Moryalanlar - şişli Travesti

Şişli’de Mor Yalanlar Haybeye Gerçek Üstü Aşklar

Bazı gecelerin ne zaman başladığını bilirsin ama nerede bittiğini hiç kimse tam anlatamaz. Hele işin içine biraz 2026 .mor yalanlar, gereğinden fazla büyütülmüş duygular ve sabaha çıkınca insana saçma gelen sözler girdiyse. O gece de biraz öyleydi zaten. Kimse büyük bir şey olacağını düşünmüyordu, hatta ortada olay denecek bir şey bile yoktu ilk başlarda. Sonra bir mesaj geldi. Arkasından başka bir mesaj. Birisi cevap vermedi, öteki bunu yanlış anladı ve gece kendi hikâyesini yazmaya başladı.

Masada dört kişi vardı ama sanki sekiz kişinin meselesi konuşuluyordu. Adı geçenler, gelmeyenler, geleceğini söyleyip ortadan kaybolanlar. Bir de sürekli telefonu ters çeviren Melis. Telefon ekranı her yandığında bakıyor, ardından hiçbir şey olmamış gibi bardağını eline alıyordu. İnsan böyle durumlarda merak ediyor ister istemez. Kim yazıyor, niye cevap vermiyor?

Gecenin ilk tuhaflığı: Herkes başka bir hikâyeye inanıyordu. Fakat aynı masada oturuyorlardı. Daha garibi, anlatılan hikâyelerin hiçbirisi tam olarak doğru değildi belki.

Mor Yalanların Başladığı O Mesaj

Melis sonunda telefonu masaya bıraktı. “Geliyor,” dedi. Kimin geldiğini soran olmadı önce. Çünkü herkes biliyormuş gibi yaptı. Aslında kimse bilmiyordu.

Bir süre sessizlik oldu.

Sonra Ceyda dayanamadı.

“Kim geliyor?”

Melis omuzlarını kaldırdı. Sanki sorunun cevabı çok önemsizmiş gibi.

“Bir insan geliyor işte. Her gelenin adını, geçmişini, niyetini bilmek zorunda mıyız?”

Bu cevap masadakileri susturmadı tabii, tam tersine merakı daha da büyüttü. Çünkü böyle cevap veren birinin sakladığı bir şey vardır diye düşünülür. Bazen yoktur aslında. Ama insan zihni boşluğu sevmez, hemen dolduruyor kendi kafasına göre.

Gelen kişinin adı Arda idi.

En azından bize söylenen isim buydu.

Burada hikâye biraz karışıyor.

Bir İnsan Kaç Farklı Hikâyenin Kahramanı Olabilir?

Arda daha kapıdan girmeden hakkında üç ayrı hikâye ortaya çıkmıştı. Birisine göre Melis’in eski sevgilisiydi. Başkasına göre sadece birkaç defa görüşmüşlerdi. Ceyda ise ikisinin aylardır gizli gizli buluştuğuna emindi fakat bunu nereden bildiğini söylemiyordu.

İnsanların emin olduğu şeyler bazen en yanlış olanlar oluyor zaten.

  • Birinci söylentiye göre ikisi aylar önce tanışmıştı.
  • İkinci anlatılan hikâyede tanışmaları daha geçen haftaydı.
  • Bir başkası “bunlar eskiden de birbirini biliyor” diyordu.
  • Melis ise hiçbirisini doğrulamıyordu.
  • Arda’nın bütün bunlardan haberi var mıydı, onu zaten bilen yok.

Kapı açıldı.

Arda geldi.

Beklenen dramatik sahne yaşanmadı. Kimse ayağa kalkmadı. Melis sadece başını kaldırıp baktı ve gayet sıradan bir sesle, “Geç kaldın,” dedi.

İşte bazen bütün geceyi değiştiren cümle bu kadar basit olabiliyor.

Haybeye Büyütülen Bir Aşk Meselesi

Aşk denilen şeyi bazen iki insan yaşamıyor da çevresindeki on kişi yaşıyor sanki. İki kişi daha ne olduğunu anlamadan başkaları ilişkinin başlangıcını, krizini hatta sonunu bile yazmış oluyor. O masada da tam böyle bir durum vardı.

Arda oturdu.

Melis bakmadı.

Arda baktı.

Sonra o da bakmamaya başladı.

Böyle yazınca çocukça geliyor ama insan ilişkilerinin yarısı zaten böyle küçük ve anlamsız hareketlerden büyümüyor mu? Telefonu masaya biraz sert koymak. Mesaja on dakika geç cevap vermek. Görüp görmemiş gibi davranmak. Başkasının söylediği bir sözü yanlış anlamak. Sonra gecenin ortasında “sen zaten hep böylesin” cümlesine kadar giden uzun bir saçmalık zinciri.

Masada Konuşulmayan Ama Herkesin Bildiğini Sandığı Şeyler

  • Melis gerçekten Arda’ya kızgın mıydı?
  • Arda neden yaklaşık kırk dakika geç gelmişti?
  • Telefona gelen mesajları kim gönderiyordu?
  • Ceyda neden bütün meseleyi kendisinden daha iyi biliyormuş gibi davranıyordu?
  • Ortada gerçekten bir aşk var mıydı, yoksa herkes haybeye mi büyütüyordu?

Gerçek Üstü Aşk Dediğin Belki de Yanlış Anlamadır

Bir noktadan sonra konuşmalar birbirine karıştı. Kimin ne söylediği bile tam anlaşılmıyordu. Arda bir şey anlatmaya çalışıyor, Melis cümlenin yarısında başka yere bakıyor. Ceyda araya giriyor. Masanın öbür ucundaki Eylül ise “siz çok büyütüyorsunuz” diyordu.

Belki en doğru cümleyi Eylül kurmuştu.

Ama kimse onu dinlemedi.

Çünkü basit gerçekler sıkıcıdır. İnsan biraz gizem istiyor. Biraz trajedi. Biraz da anlatacak hikâye olsun istiyor galiba.

“Belki de ortada büyük bir aşk yoktu. Biz büyük bir aşk varmış gibi davranmayı seviyorduk.”

Bu cümleyi kimin söylediği konusunda sonradan anlaşamadık. Melis kendisinin söylediğini iddia etti. Ceyda “hayır onu ben söyledim” dedi. Eylül ise ikisinin de söylemediğini, cümlenin Arda’dan çıktığını söyledi.

Bak işte, mor yalanlar böyle başlıyor.

Kötü niyetle değil her zaman. İnsan hafızası bile bazen hikâyeyi kendine göre değiştiriyor.

Bir Bardak Daha Gelince Herkes Biraz Daha Doğru Söylüyor Sandık

Saat ilerledikçe masadaki resmiyet tamamen kayboldu. Başta dikkatle seçilen kelimeler artık seçilmiyordu. İnsanlar düşündüğünü söylüyor, sonra söylediğini düzeltmeye çalışıyor, düzeltirken daha beter hale getiriyordu.

Arda sonunda Melis’e döndü.

“Sen neden kızgınsın bana?” diye sordu.

Melis şaşırdı.

“Ben sana kızgın değilim.”

“Üç saattir yüzüme bakmıyorsun.”

“Bakmak zorunda mıyım?”

“Değilsin.”

“E tamam.”

Konuşma burada bitmeliydi belki. Bitmedi.

Zaten çoğu tartışma bitmesi gereken yerde bitmediği için tartışma oluyor.

Ceyda’nın Ortaya Attığı O Eski Mesele

Ceyda birden birkaç hafta önce yaşanan başka bir meseleyi hatırlattı. Bunun o geceyle alakası yoktu aslında. Fakat eski defter açılınca herkesin anlatacak bir şeyi çıktı.

  1. Önce eski bir mesaj konuşuldu.
  2. Sonra mesajın hangi saatte gönderildiği tartışıldı.
  3. Mesajdaki tek bir kelimenin anlamı üzerine uzun uzun konuşuldu.
  4. Birisi bunun flört olduğunu söyledi.
  5. Bir başkası normal arkadaş konuşması dedi.
  6. En sonunda mesajı yazan kişi bile ne demek istediğini hatırlamadığını söyledi.

İşte insan ilişkilerinin komik tarafı biraz burada. Bir zamanlar düşünmeden yazılmış üç kelime, haftalar sonra beş kişinin tartıştığı büyük bir delile dönüşebiliyor.

Küçük not:

O gece kesin olan şeylerden biri şuydu; herkes gerçeği aradığını söylüyordu ama herkes biraz kendi gerçeğinin doğru çıkmasını istiyordu.

Saat İlerledikçe Yalanların Rengi Değişti

İlk başta söylenen küçük şeyler artık önemini kaybetmişti. Çünkü ortaya daha büyük iddialar çıkıyordu. “Sen geçen ay böyle demiştin.” “Hayır ben onu sana demedim.” “Ama bana öyle anlatıldı.” “Kim anlattı?”

Kim anlattı sorusu tehlikelidir.

Çünkü çoğu zaman cevap verilemez.

Birinden duymuşsundur ama kim olduğunu unutmuşsundur. Belki de gerçekten birinden duymadın, zaman içerisinde öyle olduğuna kendin inandın. Hafıza tuhaf şey.

Melis masadan kalkıp birkaç dakika uzaklaştığında herkes sustu. Az önce hakkında konuşulan insan gidince konuşacak daha fazla şey olması gerekirken kimse konuşmadı.

Arda bardağının kenarıyla oynadı.

“Ben onu seviyorum galiba,” dedi.

Galiba.

Bütün gecenin en önemli kelimesi buydu belki.

Seviyorum Değil, Seviyorum Galiba

İnsan bazen kendi duygusundan bile emin değil. Ama çevresindekiler onun adına son derece emin. Arda “galiba” derken Ceyda hemen “sen bayağı seviyorsun” dedi.

Nereden biliyordu?

Bilmiyordu.

Ama emin konuşuyordu.

Eylül güldü.

“Adam kendi duygusunu senden daha az biliyor yani?”

Ceyda cevap vermedi.

Masada kısa bir kahkaha oldu. İlk defa herkes aynı şeye gülüyordu.

Belki de Gecenin En Normal Beş Dakikasıydı

Bir süre kimse ilişki konuşmadı. Başka şeylerden bahsedildi. Saçma videolar gösterildi, eski bir şarkının adı hatırlanmaya çalışıldı. Birisinin geçen hafta başına gelen komik olay anlatıldı.

Sonra Melis geri geldi.

Ve masadaki hava yeniden değişti.

İnsanların yüzünden bir şeylerin konuşulduğunu anladı muhtemelen. Fakat sormadı.

Arda’nın yanına oturdu.

Bu sefer biraz daha yakın.

Gerçeğin Pek de Gösterişli Olmayan Hali

Gece boyunca büyük bir sır ortaya çıkacak sanıyorduk. Hani filmlerde olur ya, herkes susar ve bir kişi sonunda bütün gerçeği anlatır. Öyle olmadı.

Gerçek çok daha sıradandı.

Melis ile Arda birbirlerinden hoşlanıyordu.

Ama ikisi de bunun nereye gittiğini bilmiyordu.

Hepsi bu.

Ne büyük ihanet vardı ne gizli plan. Ne aylarca saklanan başka bir ilişki ne de masadakilerin kafasında kurduğu o karmaşık senaryolar.

Sadece birbirinden hoşlanan fakat bunu düzgün konuşamayan iki insan.

Biraz hayal kırıklığına uğradık desek ayıp olur mu?

Çünkü hikâye kafamızda daha büyüktü.

Mor Yalanların Kısa Muhasebesi

Gecenin başında duyduğumuz şeylerin yarısı yanlış çıktı. Kalan yarısının da ne kadarı doğru hâlâ bilmiyoruz.

  • Gizli ilişki hikâyesi doğru değildi.
  • Büyük kavga yaşanmamıştı.
  • Ortada başka biri olduğuna dair kesin bir şey yoktu.
  • Melis’in kızgınlığı sandığımız kadar büyük değildi.
  • Arda’nın hisleri ise kendi söylediği kadarıyla hâlâ “galiba” seviyesindeydi.

Haybeye Gerçek Üstü Aşklar Böyle Doğuyor Belki

İki insan birbirine bakıyor.

Üçüncü kişi bunu görüyor.

Dördüncü kişi üçüncü kişiden duyuyor.

Beşinci kişi hikâyeye biraz yorum katıyor.

Sonra bir bakmışsın ortada destansı bir aşk hikâyesi var.

Halbuki iki insan daha ilk kahvesini içiyor belki.

Biz hikâyeleri büyütmeyi seviyoruz. Özellikle aşk hikâyelerini. Normal olan yetmiyor bazen. İçine biraz kavuşamama, biraz kıskançlık, birkaç yanlış mesaj, bir eski sevgili ihtimali koyuyoruz. Sonra hikâye tamam.

Gerçek ise köşede sessiz sessiz bekliyor.

Sabaha Doğru Her Şey Daha Az Önemliydi

Gecenin sonunda ilk saatlerde konuşulan meselelerin çoğunu artık kimse umursamıyordu. Ceyda bile yorulmuştu. Telefonlar masadan kalktı, bardakların bazıları yarım kaldı.

Melis ile Arda kendi aralarında sessizce konuşmaya başladılar.

Ne konuştuklarını duymadık.

Bu sefer kimse dinlemeye de çalışmadı.

Belki olması gereken buydu zaten.

İki insanın meselesini iki insana bırakmak.

“Bazı aşklar gerçek üstü değildir. Sadece dışarıdan bakanların hayal gücü biraz fazla çalışmıştır.”

Peki O Gece Ne Oldu?

Aslında hiçbir şey olmadı diyebiliriz.

Ama çok şey konuşuldu.

Bazen olay dediğimiz şey de budur zaten. Büyük hadiseler değil, insanların birbirine söylediği küçük cümleler. Yanlış anlaşılmalar. Sonradan “ben onu öyle demedim” diye düzeltilmeye çalışılan laflar.

Melis giderken Ceyda’ya sarıldı.

Arda birkaç adım geriden yürüyordu.

Eylül bana baktı.

“Bunlar şimdi sevgili mi?” dedi.

“Bilmiyorum.”

“Bence olacaklar.”

“Sen de başladın.”

Güldü.

Belki bütün mesele buydu.

Kimse bilmiyordu fakat herkesin bir fikri vardı.

Ertesi Gün Gelen Mesaj

Ertesi gün öğlene doğru telefonuma Ceyda’dan mesaj geldi.

“Dün gece anlattıklarımızı kimseye söyleme.”

Güldüm.

Çünkü tam olarak neyi söylememem gerektiğini bilmiyordum. Gece boyunca o kadar farklı hikâye anlatılmıştı ki hangisi sır, hangisi dedikodu, hangisi gerçek birbirine girmişti.

“Hangisini?” diye yazdım.

Uzun süre cevap gelmedi.

Sonra telefon titreşti.

“Hiçbirini.”

Geceden Geriye Kalanlar

  • Yarım bırakılmış birkaç cümle,
  • doğru olup olmadığı bilinmeyen hikâyeler,
  • gereğinden fazla yorumlanan birkaç mesaj,
  • “galiba” kelimesine sıkışmış bir aşk,
  • ve ertesi gün hatırlanınca insana biraz komik gelen tartışmalar.

Şişli’de Mor Yalanlar ve Bitmeyen O “Galiba”

Sonra ne oldu bilmiyorum. Melis ile Arda sevgili oldu mu, olmadı mı? Ceyda’nın anlattıklarından hangisi gerçekten yaşanmıştı? Belki birkaç hafta sonra herkes başka insanlarla başka masalarda oturdu ve o geceyi tamamen unuttu.

Fakat aklımda bir şey kaldı.

İnsan bazen yaşadığı aşkı değil, aşk hakkında anlattığı hikâyeyi büyütüyor.

Gerçek küçük kalıyor.

Hikâye büyüyor.

Bir bakış “unutulmaz geceye”, gecikmiş bir mesaj “büyük kırgınlığa”, henüz adı bile konmamış yakınlık ise destansı bir aşka dönüşüyor.

Sonra geriye dönüp baktığında fark ediyorsun; o kadar da büyük bir şey yokmuş aslında.

Biraz yanlış anlaşılma vardı.

Biraz merak.

Fazla yorum vardı.

Azıcık kıskançlık.

Ve bol miktarda mor yalan.

Haybeye büyüttüğümüz gerçek üstü aşklar da zaten böyle değil mi?

Gerçeğin üzerine herkes kendinden bir şey koyuyor. Sonunda gerçeği bulmaya çalıştığında elinde yalnızca anlatılmış hikâyeler kalıyor.

Hangisi doğru?

Onu da artık kimse bilmiyor.

Gece Sonrası: Melis ile Kısa Değil, Biraz Karışık Bir Söyleşi

O gece masada konuşulanların ardından Melis’le yeniden karşılaştık. “Söyleşi yapalım” dediğimde önce güldü. Sonra da, “Ama yine kafanıza göre aşk hikâyesi çıkarmayın bundan,” diye özellikle söyledi. Kaydı açtık. Bazı cevaplar uzadı, bazı sorular yarıda kaldı. Zaten mevzu da pek düzgün ilerlemedi.

— O geceden başlayalım. Masaya geldiğimizde sende bir tuhaflık vardı. Gerçekten kızgın mıydın?

Melis: Herkes bunu söylüyor ama ben kızgın değildim ya. Yorgundum biraz. Bir de telefonla uğraşıyordum. İnsan sessiz durunca hemen “kesin bir şey olmuş” deniyor. Bazen hiçbir şey olmuyor. Suratım öyle olabilir yani, ne yapayım.

— Ama Arda geldiğinde “geç kaldın” dedin.

Melis: Çünkü geç kaldı.

— Kızgın değil miydin yani?

Melis: Geç kalmasına kızmış olabilirim. Ama bu başka. Siz oradan büyük bir ilişki krizi çıkardınız. Adam kırk dakika geç geldi, ben de geç kaldın dedim. Bunun neresi destansı aşk kavgası?

— Masada herkes sizin daha önceden uzun süredir görüştüğünüzü düşünüyordu.

Melis: İşte mor yalan dediğim şey tam olarak bu. Birisi bir şey söylüyor, öbürü iki ekliyor. Sonra bana geliyor hikâye, ben bile şaşırıyorum. “Vay be neler yaşamışım haberim yok” diyorum.

“İnsanlar bazen senin yaşamadığın ilişkiyi senden daha ayrıntılı biliyor. Çok acayip bir şey bu.”

— Peki Arda’yla ilişkinizin adı ne?

Melis: Bak yine ilişki dedin.

— Ne diyelim?

Melis: Bilmiyorum. Tanışıyoruz. Görüşüyoruz. Konuşuyoruz. Bazen kavga ediyoruz ama kavga da denmez ona. Sinir oluyoruz birbirimize. Sonra geçiyor.

— Hoşlanıyor musun?

Melis: Bu soruyu sormayacaktın.

— Neden?

Melis: Çünkü cevap verirsem bütün yazının başlığı değişecek.

— Değiştirmeyiz.

Melis: Size güveniyorum da gazeteciliğinize güvenmiyorum.

— Gazeteci değiliz zaten.

Melis: Daha kötü işte.

Burada gülüyor. Birkaç saniye cevap vermiyor. Telefonuna bakıyor ama bu kez ekranı masaya çevirmiyor.

— Soruyu unutmadık.

Melis: Hoşlanıyorum tamam. Yaz bunu. Ama böyle büyük harflerle falan yazma.

— Ne zamandan beri?

Melis: Bilmiyorum.

— İnsan hoşlanmaya başladığı zamanı bilmez mi?

Melis: Sen biliyor musun?

— Soruları ben soruyorum.

Melis: İşine gelmedi tabii.

Söyleşinin burasında: Melis kahvesinden bir yudum alıp uzun süre düşünüyor. “Hoşlanmanın başlangıç tarihi mi olur?” diye kendi kendine söyleniyor. Sonra soruya cevap vermeden başka bir konuya geçmeye çalışıyor.

— Peki o gece telefonuna sürekli kim yazıyordu?

Melis: Hah. Bunu merak ettiğinizi biliyordum.

— Kimdi?

Melis: Söylemeyeceğim.

— Arda mıydı?

Melis: Arda karşımda otururken bana niye mesaj atsın?

— Gelmeden önce?

Melis: O zaman yazdı evet. “Geliyorum” dedi zaten.

— Diğer mesajlar?

Melis: Arkadaşım.

— Kadın mı erkek mi?

Melis: Sana ne?

— Haklısın.

Melis: Bak bunu özellikle yaz. İlk defa haklı olduğumu kabul ettin.

— Peki masadaki insanların telefonuna kimin mesaj attığını merak etmesi seni rahatsız etti mi?

Melis: Merak normal. Ben de merak ederim. Ama merakla hikâye yazmak başka. Bir telefon titriyor diye hemen gizli sevgili çıktı ortaya. Yarın kargo mesajı gelir, ona da eski sevgilim dersiniz.

— Ceyda’nın anlattıkları?

Melis: Ceyda’yı seviyorum ama Ceyda’nın bir özelliği var. Bir şeyin yüzde otuzunu biliyorsa kalan yüzde yetmişini kendi tamamlıyor.

— Bunu ona söyledin mi?

Melis: Yüzüne de söylüyorum zaten.

— Kızmıyor mu?

Melis: Kızıyor. Sonra unutuyor.

“Dedikodunun en tehlikeli tarafı tamamen yalan olması değil. İçinde biraz gerçek olması. O biraz gerçeğin etrafına herkes başka bir şey koyuyor.”

— “Mor yalan” dediğin şey tam olarak ne?

Melis: Beyaz yalan var ya. Kimseyi kırmamak için falan söylersin. Ben mor yalanı başka düşünüyorum. Kötü niyet yok ama gerçek de değil. Biraz süslenmiş, biraz dramatik hale gelmiş. İnsan anlatırken kendisi bile inanıyor.

— Mesela?

Melis: Mesela “Arda ile Melis kavga etti” diyorsun. Gerçekte ne olmuş? Ben bir mesaja sinir olmuşum, yarım saat konuşmamışım. Ama ertesi gün hikâye geliyor bana; “çok büyük kavga etmişsiniz.” Kim büyüttü bunu?

— Belki siz de biraz malzeme veriyorsunuz.

Melis: Kesinlikle. Ben tamamen masumum demiyorum zaten. Ben de bazen anlatıyorum. Hatta bazen sinirliyken olduğundan büyük anlatıyorum. Sonra sakinleşince “o kadar da değildi aslında” diyorum.

— Yani sen de mor yalan söylüyorsun?

Melis: Söylüyorumdur. Herkes söylüyor bence.

— Arda seni seviyor mu?

Melis: Ona sor.

— Sana hiç söyledi mi?

Melis: Hayır.

— Söylesin ister misin?

Melis: İnsan bazı şeyleri duymak ister tabii. Ama söylesin diye beklemiyorum.

— Sen söyledin mi?

Melis: Neyi?

— Sevdiğini.

Melis: Ben seviyorum demedim ki.

— Hoşlanıyorum dedin.

Melis: İkisi aynı şey değil. Bak işte yine hikâyeyi büyütüyorsun.

Burada haklı. Yaklaşık yirmi dakika önce söylediği “hoşlanıyorum” kelimesi fark etmeden “seviyorum”a dönüşmüş durumda. Söyleşinin başından beri anlattığı mor yalan meselesinin küçük bir örneğini böylece biz de yapıyoruz.

— O zaman düzeltiyorum. Arda’dan hoşlanıyorsun.

Melis: Evet.

— Arda senden hoşlanıyor mu?

Melis: Herhalde.

— “Herhalde” mi?

Melis: Bana öyle geliyor.

— O gece o da “seviyorum galiba” dedi.

Melis: Ne?

— Sen masada yokken söyledi.

Melis: Gerçekten mi?

— Evet.

Melis: Bak şimdi bunu bilmiyordum.

İlk defa uzun bir sessizlik oluyor. Az önce rahat rahat cevap veren Melis birkaç saniye ne diyeceğini bulamıyor. Sonra gülümsüyor ama belli etmemeye çalışır gibi.

— Mutlu oldun sanki?

Melis: Hayır.

— Gülüyorsun.

Melis: Gülmedim.

— Şu an da gülüyorsun.

Melis: Tamam bunu yazma.

— Yazacağız.

Melis: İşte mor yalanların başlangıç noktası sensin zaten.

— Bu yalan değil ama.

Melis: Fazla gerçek olması daha kötü.

“Bazı şeyleri insan duymak istiyor ama duyunca da ne yapacağını bilmiyor. Galiba benimki biraz öyle.”

— Bundan sonra Arda’yla ne olacak?

Melis: Niye bir şey olmak zorunda?

— Olmak zorunda değil.

Melis: İşte herkes bunu unutuyor. İki insan birbirinden hoşlanınca hemen sonunu soruyorlar. Sevgili olacak mısınız? Ne zaman olacak? Ciddi mi? Nereye gidiyor? Daha biz bilmiyoruz nereye gidiyor.

— Belirsizlik rahatsız etmiyor mu?

Melis: Ediyor. Bazen çok ediyor. Ama sırf belirsizlik bitsin diye yanlış bir şeyin içine girmek daha kötü.

— Arda bunu okursa?

Melis: Okusun.

— Rahatsız olmaz mısın?

Melis: Bazı yerlerde olurum.

— Hangilerinde?

Melis: Onu söylemem. Sonra özellikle kalın yaparsın.

— Son bir soru. O geceyi tek cümleyle anlat desen?

Melis: Tek cümle çok zor.

— Dene.

Melis: Herkes her şeyi bildiğini sanıyordu, kimse hiçbir şey bilmiyordu.

— Güzel oldu.

Melis: Fazla düzgün oldu. Ben böyle konuşmam normalde.

— O zaman bir daha söyle.

Melis: Herkes kafasına göre bir şey salladı işte, sonra biz de hangisi doğru karıştırdık.

— Bu daha gerçek oldu.

Melis: Evet. Bunu yaz.

Söyleşi burada bitiyor sandık. Kayıt kapandıktan yaklaşık iki dakika sonra Melis dönüp son bir şey söyledi: “Arda’nın söylediği o galiba kısmını gerçekten söyledi değil mi, siz uydurmadınız?” Gerçekten söylediğini tekrar belirttik. “Tamam” dedi. Başka bir şey sormadı. Telefonunu aldı ve birine mesaj yazmaya başladı. Kime olduğunu sormadık. Bazı hikâyelerde biraz merak kalması iyi belki.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir