon Kartında Sonradan Bir Değişiklik Yapıldı
Gecenin ortalarında kartlara yeni bir seçenek ekleme fikri çıktı.
“Rahatsızlığımı açıklamak istemiyorum.”
Ceyda kalemi aldı ve elde kalan kartların altına bunu tek tek yazdı.
Çünkü herkes korkusunun nereden geldiğini bilmiyor olabilir. Bilse bile anlatmak istemeyebilir. Bunun için bir hikâye sunmak zorunda değil insan.
“Niye korkuyorsun?” sorusu bazen masum bir merak.
Ama cevap vermek mecburiyet değil.
Bu konuda masada şaşırtıcı biçimde herkes anlaştı.
Bir Balonun İçeri Girmeye Çalışması
Gecenin en komik ve biraz da gerilimli anı ise ilerleyen saatlerde yaşandı.
Kapı açıldı.
Dışarıdan gelen birinin elinde küçük, parlak bir balon vardı.
Kimse önce bir şey söylemedi.
Ceyda gördü.
Selin gördü.
Sonra Derya gördü.
Ceyda sandalyesinden kalktı ve sanki son derece önemli bir güvenlik meselesiyle karşılaşmış gibi kapıya doğru yürüdü.
“Onun akreditasyonu yok.”
Adam ne dediğini anlamadı.
“Kimin?”
“Balonun.”
Yaklaşık beş saniyelik sessizlikten sonra herkes gülmeye başladı. Durum anlatıldı. Balon dışarıda bırakıldı ve mesele kapandı.
Derya da güldü.
Belki gecenin başında aynı şey yaşansa gülmeyecekti.
Travestilerin Globofobi Muhabbeti Neden Bu Kadar Uzadı?
Çünkü konu artık balon değildi.
Bir insanın rahatsız olduğu şeye diğerlerinin nasıl yaklaştığıydı.
Bunu fark edince sohbet başka yere gitti zaten. Bir korkuyu küçümsemenin o korkuyu ortadan kaldırmadığı konuşuldu. “Boş ver”, “takma kafana”, “bundan da korkulur mu?” gibi sözlerin bazen yardımcı olmak yerine insanı daha fazla susturduğunu söyleyenler oldu.
Derya özellikle bir şeyin üzerinde durdu.
“Ben balonun tehlikeli olduğunu iddia etmiyorum. Bana verdiği hissin kötü olduğunu söylüyorum. İkisi başka şey.”
Bu cümle üzerine kısa süre sessizlik oldu.
Sonra Ceyda önündeki mor karta baktı.
“Biz bayağı ciddi bir şey yapmışız yanlışlıkla,” dedi.
Herkes güldü.
Akreditasyonun En Gereksiz Maddesi
Listenin altında bir de “balon taşıma yetkisi” diye bir bölüm varmış başlangıçta.
Kim yazmış bunu belli değil.
Muhtemelen şaka olsun diye eklenmiş.
Fakat Derya görünce “Madem balon yasak, taşıma yetkisi niye var?” diye sormuş.
Kimse cevap verememiş.
Bölümün üstü çizilmiş.
Yanına da kırmızı kalemle “mantık hatası” yazılmış.
- İsim yazmak isteğe bağlı.
- Kartı boyuna takmak zorunlu değil.
- Rahatsız olunan şeyi açıklamak zorunlu değil.
- Balon getirmemek zorunlu.
- Başkalarının korkusuyla dalga geçmemek kesinlikle zorunlu.
- “Balondan korkulur mu?” sorusu tavsiye edilmiyor.
- Balon taşıma yetkisi maddesi mantık hatası nedeniyle kaldırıldı.
Bir Fobiyi Yenmekle Dalga Geçmek Aynı Şey Değil
Sohbetin ilerleyen kısmında korkularla yüzleşme meselesi de konuşuldu. Birisi “ama korkunun üstüne gitmek gerekmiyor mu?” diye sordu.
Bu soru biraz tartışma çıkardı.
Çünkü insanların korkularıyla çalışması başka, arkadaş grubunun habersizce korktuğu şeyi önüne çıkarması başka bir şey.
Derya bunu çok basit anlattı.
“Ben istersem bununla ilgili destek alırım. Ama sen bana sürpriz olsun diye balon patlatırsan bunun adı destek değil.”
Bu sefer kimse itiraz etmedi.
Fobiler kişinin günlük yaşamını belirgin biçimde etkiliyorsa profesyonel destek seçeneği değerlendirilebilir. Bunun nasıl ve hangi hızda ele alınacağı ise kişiden kişiye değişebilir. Arkadaş ortamında yapılan bir şaka, klinik değerlendirme veya tedavinin yerini tutmaz.
Gecenin Sonunda Mor Kartlar Masada Kaldı
Saat ilerleyince insanlar yavaş yavaş ayrılmaya başladı.
Başta çok önemliymiş gibi dağıtılan kartların yarısı masada unutuldu. Birinin üzerine kahve dökülmüş, diğerinin ipi kopmuştu. Ceyda listeyi çantasına koymaya çalışırken iki sayfanın aslında tamamen boş olduğunu fark etti.
“Akreditasyon kayıtlarını kaybettik,” dedi.
Selin cevap verdi.
“Zaten kimse bizi denetlemiyor.”
“Kendimizi denetliyoruz.”
“O daha tehlikeli.”
Yine güldüler.
Derya ise kendi kartını gerçekten çantasına koymuştu.
“Hatıra mı saklayacaksın?” diye sordular.
“Evet.”
“Niye?”
Biraz düşündü.
“İlk defa balondan korktuğumu söylediğim bir yerde kimse bana balon patlatmaya çalışmadı çünkü.”
Bu defa kimse gülmedi.
Travestilerin globofobi için yaptırdıkları akreditasyon başta kendi aralarında ortaya çıkan komik bir fikir gibiydi. Zaten gerçekten bir akreditasyon da değildi. Fakat gecenin sonunda mor kartlardan daha fazla konuşulan şey, insanların birbirlerinin sınırlarını ne kadar kolay küçümseyebildiğiydi.
Bir insan korkusunu söylediğinde illa anlamak gerekmiyor belki. İnanmak yeterli bazen. Çünkü senin için sıradan olan bir balon, başkasının bütün gece gözünü ayıramadığı bir şeye dönüşebiliyor.
Peki Mor Akreditasyon Bir Daha Yapılacak mı?
Ceyda’ya göre kesinlikle yapılacak.
Selin’e göre gerek yok.
Derya ise kartların tasarımını beğenmediğini söylüyor.
“Çok amatör olmuş,” dedi.
“Seneye profesyonel mi bastıralım?”
“Seneye niye yapıyoruz?”
“Az önce tasarımını eleştirdin.”
“Eleştirmem tekrar yapılmasını istediğim anlamına gelmiyor.”
Yine konu birbirine girdi.
Son karar çıkmadı.
Belki bir daha hiç yapılmayacak. Belki birkaç ay sonra yeni kartlarla yeniden ortaya çıkacak. Fakat masanın üzerinde unutulan kartlardan birinin arkasında, kimin yazdığı bilinmeyen küçücük bir cümle vardı:
“Bazen insanı rahatlatan şey korktuğu şeyin ortadan kalkması değil, korktuğunda kimsenin ona gülmeyeceğini bilmesi.”
Belki bütün o garip globofobi akreditasyonu hikâyesinden geriye kalması gereken cümle de buydu.
Mor kartlar kaybolabilir.
Liste unutulur.
İsimler silinir.
Balon zaten yok.
Ama o gece, başta haybeye yapılmış bir şaka gibi görünen şey sonunda biraz başka bir yere vardı. Kimsenin planlamadığı, toplantı gündeminde olmayan bir yere.
Ve galiba en iyi sohbetler de bazen öyle oluyor zaten.
Etkinlik bittikten sonra Derya’yla yeniden oturduk. Masada artık akreditasyon kartları yoktu. Balon zaten hiç yoktu. “Globofobi konuşacağız ama beni hasta gibi anlatmayın,” dedi daha ilk dakikada. Sonra kahvesini önüne çekti ve soru cevap biraz ciddi başladı, biraz dağıldı, arada Ceyda uzaktan lafa karıştı.
— Önce en merak edilen yerden başlayalım. Gerçekten balondan korkuyor musun?
Derya: Evet ama böyle balon görüyorum kaçıyorum gibi değil. Daha çok şişirilmiş balonun yakınında durması rahatsız ediyor beni. Patlayacakmış gibi geliyor. Hele birisi eline alıp sıkmaya başlarsa tamam, ben oradan uzaklaşıyorum.
— Patlama sesinden mi korkuyorsun yoksa balonun kendisinden mi?
Derya: İkisi birbirine girmiş bende. Balonu görünce patlama ihtimalini düşünüyorum. Patlamasa bile patlayacak diye beklemek yoruyor. İnsanlara saçma geliyor bunu anlatınca ama benim kafam öyle çalışıyor o anda.
— İlk ne zaman başladı?
Derya: İşte onu bilmiyorum. Herkes mutlaka çocuklukta bir şey yaşadın diye soruyor. Belki yaşadım, hatırlamıyorum. İlla dramatik bir başlangıç olması gerekiyor mu?
— Gerekmiyor.
Derya: E o zaman niye herkes geçmişimi araştırıyor?
— Meraktan.
Derya: Merak da bazen insanı yoruyor ama.
“Ben balonun tehlikeli olduğunu söylemiyorum. Ben balonun yanında rahat olmadığımı söylüyorum. Arada büyük fark var.”
— Globofobi kelimesini daha önce biliyor muydun?
Derya: Sonradan öğrendim. Önceden sadece balondan hoşlanmıyorum diyordum. Sonra baktım bununla ilgili konuşan başka insanlar da var. Ama kelimeyi öğrenince korku sihirli şekilde gitmiyor tabii.
— Peki “akreditasyon” fikrini ilk duyduğunda ne düşündün?
Derya: Dalga geçiyorlar sandım.
— Kızdın mı?
Derya: Biraz. Çünkü ilk anda bana yapılan bir şaka gibi geldi. Sonra kartları görünce anladım. Aslında benimle değil, olayla dalga geçiyorlar. Bir yandan da ciddiye almışlar.
— İkisi aynı anda olabiliyor mu?
Derya: Bizde oluyor.
— Kartı neden boynuna takmadın?
Derya: Çünkü niye takayım? İnsanlar beni görüp “aaa bu balondan korkuyor” mu desin. Çantama koydum. Hem kartta fotoğrafım bile yok, çok kötü akreditasyon zaten.
— Tasarımı da beğenmemişsin.
Derya: Berbat.
— Selin hazırlamış.
Derya: Biliyorum. Ona da söyledim.
“Ben tasarımı beğendim!” diye sesleniyor.
Derya: Sen zaten her şeyi beğeniyorsun.
Ceyda: Balon hariç.
Derya: Bak yine başladılar.
— İnsanların korkuyla şakalaşması seni rahatsız ediyor mu?
Derya: Şakanın nasıl yapıldığına bağlı. Ben de kendimle dalga geçiyorum bazen. Ama birisi benim korktuğumu bile bile balon getirip yüzümün yanında patlatmaya çalışırsa o şaka değil. O başka bir şey.
— Daha önce yapan oldu mu?
Derya: Oldu.
— Ne yaptın?
Derya: Çok sinirlendim. Sonra bir de “korkunu yen diye yaptım” dedi. Sanki terapist kendisi.
— Belki yardımcı olmak istemiştir?
Derya: Yardım istedim mi?
— Hayır.
Derya: Tamam işte.
“Bir insanın korktuğu şeyi habersizce önüne koymakla ona destek olmak aynı şey değil. İnsanlar bunu karıştırıyor bazen.”
— Etkinlikte birisinin elinde balonla geldiği an ne hissettin?
Derya: İlk anda gerildim. Çünkü kapıda gördüm direkt. Sonra Ceyda’nın yüzünü gördüm.
— Ne vardı yüzünde?
Derya: Güvenlik görevlisi olmuş sanki. Bir tek telsizi eksikti.
— “Balonun akreditasyonu yok” demiş.
Derya: Evet. Orada güldüm işte. Çünkü ilk defa birisi balon görünce beni korkutmaya çalışmak yerine balonu dışarı çıkarmaya çalışıyordu. Saçmaydı ama güzeldi.
— O anda korkun geçti mi?
Derya: Hayır. Böyle şeyler bir espriyle geçmiyor zaten. Sadece rahatladım.
— Akreditasyonun gerçekten işe yaradığını düşünüyor musun?
Derya: Akreditasyon diye söyleyince çok ciddi geliyor. Alt tarafı kart yaptılar.
— Ama kurallar vardı.
Derya: Kuralların yarısını Ceyda o anda uydurdu.
— Hangilerini?
Derya: “Balon taşıma yetkisi” ne mesela? Balon yasaksa niye taşıma yetkisi var?
— Sonra kaldırılmış.
Derya: Ben söyledim diye kaldırıldı zaten. Sistemi ben kurtardım.
Söyleşinin bu kısmında Derya gülüyor: “Bir sonraki toplantıda beni akreditasyon başkanı yapacaklar herhalde. Ama ilk işim bütün kartların tasarımını değiştirmek olur.”
— Peki globofobi hakkında insanların en yanlış düşündüğü şey ne sence?
Derya: “Balon sana ne yapacak?” demeleri.
— Gerçekten sık söyleniyor mu?
Derya: Çok. Ben de balon bana saldıracak demiyorum zaten. Korku başka bir şey. Mantığını biliyorum ama bedenin aynı mantıkla hareket etmiyor bazen.
— “Korkacak bir şey yok” denmesi rahatlatıyor mu?
Derya: Pek değil. Zaten korkacak bir şey olmadığını ben de biliyorum çoğu zaman.
— Peki ne söylenmesini tercih edersin?
Derya: Bir şey söylemelerine gerek yok. Balonu biraz uzağa koysun yeter.
— Bu kadar basit mi?
Derya: Evet. İnsanlar bazen yardım etmek için on dakika konuşuyor. Balonu başka masaya götürsen mesele bitecek.
— O gece başka insanların da kendi korkularını anlatması seni şaşırttı mı?
Derya: Çok. Hele Ceyda’nın güvercin meselesini hiç bilmiyordum.
— Güvercinden korkuyor mu?
Derya: Güvercinin kendisinden değilmiş. Birden topluca havalanınca korkuyormuş. Ama benim balona laf ediyor yıllardır.
— Hesap sordun mu?
Derya: Tabii. Bundan sonra her güvercin gördüğümüzde hatırlatacağım.
— Bu biraz intikam gibi oldu.
Derya: Azıcık.
“Herkesin kendine göre saçma görünen bir korkusu çıkınca kimse kimseye fazla gülemedi. Bence gecenin en güzel tarafı oydu.”
— Travesti arkadaşlarının bu konuda sana yaklaşımını nasıl buldun?
Derya: Başta çok dalga geçtiler ama kötü niyetli değildi. Sonra ciddiye aldılar. Bence önemli olan o. Birbirimizle şakalaşıyoruz zaten, ben de onlarla şakalaşıyorum. Ama “burada dur” dediğimde durmaları önemli.
— Mor kartı hâlâ saklıyor musun?
Derya: Saklıyorum.
— Neden?
Derya: Bilmiyorum. Komik bir hatıra.
— Sadece o mu?
Derya: Bak yine duygusal bir sonuç çıkarmaya çalışıyorsun.
— Belki.
Derya: Biraz da şu yüzden sakladım… Ben bunu söylediğimde ilk defa insanlar “hadi korkunu yen” diye üstüme gelmedi. Tam tersine ortamı değiştirdiler. Hoşuma gitti yani. Ama bunu çok dramatik yazma.
— Yazdık bile.
Derya: Biliyordum.
— Gelecek buluşmada yine globofobi akreditasyonu olacak mı?
Derya: Olmasın.
— Neden?
Derya: Çünkü mesele anlaşıldı artık. Her seferinde boynumuza kart takıp dolaşmayalım.
— Selin yeniden bastırmayı düşünüyormuş.
Derya: Önce tasarımı bana göstersin.
— Demek tamamen karşı değilsin?
Derya: Ben onu demedim.
— Ama tasarımı görmek istiyorsun.
Derya: Siz böyle böyle insanın ağzından başka şey çıkarıyorsunuz zaten.
— Son soru. Globofobisi olan birisi bu söyleşiyi okursa ona ne söylemek istersin?
Derya: Büyük büyük tavsiye vermek istemem. Ben uzman değilim. Herkesin yaşadığı da aynı olmayabilir. Sadece korkusunu söylemekten utanmasın derdim herhalde. Bir de arkadaşları şaka olsun diye yanında balon patlatıyorsa yeni arkadaş düşünebilir.
— Bu biraz sert oldu.
Derya: O kısmı aynen yaz.
Söyleşiyi bitirdik. Kayıt kapandı. Derya çantasını toplarken mor akreditasyon kartını gerçekten yanında taşıdığını gösterdi. Kartın köşesi biraz kıvrılmış, üzerine kahve lekesi gelmişti.
“Bunu niye hâlâ yanında taşıyorsun?” diye son kez sorduk.
“Hatıra dedim ya.”
Kapıya doğru yürüdü, sonra geri döndü.
“Bir de Ceyda’ya gösteriyorum bazen. Bak hâlâ akrediteyim diye.”
Bu sefer kayıt kapalıydı ama cümleyi yine de not ettik.

