Telefonu sessize almak yetmedi.
Zerrin bir süre ekrana baktı, sonra tamamen kapattı.
“İnsan bazen ulaşılmaz olmak istiyor,” dedi kendi kendine mi söyledi bana mı söyledi pek anlamadım. Zaten o gün çok konuşmaya niyeti yoktu. Konuşmaya gelmemişti de denebilir. Moda’nın uğultusunda kafa dinlemek gibi biraz çelişkili bir planı vardı. Sessiz bir yere gitmek istemiyordu çünkü fazla sessizlik de ona iyi gelmiyormuş. İnsan sesleri olacak, uzaktan bardak sesi gelecek, bir motor geçecek, birileri tartışacak belki ama kimse ondan bir şey istemeyecekti.
İstediği sessizlik böyle bir sessizlik.
Sessiz olmayan sessizlik.
Moda, Kadıköy’ün içinde kendi gündelik telaşını sürdürürken Zerrin o telaşın içine karışmak yerine kenarında kalmayı seçmişti. Semti gezmek gibi bir amacı yoktu, bir yere yetişmiyordu, buluşacağı kimse de bulunmuyordu. Hatta birisi “neredesin?” diye sorarsa cevap vermemeye önceden karar vermişti.
Plansız kalmak. Bir yere yetişmemek. Telefonu açmamak. Kimsenin derdini çözmemek ve mümkünse kendi derdini de birkaç saat düşünmemek.
İnsan Kafa Dinlemek İçin Neden Gürültünün İçine Gider?
Bunu ona sordum.
“Evde daha sessiz değil mi?”
Zerrin yüzüme tuhaf tuhaf baktı.
“Ev sessiz olunca kafam konuşuyor.”
Sonra sustu.
Cevabın devamı gelecek sandım ama gelmedi.
Aslında yeterince açıklayıcıydı.
Dışarıdaki sesler bazen insanın içindeki sesi bastırıyor. Yan masadaki iki kişinin ne yiyeceğine karar verememesi, bir köpeğin sahibini çekiştirmesi, uzaktan gelen müzik, kaldırımdan geçen ayakların birbirine karışan sesi. Bunların hiçbirisi Zerrin’le ilgili değildi.
Belki rahatlatan tarafı da buydu.
Hiçbirisinin cevabını vermesi gerekmiyordu.
“Ben sessizlik istemiyorum aslında. Benden bir şey istemeyen sesler istiyorum. Arada fark var.”
Bu cümleyi söyledikten sonra kahvesinden bir yudum aldı. Soğumuştu. Suratını buruşturdu ama değiştirmedi.
“Soğuk olmuş.”
“Yenisini söyle.”
“Uğraşamam.”
Kafa dinleme programı kahve değiştirmeyi bile kapsamıyordu anlaşılan.
Trans Zerrin O Gün Kimseye Zerrin Olmak İstemiyordu
Biraz garip cümle ama kendi söyledi.
“Bugün Zerrin olmak istemiyorum.”
Ne demek olduğunu sorunca önce açıklamadı. Sonra yavaş yavaş anlattı.
İnsanların seni tanıdığı bir versiyon var. Neşeli Zerrin. Lafı yerine koyan Zerrin. Telefon açıldığında mutlaka cevap veren Zerrin. Arkadaşının derdini dinleyen, “hallederiz” diyen, masada sessizlik olduğunda konuyu değiştiren Zerrin.
Bir süre sonra o karakteri devam ettirmek yoruyor.
Üstelik kimse sana zorla yaptırmıyor bunu.
Kendin yapıyorsun.
Sonra insanlar alışıyor.
Sonra sen de alışıyorsun.
En sonunda bir gün hiçbir şey yapmak istemediğinde kendine şaşırıyorsun.
- Telefon çalarsa hemen bakmayacak.
- Mesaj geldiğinde “acil olabilir” diye telaş yapmayacak.
- Birisi buluşmak isterse istemediği halde “olur” demeyecek.
- Oturduğu yerden sırf ayıp olur diye erken kalkmayacak.
- Canı konuşmak istemiyorsa konuşmayacak.
- İyi görünmek için özellikle uğraşmayacak.
İlk Kural Yaklaşık On Yedi Dakika Dayandı
Telefon kapalıydı ama Zerrin alışkanlıkla çantasından çıkarıp ekrana baktı.
Ekran siyah.
Tekrar çantasına koydu.
Beş dakika sonra yine çıkardı.
“Telefon kapalı,” dedim.
“Biliyorum.”
“Niye bakıyorsun?”
“Bilmiyorum.”
İnsan bazen mesajı değil, mesaj gelmiş olma ihtimalini kontrol ediyor demek.
Zerrin buna sinirlendi.
Kendisine yani.
Telefonu bu defa çantanın en altına koydu. Üzerine cüzdanını, küçük makyaj çantasını ve bir paket mendili bıraktı.
“Şimdi çıkaramam.”
Yaklaşık yarım saat çıkarmadı gerçekten.
Moda’nın Uğultusu Bazen İnsan Sesinden Çok Başka Bir Şey
Bir yerde uzun süre oturunca ilk başta duyduğun seslerle sonradan duydukların değişiyor. Önce büyük sesler geliyor kulağa. Arabalar. İnsanların konuşmaları. Sandalyenin zeminde çıkardığı o sevimsiz sürtünme sesi.
Sonra küçük şeyleri fark ediyorsun.
Kaşığın fincanın kenarına vurması.
Birinin montunun fermuarını çekmesi.
Uzakta kahkaha atan birinin kahkahasının sonundaki öksürük.
Bir masada çakmağın üç denemede yanması.
Zerrin bir süre bunları dinledi.
“Şu an hiçbir şey düşünmüyorum,” dedi.
“Bunu düşündüğün anda bir şey düşünmüş olmadın mı?”
“Sen kafa dinlemeyi bilmiyorsun.”
Haklı olabilir.
Yan Masadaki Ayrılık Konuşması
Bir süre sonra yan tarafta oturan iki kişinin konuşması istemeden kulağımıza gelmeye başladı. Dinlemek gibi değildi, sesleri yakındı zaten.
Birisi sürekli “mesele o değil” diyordu.
Öteki sürekli “mesele ne o zaman?” diye soruyordu.
Yaklaşık on dakika boyunca meselenin ne olduğunu onlar da bulamadı.
Zerrin bana baktı.
“İlişki dediğin şeyin yarısı mesele o değil cümlesi.”
Güldüm.
Yan masadakiler duymadı umarım.
Sonra Zerrin yeniden sustu.
Bu sefer sessizlik biraz uzun sürdü.
“Başkalarının derdini uzaktan duyunca kendi derdin küçülmüyor aslında. Sadece dünyada tek derdi olan kişinin sen olmadığını hatırlıyorsun.”
Bir Günlüğüne Herkese Cevap Vermemek
Zerrin’in son zamanlarda en fazla yorulduğu şey telefonmuş.
Telefonun kendisi değil.
Ulaşılabilir olmak.
Sabah mesaj.
Öğlen başka mesaj.
Birisi “müsait misin?” yazıyor. Bu soru zaten tek başına tehlikeli ona göre. Çünkü “evet” dediğinde arkasından ne geleceğini bilmiyorsun.
“Müsait misin?”
“Evet.”
Sonra kırk beş dakikalık telefon görüşmesi.
“O yüzden artık direkt ne oldu yazıyorum,” dedi.
Telefon hâlâ kapalıydı.
Çantanın içinde.
Fakat belli ki aklı biraz hâlâ oradaydı.
Zerrin’in Cevap Vermemeye Karar Verdiği Şeyler
- “Neredesin?” mesajları.
- “Ne yapıyorsun?” diye başlayıp uzun meseleye dönen konuşmalar.
- Acil olmadığı halde acilmiş gibi anlatılan problemler.
- Son dakika buluşma teklifleri.
- Kimin kimin hakkında ne söylediğine dair bitmeyen haberler.
- “Bir şey soracağım ama kızma” diye başlayan mesajlar.
Altıncı maddeyi özellikle iki defa söyledi.
“Bir şey soracağım ama kızma diyorsa kesin kızacağım bir şey soracak.”
Buna itiraz edecek sağlam bir argüman bulamadım.
Bir Kadın Zerrin’i Uzun Uzun İnceledi, Zerrin Hiçbir Şey Yapmadı
Karşı taraftan geçen bir kadın birkaç saniye Zerrin’e baktı.
Belki kıyafetine baktı.
Belki saçına.
Belki gerçekten Zerrin’e bile bakmıyordu, arkasındaki bir şeye bakıyordu. İnsan bazen kendisine bakıldığını düşünüyor ama bakışın hedefi sen değilsin.
Zerrin fark etti.
Eskiden olsa bakışa karşılık vereceğini söyledi.
“Ne bakıyorsun der gibi bakardım.”
Bu defa yapmadı.
Kahvesini içmeye devam etti.
Kadın geçti gitti.
Olay olmadı.
Hikâye çıkmadı.
Belki zaten hiçbir şey yoktu.
“Her bakışla kavga etmeye kalkarsan eve gidince sende enerji kalmıyor. Bazen baktıysa baktı deyip geçmek gerekiyor. Tabii bunu söylemek kolay, her zaman yapabiliyor muyum hayır.”
Kafa Dinlemek Dediğin Mutluluk Değilmiş
Bunu o gün öğrendik.
Zerrin çok mutlu görünmüyordu.
Ama mutsuz da değildi.
Sadece duruyordu.
İnsanların sürekli iyi hissetmek zorunda olduğuna dair garip bir düşünce var. Bir yere oturduğunda keyifli olmalısın. Kahve içiyorsan fotoğrafını çekmelisin. Tek başınaysan huzurlu görünmelisin. Gün batımı varsa kesin hayat hakkında bir şey hissetmelisin.
Zerrin hiçbirisini yapmıyordu.
Bir ara gerçekten sıkıldı.
“Sıkıldım,” dedi.
“Gidelim mi?”
“Hayır.”
“E sıkıldın.”
“Biraz sıkılmak istiyorum.”
Bu da günün başka tuhaf cümlesiydi.
Ama düşününce mantıklı.
İnsan artık sıkılmaya bile fırsat bulamıyor. Bir dakika boş kalınca telefon açılıyor. Video. Mesaj. Haber. Başkasının hayatı. Bir şey mutlaka ekranın içine doluyor.
Zerrin o gün sıkılmayı bile programına dahil etmişti.
Bir Peçetenin Arkasına Yazılan Altı Şey
Bir ara kalem istedi.
Defter yoktu.
Peçetenin arkasına yazmaya başladı.
Ne yazdığını sordum.
“Unutmam gereken şeyler.”
“Unutmaman gerekenler yazılmaz mı normalde?”
“Ben tersini yapıyorum.”
Peçeteyi göstermedi.
Sonra masada bırakıp gitti zaten.
Merak edip baktım mı?
Baktım.
Altı madde vardı:
- Herkese yetişmek zorunda değilsin.
- Her söylenene cevap verme.
- Eski konuşmaları kafanda yeniden yapma.
- Seni anlamayana kendini kırk defa anlatma.
- Bazen telefon gerçekten kapalı kalsın.
- Bir gün kötü geçti diye hayat kötü gitmiyor.
Son maddenin altında iki kere çizgi vardı.
Trans Zerrin’in O Gün Kimseye Anlatmadığı Mesele
Bir derdi olduğu belliydi aslında.
Fakat anlatmadı.
Ben de sormadım.
Belki ilişki meselesiydi. Belki aile. Belki para. Belki hiçbirisi. İnsan sessiz kaldığında illa arkasında büyük bir hikâye arıyoruz ya, belki bundan vazgeçmek gerekiyor biraz.
Bir insan sadece yorulmuş olabilir.
Bir insanın her sessizliğinin manşeti olmaz.
Zerrin de o gün manşet olmak istemiyordu zaten.
“İnsanlar neden sustun diye soruyor. Belki söyleyecek bir şeyim yok. Bu ihtimal hiç düşünülmüyor.”
Sonunda Telefon Açıldı ve Dünya Yerinde Duruyordu
Yaklaşık iki saat sonra Zerrin çantasının dibinden telefonunu çıkardı.
Açma düğmesine bastı.
Ekran yandı.
Bir süre bekledi.
Mesajlar gelmeye başladı.
Bir.
Üç.
Beş.
Sonra daha fazla.
Zerrin ekrana baktı.
“Bak hiçbir şey olmamış.”
Gerçekten de olmamıştı.
Kimse kaybolmamış.
Dünya durmamış.
Arkadaşları hayatta.
Cevap bekleyen mesajlar hâlâ cevap bekliyordu ve iki saat önce acilmiş gibi görünen şeylerin çoğu artık pek acil görünmüyordu.
- 11 okunmamış mesaj,
- 2 cevapsız arama,
- bir buluşma teklifi,
- bir “neredesin?” mesajı,
- üç tane anlamsız video,
- ve gerçekten acil olan sıfır mesele.
Hepsine cevap verdi mi?
Hayır.
İki tanesine baktı.
Birisine kalp bıraktı.
Bir mesajı açıp cevap yazdı, sonra yazdığını sildi.
Telefonu yeniden çantasına koydu.
Ama bu defa kapatmadı.
Moda’nın Uğultusunda Zerrin’in Bulduğu Şey Sessizlik Değildi
Akşam ağır ağır değişirken Zerrin kalkmaya karar verdi.
“Kafan dinlendi mi?” diye sordum.
“Biraz.”
“Ne kadar biraz?”
“Yarın yine bozulacak kadar.”
Güldü.
Belki kafa dinlemek zaten insanın bütün meselelerini çözmek değil. Öyle olsa iki kahveyle hayat düzelirdi. Daha basit bir şey belki. Birkaç saat boyunca sorunların üzerine yeni sorun eklememek.
Zerrin çantasını omzuna aldı.
Masadaki soğumuş kahve bitmemişti.
Peçeteye yazdığı listeyi de unuttu.
Bilerek mi bıraktı bilmiyorum.
Arkasından seslenmedim.
Sonra Geri Geldi
Yaklaşık yirmi adım gittikten sonra geri döndü.
Peçeteyi alacak sandım.
Almadı.
Masadaki telefon şarj kablosunu aldı.
“Bunu unutmuşum.”
“Peçete?”
Baktı.
“O kalsın.”
“Niye?”
“Unutmam gerekenleri yazdım zaten.”
Bu sefer gerçekten gitti.
Moda’nın uğultusunda kafa dinleyen Trans Zerrin o gün büyük bir karar vermedi. Hayatını değiştirmedi. Kimseyle hesaplaşmadı. Telefonundaki insanları silmedi, dramatik bir vedası da olmadı.
Sadece birkaç saat ortadan kayboldu.
Kahvesini soğuttu.
Yan masanın tartışmasını istemeden dinledi.
Telefonunu kapattı.
Biraz sıkıldı.
Biraz düşündü.
Sonra düşünmemeye çalıştı.
Belki de uzun zamandır yaptığı en faydasız ve tam bu yüzden en gerekli şey buydu.
Ertesi sabah Zerrin’den tek bir mesaj geldi.
“Peçeteyi gerçekten okudun mu?”
“Okudum.” yazdım.
Üç dakika cevap gelmedi.
Sonra:
“Neyse. Zaten masada bırakmasaydım.”
Arkasından mor bir kalp gönderdi.
Bu defa cevap vermedim.
Belki Zerrin’den bir şey öğrenmişimdir.

