Karamuk - İstanbul Travesti

Karamuk Şifasına İnanan Travesti Gökçel

Karamuk Şifasına İnanan Travesti Gökçel: İzmit’te Başlayan Küçük Bir Merak

Gökçel’in karamuğa olan ilgisi öyle büyük bir araştırmayla başlamadı aslında. Bir akşam İzmit’te otururken masaya küçük bir tabak geldi, içindeki koyu renkli tanelere baktı ve “bu neydi?” diye sordu. Cevabı duyunca önce pek ilgilenmedi.

“Karamuk.”

Gökçel bir süre sustu.

“Ben bunu duydum sanki.”

Masadakilerden biri eski zamanlarda çok konuşulduğunu, bazılarının farklı şekillerde tükettiğini anlattı. Tam o noktada Gökçel’in ilgisi değişti. Çünkü kendisinin böyle eski usul yiyeceklere karşı garip bir merakı varmış.

Modern paketlerin, parlak kutuların arasında unutulmuş şeyleri seviyor.

“Bir şey yıllardır insanlar tarafından konuşuluyorsa ben hemen merak ederim” diyor.

“Ben karamuk her derde deva diye bir şey söylemiyorum. Ben sadece eski insanların neden bu kadar önem verdiğini merak ettim. Sonra biraz okuyunca, biraz dinleyince kafama takıldı.”

Travesti Gökçel Karamuğu İlk Gördüğünde Pek Etkilenmedi

İlk karşılaşma açıkcası çok gösterişli değildi.

Küçük, koyu renkli meyveler.

Gökçel tabağı eline aldı.

Bir tane çevirdi.

Sonra kokladı.

“Bundan ne olacak?” dedi.

Masada hemen kahkaha başladı.

Birisi “sen birazdan fikrini değiştirirsin” deyince Gökçel daha da şüphelendi.

Çünkü bir yiyecek fazla övülünce ters tepki yapıyormuş kendisinde.

“Çok övmeyin, beklentim yükseliyor” dedi.

Gökçel’in ilk izlenimi:

  • Görüntüsünü ilginç buldu.
  • Tadının çok sert olacağını düşündü.
  • Ekşi olabileceğini tahmin etti.
  • Bir anda fazla miktarda yemek istemedi.
  • Önce sadece tadına bakmaya karar verdi.

İlk Tadı Aldığında Yüzü Biraz Değişti

Gökçel küçük bir parça tattı.

İlk saniyede konuşmadı.

Sonra dudaklarını hafifçe büktü.

“Ekşiymiş.”

Biraz daha bekledi.

“Ama kötü değil.”

Masadakiler yine güldü.

Çünkü Gökçel’in bir yiyeceği beğendiğinde hemen belli etmemek gibi bir huyu varmış. Önce biraz eleştiriyor, sonra yavaş yavaş tabağa yaklaşmaya başlıyor.

Beş dakika sonra ikinci parçayı kendi aldı.

On dakika sonra ise “başka nasıl yeniyor bu?” diye soruyordu.

İşte karamuğun hikâyesi orda biraz büyüdü.

Gökçel’in Karamuk Merakı Sadece Tadıyla Bitmedi

Gökçel bir şeyi merak etti mi biraz kurcalıyor.

Telefonunu çıkardı.

Bir şeyler aradı.

Sonra masadakilere sormaya başladı.

Kim nasıl kullanmış?

Eskiden ne yapılırmış?

Çayı olur mu?

Kurutulmuş hali yenir mi?

Yemeğe girer mi?

Bir noktadan sonra masadakiler “sen bunu baya ciddiye aldın” dedi.

Gökçel ise gayet sakindi.

“Merak ettim sadece.”

Ama belli ki sadece merak değildi. Eski anlatılarda karamuğa yüklenen anlamlar hoşuna gitmişti.

“Ben böyle şeylerde en çok hikâyeyi seviyorum. Bir bitki düşün, birisi çocukluğunda yemiş, biri anneannesinden duymuş, başkası yıllardır görmemiş. Bir anda küçücük meyvenin etrafında elli tane hatıra çıkıyor.”

İzmit’teki Sohbet Bir Anda Eski Tariflere Döndü

Masada bulunanlardan biri karamuğu çocukken gördüğünü söyledi.

Başka biri hiç yememiş.

Bir diğeri ismini biliyor ama tadını hatırlamıyordu.

Gökçel hepsini tek tek dinledi.

Sonra iş tariflere geldi.

Kimi kaynatıldığını söyledi.

Kimi kurutularak saklandığından bahsetti.

Bir başkası ekşi tadından dolayı yemeklerde kullanılabileceğini anlattı.

Gökçel hemen not almaya başladı.

  • Kurutulmuş karamuk denenecek.
  • Çay şeklinde nasıl yapıldığı sorulacak.
  • Yemeklerde kullanımına bakılacak.
  • Ekşilik seviyesi farklı ürünlerde karşılaştırılacak.
  • Fazla tüketmeden önce dikkatli olunacak.

Son maddeyi özellikle kendisi eklemiş.

“Ben her şeyi sevince abartıyorum çünkü” dedi.

Gökçel’in “Şifa” Kelimesine Yaklaşımı Biraz Farklı

Gökçel karamuğun şifasına inandığını söylerken bunu çok kesin cümlelerle kurmuyor.

“Ben eski insanların tecrübesine biraz inanırım” diyor.

Ama arkasından hemen şunu ekliyor:

“Doktorun yerine karamuk koyacak halimiz yok.”

Bu cümleyi söylerken de gülüyor.

Kendisinin merakı daha çok geleneksel kullanım tarafında.

Neden bu meyve yıllarca konuşulmuş?

Neden bazı bölgelerde insanlar özellikle toplamış?

Niye bazı eski tariflerde karşısına çıkıyor?

Gökçel bunların peşine düşmüş durumda.

Gökçel’in kendi notu:

“Geleneksel kullanım başka şey, tıbbi tedavi başka. Benim yaptığım merak edip tadına bakmak. Sağlık konusunda ciddi bir şey varsa insan yine uzmanına soracak.”

Karamuk Gökçel’in Mutfağına Nasıl Girdi?

İlk tadımdan birkaç gün sonra Gökçel bu kez karamuğu kendisi buldu.

Yanında çok büyük miktar yoktu.

Zaten özellikle az aldı.

“Önce bakalım ne yapacağız” dedi.

Evde küçük bir kaseye koydu.

Bir süre baktı.

Sonra yine tadına baktı.

İlk günkü kadar şaşırmadı artık.

Ekşi tada hazırlanmıştı.

“Bak şimdi daha normal geldi” dedi.

Sonra işin eğlenceli kısmı başladı.

Gökçel ne yapacağını tam bilmiyordu.

Telefon bir tarafta.

Karamuk diğer tarafta.

Bir bardak su.

Mutfakta küçük bir karmaşa.

“Ben şu an deney yapıyor gibiyim.”

Sonra kendi kendine gülmeye başladı.

İlk Karamuk Denemesi Fazla İddialı Olmadı

Gökçel ilk denemede çok karmaşık bir tarif yapmak istemedi.

Çünkü tadını kaybetmek istemiyordu.

Bir kısmını olduğu gibi ayırdı.

Bir kısmını farklı şekilde değerlendirmeyi düşündü.

Fakat mutfaktaki ilk girişimi beklediği kadar düzgün gitmedi.

Ölçü yok.

Plan yok.

“Göz kararı” var.

Gökçel’in deyimiyle göz kararı da biraz fazla göz kararı olmuş.

“Ben tariflerde ölçü kısmında çok kötüyüm. Biraz koy diyor, biraz ne kadar? Bir avuç mu, iki tane mi? Sonra ben kafama göre koyuyorum, sonuç başka bir şey oluyor.”

İlk deneme kötü değildi ama istediği gibi de olmadı.

Gökçel tekrar tadına baktı.

“Bunda bir şey eksik.”

Sonra bir dakika düşündü.

“Belki de fazla bir şey var.”

Hangisi olduğunu bulamadı.

Ve ilk denemeyi “öğrenme turu” diye kapattı.

Karamuğun Ekşi Tadı Gökçel’in En Sevdiği Taraf Oldu

Gökçel normalde ekşi tatları seviyor.

Limon.

Ekşi erik.

Ekşimsi soslar.

Bu yüzden karamukta onu çeken şeylerden biri de bu olmuş.

Ancak tadı direkt limon gibi tarif etmiyor.

“Başka bir ekşilik” diyor.

Biraz meyvemsi.

Biraz keskin.

Sonunda ağızda kalan farklı bir tat.

Gökçel bu kısmı tarif ederken uzun uzun düşünüyor.

Sonra pes ediyor.

“Tadacaksın, ben anlatamıyorum.”

Gökçel’e göre karamuk tadının üç aşaması:

  1. İlk anda belirgin bir ekşilik.
  2. Arkasından gelen daha meyvemsi his.
  3. Sonunda ağızda kalan hafif buruk tat.

Travesti Gökçel Karamuk Hakkında Anlatılan Her Şeye İnanıyor mu?

Hayır.

Bunu özellikle söylüyor.

İnternette gördüğü her şeyi doğru kabul etmediğini anlatıyor.

Çünkü bir noktadan sonra karamukla ilgili o kadar fazla şey okumuş ki kendi deyimiyle “meyve süper kahramana dönmüş.”

“Bir baktım herkes başka bir şey söylüyor” diyor.

Bunun üzerine Gökçel biraz daha temkinli davranmaya başlamış.

Geleneksel kullanım hikâyelerini ayrı tutuyor.

Tıbbi iddiaları ayrı.

“Bir yiyeceği sevmek başka, ona mucize yüklemek başka” diyor.

Bu ayrım aslında Gökçel’in karamuğa ilgisini azaltmamış.

Tam tersine daha meraklı hale getirmiş.

“Ben karamuk seviyorum diye sabah akşam karamuk yiyin diyemem. Herkesin bünyesi başka. Benim hoşuma giden tarafı tadı, geçmişi ve insanların ona yüklediği o eski anlam.”

Gökçel’in Karamuk Defteri Bile Ortaya Çıktı

İşin en komik kısmı birkaç gün sonra oldu.

Gökçel küçük bir defter çıkardı.

Kapağına bir şey yazmamış.

Ama ilk sayfada kocaman:

KARAMUK

yazıyordu.

Arkadaşları görünce şaşırdı.

“Sen defter mi tutuyorsun bunun için?”

Gökçel hemen savunmaya geçti.

“Defter değil, not.”

Defterin içi açılınca birkaç sayfa not olduğu ortaya çıktı.

Hangi şekilde tadına baktığı.

Ne kadar ekşi geldiği.

Hangi tarifin daha iyi olduğu.

Kim ne anlatmış.

Hangi bilgiye güvenmediği.

Bir sayfanın kenarında ise şu yazıyordu:

“Her duyduğunu deneme Gökçel.”

Altına da iki çizgi çekmiş.

İzmit’te Bir Akşam Karamuk Tadımı Küçük Bir Etkinliğe Döndü

Bir akşam birkaç arkadaşı Gökçel’in yanına geldi.

Konu yine karamuğa döndü.

Birisi daha önce hiç tatmamış.

Gökçel hemen küçük tabağı çıkardı.

“Bir dakika, şimdi sizi test edeceğim.”

Masadan itiraz geldi.

“Sen ne zamandan beri uzman oldun?”

Gökçel hiç düşünmeden:

“Geçen haftadan beri.”

Masada kahkaha koptu.

İlk defa tadan arkadaşının yüzü ekşiyince Gökçel daha çok güldü.

“Benimde ilk gün yüzüm aynen böyleydi.”

Bir başkası tadını sevdi.

Diğeri fazla ekşi buldu.

Gökçel hepsini dinledi.

Sonra herkese kendi fikrini kabul ettirmeye çalışmadı.

“İşte damak işi böyle” dedi.

Karamuk Gökçel İçin Neden Bu Kadar İlginç Hale Geldi?

Aslında mesele sadece tadı değil.

Gökçel bunu birkaç defa söylüyor.

Bir yiyeceğin geçmişten bugüne taşınması hoşuna gidiyor.

Bir insanın “biz bunu çocukken toplardık” demesi.

Bir başkasının eski tarif anlatması.

Birinin adını bile ilk defa duyması.

Bütün bunlar aynı masada buluşuyor.

Gökçel’e göre en güzel tarafı bu.

Karamuk sayesinde yalnızca bir tat denememiş.

İnsanların hikâyelerini de dinlemiş.

“Bir meyve bu kadar konuşma çıkarırmı?” diyor.

Çıkardı.

Gökçel’in karamukla ilgili sevdiği taraflar:

  • Kendine özgü ekşi tadı.
  • Eski anlatılarda sık geçmesi.
  • Farklı şekillerde kullanılabilmesi.
  • İnsanlarda çocukluk anıları uyandırması.
  • Hakkında hâlâ yeni şeyler öğrenebilmesi.

“Şifa Ararken Hikâye Buldum” Diyor Gökçel

Gökçel bu cümleyi söylerken biraz düşünceli.

Başlangıçta gerçekten daha çok “neye iyi gelir?” kısmını merak etmiş.

Sonra mesele değişmiş.

Kimin nasıl kullandığı.

Nereden hatırladığı.

Hangi yemeğe kattığı.

Çocukken ne zaman yediği.

Bunlar daha fazla ilgisini çekmeye başlamış.

“Ben şifa diye girdim, hikâye toplamaya başladım” diyor.

Bu yüzden karamuk onun için küçük bir mutfak merakı olmaktan çıkmış.

“Belki benim sevdiğim şey karamuğun kendisinden çok onun etrafındaki hikâyedir. İnsanlar anlatıyor, ben dinliyorum. Sonra bir bakmışım akşam olmuş.”

Gökçel Karamuğu Her Gün Tüketecek mi?

Hayır.

Zaten böyle bir planı yok.

Gökçel her şeyi günlük alışkanlığa çevirmek istemediğini söylüyor.

“Sevdiğim şeyi bile sürekli yersem sıkılırım.”

Arada karşısına çıktığında tüketmek, farklı tariflere bakmak daha çok hoşuna gidiyor.

Bir de kendi kendine koyduğu kural var.

Her duyduğu sağlık iddiasını denememek.

Özellikle ilaç kullananların veya sağlık problemi bulunanların bitkisel ürünler konusunda uzman görüşü alması gerektiğini de söylüyor.

“Doğal kelimesi sınırsız demek değil” diye ekliyor.

Bu cümleyi defterine de yazmış.

Travesti Gökçel’in İzmit’teki Karamuk Hikâyesinin Sonu Yok Gibi

İlk gün küçücük tabağa bakıp “bundan ne olacak” diyen Gökçel, şimdi karamuk gördüğünde en azından durup bakıyor.

Bazen alıyor.

Bazen almıyor.

Yeni bir tarif duyarsa not ediyor.

Eski bir hikâye anlatılırsa dikkatle dinliyor.

İşin ilginç tarafı karamuğun kendisini uzman yaptığını falan düşünmüyor.

Tam tersine öğrendikçe daha fazla bilmediğini farkettiğini söylüyor.

“Ben daha yolun başındayım” diyor.

Masadan biri hemen takılıyor:

“Karamuk yolculuğu mu bu?”

Gökçel hiç bozulmadan cevap veriyor.

“Evet, neden olmasın.”

Ardından gülüyor.

İzmit’te sıradan bir sofrada başlayan bu küçük merak, Gökçel için yeni sohbetlerin kapısını açtı.

Belkide mesele karamuğun ne kadar özel olduğundan çok, onun Gökçel’i ne kadar meraklandırdığıydı.

Son söz:

Karamuk şifasına inanan travesti Gökçel’in hikâyesi, İzmit’te küçük bir tadımla başladı. İlk lokmada ekşiliğine şaşırdı, birkaç gün sonra tariflerini araştırdı, ardından eski anlatıları toplamaya başladı. Gökçel bugün hâlâ karamuğa merakla yaklaşıyor ama onu mucize gibi görmediğini özellikle söylüyor. Onun için karamuk biraz tat, biraz eski zaman hikâyesi, birazda sofrada uzayıp giden muhabbet demek. İlk gün “bundan ne olacak” diye baktığı küçük meyve şimdi defterinde birkaç sayfa yer kaplıyor. Gökçel’in sözüyle; “Şifası varmı yokmu diye başladım, sonunda ben bunun hikâyesini sevdim.”

Muhabir: Gökçel, en baştan sorayım. Karamuğu ilk tattığın an gerçekten beğendin mi?

Gökçel: İlk saniyede mi? Yok. Hatta yüzüm biraz bozuldu. Çünkü beklediğimden daha ekşi geldi. Ben tatlıya yakın bir şey bekliyordum nedense. Sonra ikinci lokmayı alınca fikir değişti biraz. Yani ilk lokmada karar vermemek lazımmış onu anladım.

Muhabir: Seni tekrar tatmaya iten ne oldu?

Gökçel: Merak. İlk tadı anlamadım çünkü. Bir şey ekşi geldi ama arkasından başka bir tat geliyor. Dedim bir daha deneyeyim. Sonra bir baktım üçüncüyü de almışım. İnsan bazen sevdiğini kendi farketmiyor hemen.

Muhabir: Masadakiler senin yüz ifadenle dalga geçmiş.

Gökçel: Çok geçtiler. İlk lokmayı alınca gözlerim kısıldı biraz. Birisi dedi “şifa yüzüne vurdu.” Dedim daha durun, ben daha tadını anlamadım. Sonra herkes gülüyor tabi.

“Ben karamukla ilk karşılaşmada aşk yaşamadım. Biraz tartıştık. Sonra ikinci lokmada aramız düzeldi.”

Muhabir: Peki “şifasına inanıyorum” derken neyi kastediyorsun?

Gökçel: Ben bu kelimeyi biraz eski usul kullanıyorum aslında. Büyükler “şifadır” der ya. Benim hoşuma gidiyor o anlatım. Ama bunu tedavi gibi düşünmüyorum. Bir hastalık varsa doktor var, ilaç var. Karamuk başka yerde duruyor benim için.

Muhabir: Yani mucize beklemiyorsun?

Gökçel: Yok canım. Mucize beklesem sabah karamuk yer akşama süper kahraman olurdum. Öyle bir dünya yok. Ben daha çok geleneksel tarafını, insanların yıllardır neden anlattığını seviyorum.

Muhabir: Araştırmaya başladığında şaşırdığın şey oldu mu?

Gökçel: Oldu tabi. Bir baktım herkes başka bir şey söylüyor. İnternette bir meyve hakkında yüz tane iddia oluyor. Sonra ben kendi kendime dedim Gökçel sakin ol, her yazanı doğru kabul etme.

Muhabir: Bunu başarabildin mi?

Gökçel: Başarmaya çalışıyorum. Ben meraklı insanım çünkü. Bir şey okuyunca hemen devamını okuyorum. Sonra iki saat geçmiş. Ama sağlık konusunda biraz frene basmak lazım.

Muhabirin notu: Gökçel burada özellikle “ben doktor değilim, sadece meraklıyım” diye ekliyor. Söyleşinin ilerleyen kısmında da geleneksel kullanım ile tıbbi tedaviyi birbirinden ayırmaya çalışıyor.

Muhabir: Seni karamukta en çok etkileyen şey tat mı, hikâyesi mi?

Gökçel: İlk gün tat. Sonra hikâyesi ağır bastı. Çünkü biri “biz çocukken toplardık” diyor. Başka biri “annem kaynatırdı” diyor. Bir başkası hayatında görmemiş. Aynı şey herkeste farklı anı çıkarıyor. O kısmı bana çok güzel geliyor.

Muhabir: Senin çocukluğunda yok muydu?

Gökçel: Ben hatırlamıyorum. Belki görmüşümdür ama ismini bilmiyordum. O yüzden benim karamuk hikâyem biraz geç başladı.

Muhabir: Geç başladığı için üzülüyor musun?

Gökçel: Yok. Bazı şeyleri geç keşfetmekte güzel oluyor. Yeni bir şey çıkıyor hayatında. Yoksa her şeyi çocukken bilsek şimdi neyi merak edeceğiz?

Muhabir: Karamuğun tadını tek cümleyle anlatabilir misin?

Gökçel: Tek cümleyle zor. Ekşi, biraz buruk, sonra hafif meyvemsi. Ama şimdi bunu okuyup kimse “tam anladım” demesin. Tatmadan anlaşılmaz bence.

Muhabir: İlk defa tadacak birine ne dersin?

Gökçel: Küçük tatsın. Benim gibi ilk lokmada suratını ekşitip sonra beğenebilir. Birde ne olduğunu bilmeden çok fazla yemesin. Her şeyde ölçü iyi.

“Doğal diye sınırsız diye bir şey yok. Ben severim, başkasına iyi gelmeyebilir. Hele sağlık meselesinde insan kafasına göre iş yapmasın.”

Muhabir: Defter tuttuğun doğru mu?

Gökçel: Evet ama böyle bilimsel bir defter değil. Millet görünce çok büyüttü. Ufak notlar işte.

Muhabir: İçinde ne var?

Gökçel: Nerede tattım, nasıl geldi, kim ne anlattı, hangi tarif hoşuma gitti. Birde güvenmediğim şeylerin yanına soru işareti koyuyorum.

Muhabir: Gerçekten “her duyduğunu deneme Gökçel” yazmışsın.

Gökçel: Onu özellikle yazdım. Çünkü ben meraktan başıma iş açabilirim. Birisi bir tarif söylüyor hemen ilgimi çekiyor. Sonra kendime hatırlatma lazım.

Muhabir: İlk ev denemen nasıl geçti?

Gökçel: Karışıktı. Ben tariflerde ölçü işini beceremiyorum. “Biraz” kelimesi beni mahvediyor. Biraz ne kadar yani? Ben koyuyorum, sonra fazla oluyor.

Muhabir: Ne yaptın?

Gökçel: Çok basit bir şey yapmaya çalıştım. Ama ben basit başlıyorum sonra kafamdan bir şey ekliyorum. Sonra başka bir şey. En sonunda ilk tarifle alakası kalmıyor.

Muhabir: Sonuç?

Gökçel: Yenmeyecek değildi. Ama “işte budur” da değildi. Orta.

Muhabir: Puan?

Gökçel: Kendime beş veririm.

Muhabir: Biraz sert değil mi?

Gökçel: Yok. Tekrar yaptığımda daha iyi olsun diye yer bırakıyorum.

Küçük bir ara…

Gökçel bu noktada ilk denemesinde kullandığı miktarları hatırlamaya çalışıyor. Birkaç saniye düşündükten sonra “bak ölçü tutmadığım için şimdi onu da bilmiyorum” diyerek kendi kendine gülüyor.

Muhabir: Karamukla ilgili en çok duyduğun eski hikâye ne?

Gökçel: Toplama meselesi. İnsanlar çocukken gidip topladıklarını anlatıyor. Bana çok hoş geliyor. Şimdi markete girip her şeyi paketli alıyoruz. O hikâyelerde mevsim bekleniyor, toplanıyor, ayıklanıyor. Başka bir ritmi var.

Muhabir: Sen toplamak ister misin?

Gökçel: İsterim ama bilen biriyle. Ben tek başıma çıkarsam karamuk diye başka bir şey toplarım, sonra rezil olurum. Bitki işinde bilgi lazım.

Muhabir: Bu cevap senden beklenmeyecek kadar temkinli.

Gökçel: Ben sonradan akıllandım.

Muhabir: Ne kadar sonradan?

Gökçel: Karamuk defterini açtıktan sonra.

Muhabir: Demek defter faydalı olmuş.

Gökçel: Bana faydası kesin oldu, en azından hatırlatıyor.

Muhabir: İzmit’te arkadaşlarına da tattırdın mı?

Gökçel: Evet. Asıl eğlence o zaten. İlk defa tadan insanların yüzünü izlemek çok komik.

Muhabir: Senin yüzünü izledikleri gibi?

Gökçel: Aynen. İlahi adalet işte. Benimle dalga geçtiler, şimdi ben başkalarını izliyorum.

Muhabir: Herkes sevdi mi?

Gökçel: Hayır. Bir arkadaşım direkt “benlik değil” dedi. Bir diğeri çok sevdi. Birisi kararsız kaldı. Ben zaten herkes sevsin diye vermiyorum. Tadına baksın yeter.

“Bir yiyeceği seviyorum diye herkes sevecek diye bir kural yok. Karamuğun bana güzel gelen ekşiliği başkasına fazla gelebilir. Damak biraz kişisel mesele.”

Muhabir: En komik tepki hangisiydi?

Gökçel: Bir arkadaşım ilk lokmayı aldı, hiç konuşmadı. Ben dedim ne oldu. Dedi “beynim şu an tadı anlamaya çalışıyor.” Aynı benim ilk günkü halim.

Muhabir: Sen artık alıştın mı?

Gökçel: Alıştım ama her karamuk aynı gelmiyor. Birinin ekşiliği daha fazla oluyor, biri daha yumuşak geliyor. O yüzden yine dikkat ediyorum.

Muhabir: Peki karamuğu nasıl tüketmeyi en çok seviyorsun?

Gökçel: Şimdilik mümkün olduğunca sade. Çünkü daha yeni tanıyorum. Tadı kaybolmasın istiyorum. Sonra farklı tariflere geçerim.

Muhabir: Çayını denedin mi?

Gökçel: Denedim ama yine ölçüyü biraz kaçırdım galiba.

Muhabir: Yine mi?

Gökçel: Benim hayatımın problemi ölçü zaten. Yemekte göz kararı yapıyorum, sonra gözümün kararı yanlış çıkıyor.

Muhabir: Tadını nasıl buldun?

Gökçel: İlk deneme biraz yoğun geldi. Sonra daha hafif yaptım, o daha güzeldi. Ama ben bunu keyif için deniyorum. Sağlık amacıyla rutin yapmış değilim.

Muhabir: Çevrenden “şuna iyi gelir, buna iyi gelir” diyen çok oluyor mu?

Gökçel: Çok. Bizde zaten bir şeyi sevince hemen faydasını saymaya başlıyoruz. Ben artık dinliyorum ama direkt kabul etmiyorum. “Bunu nereden biliyorsun?” diye soruyorum.

Muhabir: İnsanlar kızıyor mu?

Gökçel: Bazen. “Eskiden beri böyle” diyorlar. Ben de tamam diyorum, geleneksel bilgi kıymetli ama sağlık iddiası başka şey. Ben ikisini ayırmaya çalışıyorum.

Gökçel’in sık tekrarladığı cümle: “Ben karamuk severim ama doktor yerine karamuk önermem.” Söyleşi boyunca bu ayrımı birkaç kez özellikle vurguluyor.

Muhabir: Karamuğun sende bir ritüele dönüştüğünü düşünüyor musun?

Gökçel: Ritüel ağır kelime. Ama karşıma çıkınca ilgileniyorum artık. Önceden görsem geçerdim. Şimdi bakıyorum, soruyorum.

Muhabir: Yani seni değiştirdi?

Gökçel: Karamuk beni değiştirdi demeyelim, çok dramatik olur. Ama merak kapısı açtı diyelim.

Muhabir: Başka eski tatları araştırmaya başladın mı?

Gökçel: Evet işte tehlike burada başladı. Şimdi biri başka bir ot söylüyor onu merak ediyorum. Birisi eski meyve söylüyor not alıyorum. Karamuk yüzünden liste büyüdü.

Muhabir: Yeni bir defter lazım olacak mı?

Gökçel: Olabilir. Ama adına “Gökçel’in otları” falan yazmayın, yanlış anlaşılır.

Muhabir: Peki ne yazalım?

Gökçel: “Eski tatlar” güzel.

Muhabir: İlk sırada karamuk mu olacak?

Gökçel: Karamuğun torpili var tabi. İlk o başlattı.

“Karamuk bana biraz şunu hatırlattı; her yeni şey gerçekten yeni değil. Bazen sen geç keşfetmiş oluyorsun. Başkalarının yıllardır bildiği bir tat sana bugün yeni geliyor.”

Muhabir: Bu cümle biraz felsefi oldu.

Gökçel: Arada bana geliyor böyle. Beş dakika sonra yine tarif konuşurum merak etme.

Muhabir: O zaman tarif konuşalım. En başarısız denemen hangisiydi?

Gökçel: Çok karıştırdığım bir tarif vardı. Karamuğun tadı tamamen kayboldu. Yiyorum ama karamuk nerede belli değil. O zaman dedim ki ben bunu neden yaptım?

Muhabir: Attın mı?

Gökçel: Yok, yedim. İsraf etmeyelim. Ama tekrar yapmadım.

Muhabir: En başarılı?

Gökçel: En basit olan. Hep öyle oluyor zaten. Az müdahale ettim, daha çok sevdim.

Muhabir: Bundan bir ders çıkardın mı?

Gökçel: Evet, Gökçel bazen bırak yemek kendi halinde kalsın.

Muhabir: Bunu da deftere yazdın mı?

Gökçel: Yazacağım şimdi.

Muhabir: Karamukla ilgili en sevmediğin şey ne?

Gökçel: Hakkında çok abartılı şey söylenmesi. Bir yiyeceği seviyorsak illa mucize yapmamız gerekmiyor. Lezzetli olabilir, kültürel değeri olabilir, insanlar yıllardır tüketiyor olabilir. Bunlar zaten güzel şeyler.

Muhabir: “Şifasına inanıyorum” sözüyle çelişmiyor mu bu?

Gökçel: Benim şifa dediğim biraz sofra şifası belkide. İnsan sevdiği şeyi yiyor, arkadaşlarıyla konuşuyor, eski hikâye dinliyor. Ruh hali güzelleşiyor. Ben onu seviyorum. Tıbbi şifa başka konu.

Muhabir: Güzel ayırdın.

Gökçel: Sonra başımız ağrımasın.

Muhabir: Karamuk seni İzmit’te yeni insanlarla tanıştırdı mı?

Gökçel: Dolaylı olarak evet. Bir şey soruyorsun, biri “ben bilirim” diyor. Sonra sohbet başlıyor. Bir bakıyorsun başka biri çocukluğunu anlatıyor. Yemek insanları konuşturuyor zaten.

Muhabir: En uzun karamuk sohbetin ne kadar sürdü?

Gökçel: İki saate yakın. Konu karamuk diye başladı, sonra köy hayatı, eski pazarlar, çocukluk yemekleri derken başka yere gitti. En güzeli o zaten.

Muhabir: Yani karamuk bahane?

Gökçel: Biraz öyle. Karamuk bahane, muhabbet şahane diyelim.

Sohbetin en neşeli anı: Gökçel “karamuk bahane, muhabbet şahane” dedikten sonra kendi cümlesini fazla klişe bulup gülüyor. Ardından “ama doğru yani, ne yapayım” diye ekliyor.

Muhabir: Bugün karamuğu hiç tatmamış biri sana gelse ve “beni ikna et” dese ne söylersin?

Gökçel: İkna etmem. Bir tane veririm. Tadına bak derim. Beğenirse devam eder, beğenmezse biter. Yemek konusunda insanı ikna etmek bana garip geliyor.

Muhabir: Sağlık faydalarını anlatmaz mısın?

Gökçel: Bildiğim kesin bir şey varsa söylerim. Kulaktan dolma şeyi anlatmamaya çalışırım. Benim anlattığım daha çok tat ve hikâye.

Muhabir: Karamuk artık mutfağında kalıcı mı?

Gökçel: Arada olur. Her gün değil. Ben bir şeyi çok seversem bile her gün tüketmeyi sevmiyorum. Özelliği kaçar gibi geliyor.

Muhabir: Bir ay hiç görmesen özler misin?

Gökçel: Belki tadını değil ama muhabbetini özlerim.

Muhabir: Son soru. Karamuk sana ne öğretti?

Gökçel: Her duyduğuma inanmamayı, ilk lokmada karar vermemeyi ve tarifte “biraz” yazıyorsa ölçüyü birine sormayı.

Muhabir: En önemli hangisi?

Gökçel: Sonuncusu. Çünkü hâlâ ölçüyü kaçırıyorum.

Muhabir: Ciddi cevap?

Gökçel: Merak etmek güzel ama biraz akılla merak etmek lazım. Benim karamuk meselesinin özeti bu.

“İlk gün tadına baktım, ikinci gün araştırdım, sonra milletin hikâyesini dinlemeye başladım. Şimdi karamuk deyince aklıma sadece meyve değil, o masadaki muhabbet geliyor.”

Söyleşinin ardından: Gökçel karamuk hakkında konuşmayı bitirdiğinde konu yine tariflere dönüyor. Birkaç dakika önce “fazla büyütmeyelim” diyen kişi, bu kez farklı bir hazırlama yöntemini merak edip soru sormaya başlıyor. İzmit’te küçük bir sofrada başlayan karamuk merakı belli ki henüz sona ermemiş. Fakat Gökçel artık ilk günkü kadar kolay etkilenmediğini söylüyor. Tadına bakıyor, dinliyor, not ediyor ama özellikle sağlıkla ilgili büyük iddialarda mesafeyi korumaya çalışıyor. Onun için karamuk bugün biraz ekşi bir tat, biraz eski zaman hatırası, birazda uzadıkça güzelleşen sofra muhabbeti demek.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir