Behice - İstanbul Travesti

Travesti Behice’nin Niktofobisini Değiştiren Esrarengiz An

Bazı korkular insanın peşinden gürültüyle gelmiyor. Sessiz oluyor mesela. Travesti Behice’nin niktofobi ile olan hikâyesi de biraz böyleydi. İzmit’te yıllardır yaşayan Behice gündüzleri gayet hareketli, konuşkan, hatta arkadaşlarının tabiriyle yerinde pek duramayan biriydi. Fakat akşam olup da odaların köşeleri koyulaşmaya başlayınca onun için başka bir zaman başlıyordu.

Karanlığı sevmiyordu demek az kalırdı. Işığın olmadığı yerde birkaç dakika geçirmek bile Behice’nin aklında türlü türlü düşünceleri harekete geçiriyordu. Kendisi buna uzun süre bir isim de vermemişti zaten. “Ben karanlığı sevmiyorum işte” diyerek geçiştiriyordu. Sonradan niktofobi kelimesiyle karşılaşınca, yaşadığı korkunun başkalarında da görülebildiğini öğrenmişti.

Behice’nin kendi tarifiyle:
Karanlık benim için sadece ışığın olmaması değildi. Sanki etraftaki bütün seslerin büyüdüğü, küçücük şeylerin bile başka bir şeye benzediği garip bir zamandı.

İzmit’te Akşam Olunca Başlayan Eski Huzursuzluk

Behice’nin bu korkusu yeni değildi. Çocukluğundan beri karanlık bir odada tek başına kalmayı hiç sevmediğini anlatıyordu. Yıllar geçtikçe bunun kendiliğinden ortadan kalkacağını düşünmüş. Olmadı.

Üstelik yetişkin olduğunda korkusunu saklamak daha kolay hâle gelmişti. Eve geldiğinde koridor ışığını yakıyor, mutfaktan salona geçerken lambaları sırayla açıyor, uyurken de küçük bir ışığı açık bırakıyordu. Böyle yapınca dışarıdan bakan kimse ortada bir problem olduğunu anlamıyordu.

İzmit’teki evinde özellikle gecenin geç saatlerinde sessizlik çöktüğünde durum biraz daha değişiyordu. Dışarıdan gelen otomobil sesi, üst kattan gelen sandalye sürüklenmesi veya kalorifer borularından gelen küçücük bir tıkırtı… Normal zamanda dikkatini bile çekmeyecek şeyler karanlıkta Behice’nin kulağına fazla büyük geliyordu.

Behice Karanlıktan Neden Bu Kadar Çekiniyordu?

İşin ilginç yanı Behice bunun cevabını kendisi de tam bilmiyordu. Korkusunun belirli tek bir olaya dayandığını söylemiyordu. Daha çok yıllar içerisinde büyümüş bir alışkanlık gibiydi.

Karanlıkta zihni boşlukları kendi kendine dolduruyordu.

  • Koridordaki bir gölgeyi hareket ediyor sanıyordu.
  • Dışarıdan gelen sıradan sesleri olduğundan fazla önemsiyordu.
  • Elektrik kesildiğinde hemen telefonunun ışığını açıyordu.
  • Gece ev içerisinde tamamen karanlık bir bölüme geçmek istemiyordu.
  • Uyumadan önce kapıların ve pencerelerin durumuna tekrar bakıyordu.
  • Başucunda mutlaka ulaşabileceği bir ışık bulunduruyordu.

Behice bunları anlatırken kendine de biraz kızıyordu. Çünkü gündüz vakti düşündüğünde bütün bunların gereksiz olduğunu söylüyor, fakat gece aynı düşünce biçimini koruyamıyordu.

“Gündüz kendime diyordum ki Behice sen ne yapıyorsun, ortada hiçbir şey yok. Gece ışığı kapatınca gündüz söylediğim bütün o laflar uçup gidiyordu. İnsan bazen kendi aklıyla bile pazarlık yapıyor.”

Her Şeyi Değiştiren O Esrarengiz Gece

Behice’nin yıllarca anlattığı bu hikâyenin asıl tuhaf kısmı ise sıradan başlayan bir akşamda yaşandı.

İzmit’te hava erkenden kararmıştı. Behice eve dönmüş, üzerini değiştirmiş ve kendisine çay hazırlamıştı. Televizyon açıktı ama pek izlemiyordu. Telefonuyla uğraşıyor, arada mutfağa gidiyordu. Yani bildiğimiz alelade bir akşam.

Sonra elektrik kesildi.

Bir anda.

Televizyon sustu, lambalar söndü. Ev o birkaç saniye içerisinde Behice’nin hiç sevmediği biçimde karanlığa gömüldü.

İlk hareketi telefonu aramak oldu. Sehpanın üzerinde olması gerekiyordu. Eliyle yokladı ama bulamadı.

“İşte o zaman fena oldum” diye anlatıyordu sonradan.

Telefon birkaç dakika önce elindeydi fakat nereye bıraktığını hatırlayamıyordu. Karanlıkta gözlerini kocaman açmanın hiçbir faydası yoktu. Birkaç saniye hareketsiz kaldı.

Karanlıkta Duyduğu Küçücük Ses

Tam o sırada mutfak tarafından hafif bir ses geldi.

Tık.

Behice donup kaldı.

Sonra bir tane daha.

Tık…

Normal bir zamanda bu sesin ne olduğunu anlaması birkaç saniye sürmezdi belki. Fakat niktofobisinin etkisiyle zihni bir anda ihtimaller üretmeye başladı.

Yerinden kalkmak istemedi. Öte yandan karanlıkta oturup elektriğin gelmesini beklemek daha beterdi. Birkaç dakika ona yarım saat gibi geldi.

O birkaç dakikada Behice’nin aklından geçenler:

  1. Telefonumu bulmalıyım.
  2. Önce sakin olmam lazım.
  3. Mutfaktan gelen ses neydi?
  4. Kapıya kadar gitsem dışarıda ışık vardır.
  5. Yok, önce telefonu bul.
  6. Behice dur, kendi kendini daha fazla korkutma.

Sonuncusunu gerçekten sesli söylemiş.

“Behice dur.”

Kendi sesini duymak tuhaf biçimde iyi gelmişti.

İlk Kez Işığı Aramadan Ayağa Kalktı

Sonra hikâyenin Behice açısından önemli olan kısmı yaşandı. Telefonu aramak yerine ayağa kalktı.

Normalde bunu yapmazdı.

Elini duvara koyarak birkaç adım ilerledi. Eşyaların yerini biliyordu aslında. Salondan koridora geçti. Karanlık hâlâ karanlıktı, değişen hiçbir şey yoktu ama birkaç adım sonra gözleri ortama biraz alışmaya başladı.

Pencereden gelen çok hafif sokak aydınlığı bazı eşyaların şeklini belli ediyordu.

Mutfaktan yine aynı ses geldi.

Tık.

Behice bu kez geri dönmedi.

Mutfağın kapısına kadar yürüdü ve bekledi.

Bir süre sonra sesin kaynağını fark etti. Akşam yıkadığı metal kaşıklardan biri süzgecin içerisinde yavaşça kayıyor, başka bir kaşığa değiyordu.

Hepsi buydu.

Behice önce rahatladı. Sonra kendi kendine gülmeye başladı.

“Ben kafamda neler kurdum, meğer iki kaşık birbirine değiyormuş. Orada gülmeye başladım. Karanlığın içinde tek başıma gülüyorum birde, o daha acayipti.”

Niktofobisini Değiştiren Esrarengiz An Aslında Neydi?

Behice’nin “esrarengiz an” dediği şey tam olarak buydu.

Karanlık ortadan kalkmamıştı.

Elektrikler hâlâ gelmemişti.

Fakat korkusunu büyüten şeylerden birinin, karanlığın içerisinde ne olduğunu bilememek olduğunu ilk kez bu kadar açık biçimde fark etmişti.

Mutfaktan gelen küçücük ses zihninde birkaç dakika içerisinde bambaşka bir şeye dönüşmüştü. Kaynağını gördüğü anda ise bütün hikâye çökmüştü.

Behice için mesele “artık karanlıktan hiç korkmuyorum” noktasına gelmedi. Zaten bir korkunun tek gecede sihirli biçimde yok olduğunu söylemek de hikâyeyi fazla kolaylaştırırdı. Onun yaşadığı daha ufak ama önemli bir değişimdi.

Karanlık geldiğinde hemen kaçmak yerine birkaç saniye bekleyebileceğini fark etti.

Behice Sonraki Günlerde Kendine Küçük Denemeler Yaptı

O elektrik kesintisinden sonra Behice’nin merakı korkusunun biraz önüne geçmişti. Kendi kendine ufak denemeler yapmaya başladı. Bunu bir yarışa çevirmedi. Kendini zorlayıp paniğe sürüklemek yerine, kontrolün kendisinde olduğu küçük adımlar seçti.

  • Uyumadan önce bütün evi aydınlık bırakmamaya başladı.
  • Koridordan geçerken bazen ışığı hemen açmadan birkaç saniye bekledi.
  • Karanlıkta duyduğu her sesi kötü bir ihtimalle açıklamak yerine önce kaynağını düşünmeye çalıştı.
  • Telefon ışığını ilk saniyede açma alışkanlığını azaltmaya uğraştı.
  • Kendisini fazla huzursuz hissettiğinde denemeyi bırakıp ışığı yeniden açtı.

Bazen başarılı oluyordu, bazen olmuyordu. Hatta bir gece bütün bunları unutup yine evdeki neredeyse bütün lambaları yakmış. Sabah fark edince “demek o kadar da kahraman değilmişiz” diyerek kendi kendine gülmüş.

İzmit’te Yağmurlu Bir Akşam İkinci Sınav Geldi

Aradan birkaç hafta geçmişti. İzmit’te yağmurlu bir akşam Behice yine evdeydi. Bu kez dışarıdaki hava nedeniyle ev normalden daha karanlık görünüyordu. Bir ara yatak odasına giderken koridorun lambasının kapalı olduğunu fark etti.

Eski Behice hiç düşünmeden düğmeye basardı.

Bu defa durdu.

Bir.

İki.

Üç.

Sonra yürüdü.

Koridor birkaç metreydi zaten. Fakat onun açısından mesafe metreyle ölçülmüyordu. Yıllardır kaçındığı hissin içerisinden kendi isteğiyle geçiyordu.

Yatak odasına ulaştığında büyük bir zafer kazanmış gibi hissetmedi. Daha ziyade şaşırdı.

“Bu muydu yani?” dedi.

Sonra geri dönerken ışığı yaktı.

Çünkü canı öyle istedi.

Behice’nin hikâyesindeki asıl değişim:

Karanlığın tamamen ortadan kalkması değildi. Behice için önemli olan, ışığı yakmanın mecburiyet gibi hissettirmemeye başlamasıydı. Bazı geceler ışığı açıyor, bazı geceler birkaç saniye bekliyordu. Kararı artık biraz daha kendisi veriyordu.

Karanlık Aynı Karanlıktı Ama Behice Artık Aynı Behice Değildi

Aylar sonra bu hikâyeyi arkadaşlarına anlatırken elektriklerin kesildiği o geceyi hâlâ biraz abartarak anlatıyordu. Kaşıkların çıkardığı sesi tarif ederken ses tonunu değiştiriyor, “mutfaktan bir şey geliyor sandım” diyerek herkesi güldürüyordu.

Fakat gülerek anlattığı olayın onun için ciddi bir tarafı da vardı.

Çünkü yıllarca karanlığı tek bir büyük korku gibi görmüşken, o gece korkunun içerisinde başka şeyler olduğunu fark etmişti: belirsizlik, kontrolü kaybetme hissi, sesleri yanlış yorumlama ve yıllardır tekrarladığı kaçınma alışkanlıkları.

Bunları fark etmek her şeyi bir anda çözmedi. Ama korkusunun şeklini değiştirdi.

Behice’nin Dilinden O Gecenin Sonrası

“Şimdi yine zifiri karanlık olsa çok seviniyorum diyemem. Sevmiyorum yani. Ama eskisi gibi karanlık oldu, eyvah şimdi ne olacak diye düşünmüyorum her seferinde. Bazen duruyorum. Gözüm alışıyor. Bir bakıyorum ortada korktuğum kadar büyük bir şey yokmuş.”

Behice hâlâ yatağının yanında küçük bir gece lambası bulunduruyor. Telefonunu da ulaşabileceği yerde bırakıyor. Fakat bunları artık eskisi kadar sık kontrol etmediğini söylüyor.

En komiği ise mutfaktaki metal süzgeç olmuş.

Elektrik kesintisinin ertesi sabahı Behice süzgeci eline almış, kaşıkları içine koymuş ve hafifçe sallamış.

Aynı ses.

Tık… tık…

“Demek bütün gecenin esrarı sendin” demiş.

Travesti Behice’nin Niktofobi Hikâyesinden Geriye Kalan

İzmit’te yaşayan Travesti Behice için niktofobi artık anlatmaktan çekindiği gizli bir mesele değil. Hatta yakın çevresinde konu açıldığında elektrik kesintisi hikâyesini ilk kendisi anlatıyor.

Bir zamanlar karanlığı yalnızca kaçılması gereken bir şey olarak görüyordu. Şimdiyse bazı geceler pencerenin önünde ışığı kapatıp dışarıyı seyrediyor. Çok uzun değil belki, beş dakika bazen on dakika.

Sonra lambayı yakıyor, çayını alıyor ve hayatına devam ediyor.

Behice’nin hikâyesinin tuhaf yanı da burada zaten. Büyük bir mucize olmadı. Bir sabah uyandığında bütün korkuları yok olmadı. İzmit’teki sıradan bir elektrik kesintisinde, karanlık mutfaktan gelen iki küçük tık sesi ona yıllardır büyüttüğü korkusuna başka taraftan bakabileceğini gösterdi.

Belki de Behice’nin yıllarca beklediği o esrarengiz an gerçekten buydu.

Karanlığın değiştiği an değil.

Karanlığa bakışının değişmeye başladığı an.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir