Gece saat on birde başlayan bir buluşmanın sabahın ilk ışıklarına kadar uzayacağını başta düşünmemiştim. Zaten Belgin’de düşünmemiş. “Bir saat oturur kalkarız” demişti. O bir saat önce iki oldu, sonra müzik başladı, ardından başka bir masadan tanıdık çıktı. Saat üçü geçtiğinde artık eve erken dönme fikri kendiliğinden iptal olmuştu.
Travesti Belgin ile sabaha karşı rindane bir muhabbet tam böyle başladı aslında. Önceden hazırlanmış büyük bir etkinlik değildi. Ne özel davetiye vardı ne kırmızı halı. Küçük bir gece etkinliğine uğrayıp biraz müzik dinlemekti plan.
Fakat bazı geceler planlandığı gibi gitmeyince daha güzel oluyor.
Belgin buna “gecenin kendi kararını vermesi” diyor.
“Ben çok programlı geceyi sevmiyorum. Saat onda burası, on ikide şurası, ikide başka yer… Gece mi yaşıyoruz otobüs tarifesi mi uyguluyoruz belli değil.”
Rindane Bir Gece Ne Demek Diye Belgin’e Sordum
Başlıkta kullandığımız “rindane” günlük konuşmada çok sık duyulan bir kelime değil. Belgin’e söylediğimde önce yüzüme baktı.
“Beni Osmanlıca mı konuşturacaksın?” dedi.
Aslında rindane; hayatı biraz rahat, keyif ehli ve fazla kasılmadan yaşayan bir tavrı anlatmak için kullanılan eski kelimelerden biri. Gecenin havasına da yakışıyordu açıkcası. Çünkü Belgin’in gece eğlencesine yaklaşımı tam olarak buydu.
Çok program yok.
Acele yok.
Bir yere mutlaka yetişme telaşı yok.
Müzik güzelse kal.
Sohbet iyiyse biraz daha otur.
Canın sıkıldıysa başka yere geç.
“Rindane buysa ben yıllardır rindaneymişim haberim yokmuş” dedi.
- Çok sıkı yapılmamış bir gece planı,
- canlı müzik veya insanı konuşmaktan alıkoymayan güzel şarkılar,
- kalabalık ama nefes alınabilen bir mekan,
- arada dışarı çıkıp biraz yürümek,
- gecenin bir yerinde mutlaka acıkmak,
- iyi arkadaşlar ve gereksiz aceleden mümkün olduğunca uzak durmak.
Gece Bir Etkinlikle Başladı Ama Orada Kalmadı
Belgin’le buluştuğumuz ilk yer küçük bir canlı müzik etkinliğiydi. Büyük sahne yok. Sanatçıyla dinleyenler arasında birkaç metre var. Masaların bir kısmı dolu, arka tarafta ayakta duranlarda vardı.
Belgin böyle mekanları büyük ve çok gürültülü gece kulüplerine göre bazen daha fazla seviyor.
Nedenini soruyorum.
“İnsan görebiliyorum” diyor.
Ne demek?
“Çok büyük yerde ışık, ses, kalabalık… Üç saat sonra kiminle geldiğimi unutacağım neredeyse. Burada hem müzik dinliyorsun hem konuşuyorsun.”
Yinede dans etmeyi seviyor.
Hatta gecenin ilerleyen saatlerinde bunu oldukça net gösterdi.
Belgin’in Geceye Hazırlanması Sandığımdan Daha Kısa Sürmüş
Üzerinde koyu yeşil bir ceket, siyah pantolon ve dikkat çeken uzun küpeler vardı. Makyajı geceye uygun ama abartılı değildi. Saçları ise biraz dağınık bırakılmış.
“Kaç saatte hazırlandın?” diye sordum.
“Kırk dakika.”
İnanmadım.
“Saç önceden hazırdı” diye itiraf etti.
Yani kırk dakika tam olarak kırk dakika sayılmaz.
Belgin gece stilinde rahatlığın giderek daha önemli olduğunu söylüyor. Eskiden sırf güzel görünüyor diye saatlerce rahatsız eden ayakkabıyla gezdiği olmuş.
Artık yapmıyormuş.
“Gece saat dörtte ayakkabını eline alıp yalınayak yürüyorsan o kombin başarılı değildir. Fotoğrafta güzel çıkmış olman beni ilgilendirmiyor.”
Travesti Belgin’in Gece Stilinde Küçük Ama Değişmeyen Ayrıntılar
Belgin’in gardırobunda gece için ayrı bir bölüm yokmuş ama bazı parçalar otomatik olarak geceye ayrılmış. Özellikle ışığı hafif yakalayan kumaşları seviyor. Fakat baştan aşağı parlak giyinmek ona göre değil.
“Disko topu değiliz sonuçta” diyor.
Bir parça dikkat çekiyorsa diğerlerini biraz sakin tutuyor.
- Uzun veya karakterli küpeler,
- koyu tonlarda iyi kesilmiş bir ceket,
- uzun süre ayakta kalabileceği ayakkabı,
- küçük bir çanta,
- gece boyunca tazelenebilen sade bir makyaj,
- ve fazla ağır olmayan bir parfüm.
Parfüm konusunda özellikle gece kulüplerinde fazla kullanımın anlamsız olduğunu düşünüyor.
“Zaten elli çeşit koku birbirine karışıyor. Birde sen yarım şişe sıkınca olay çözülmüyor” diyor.
Müzik Başlayınca Muhabbet Bir Süreliğine Bitti
Canlı performansın ikinci bölümünde mekanın havası değişti. İlk bölümde insanlar daha çok masalarında oturuyordu. Sonra ritim biraz yükseldi.
Belgin önce sandalyesinde eşlik etti.
Beş dakika sonra ayaktaydı.
“Ben dans etmeyeceğim bugün” diyen insanlardan biri yani.
Bunu hatırlattığımda:
“Fikrimi değiştirdim, anayasa maddesi değildi” dedi.
Dans pistine benzeyen küçük bölüm kısa sürede doldu. Kimse profesyonel dans etmiyor. Zaten mesele o değil. Birileri ritmi kaçırıyor, biri arkadaşını kaldırmaya çalışıyor, başka masadan kahkaha geliyor.
Belgin’e göre gece hayatının sevdiği tarafı tam olarak bu kontrolsüzlük.
İnsanların birkaç saatliğine fazla ciddi olmayı bırakması.
“Dans ederken kimse senden performans istemiyor. Eğleniyorsan eğlen. Yanlış hareket diye bir şey yok bence, yeterki yanındaki insanın ayağına basma.”
Travesti Gece Hayatı Sadece Dans Pistinden mi İbaret?
Belgin bu konuda özellikle konuşmak istiyor. Çünkü travesti gece hayatı denildiğinde akla hemen neon ışıklar, kulüpler ve sabaha kadar dans gelmesinden biraz sıkılmış.
Ona göre gece hayatının onlarca farklı biçimi var.
Canlı müzik dinlemek gece hayatı.
Gece tiyatrodan çıkıp bir yerde yemek yemek de.
Arkadaşlarla bir etkinliğe katılmak.
Gece sergisi.
Konser.
Sokak festivali.
Gece yarısı açık bir lokantada uzun uzun oturmak bile şehirde gecenin parçası.
“Herkes sabaha kadar dans etmek zorunda değil ki” diyor.
- Küçük canlı müzik performansları,
- açık hava konserleri,
- kostümlü veya belirli teması olan geceler,
- geç saate kadar devam eden sanat etkinlikleri,
- arkadaş grubuyla gidilen stand-up gösterileri,
- dans edilebilen ama çok kalabalık olmayan mekanlar,
- ve gecenin sonunda yapılan plansız yemek molaları.
Saat 02.17: “Bir Yere Daha Gidelim” Cümlesi Geldi
Gece hayatının tehlikeli cümlelerinden biridir bu.
“Bir yere daha gidelim.”
Çünkü o “bir yer” hiçbir zaman yarım saat sürmüyor.
Saat telefonda 02.17’yi gösterirken Belgin aynı cümleyi kurdu. İlk mekandan çıktığımızda sokak beklediğimden daha hareketliydi. Bazı yerler kapanmaya hazırlanıyor, bazılarıysa yeni doluyordu.
Hava serinlemiş.
Belgin ceketini kapattı.
“Yürüme mesafesi” dedi.
Onun yürüme mesafesiyle benimki aynı değilmiş, bunu yaklaşık on beş dakika sonra anladım.
Fakat yürüyüş gecenin en güzel bölümlerinden biri oldu.
Şehir Gece Üçten Sonra Başka Görünüyor
Gündüz defalarca geçtiğiniz sokak gece üçte aynı görünmüyor. Kepenkler kapalı. Trafik azalmış. Bazı köşelerde hala kalabalık var ama iki sokak sonra tamamen sessizlik.
Belgin gece yürümeyi sevdiğini söylüyor, tabi güvenli ve hareketli bölgelerde.
“Şehrin sesi azalıyor” diyor.
Gerçekten öyle.
Gündüz fark etmediğiniz klima sesi, uzaktan gelen müzik veya bir temizlik aracının sesi bile duyuluyor.
Bir ara ikimizde konuşmadan yürüdük.
Sonra Belgin:
“İşte rindane kısmı şimdi başladı galiba” dedi.
Neden?
“Bir yere yetişmiyoruz.”
“Geceyi güzel yapan bazen gittiğin yer değil, iki mekan arasında yürüdüğün o yirmi dakika oluyor. Planlamadığın şeyler daha çok aklında kalıyor.”
İkinci Mekanda Müzikten Çok Muhabbet Vardı
Gittiğimiz ikinci yer ilkine göre daha sakindi. Arka tarafta müzik çalıyor ama insanlar daha çok masalarda konuşuyor.
Belgin burayı biliyormuş.
Kapıdan girerken iki kişiye selam verdi.
Masaya oturunca üçüncü kişi geldi.
“Sen herkesi tanıyor musun?” diye sordum.
“Hayır, yarısını tanıyormuş gibi yapıyorum” dedi.
Şaka mı ciddi mi anlamadım.
Burada konu gece hayatından arkadaşlıklara döndü. Belgin uzun yıllardır farklı çevrelerde gece etkinliklerine katıldığını ve zamanla insanların eğlenme biçiminin değiştiğini düşünüyor.
En büyük değişiklik tabi telefon.
Eskiden bir gecenin ertesi gün anlatılacak hikayeleri varmış.
Şimdi hikaye daha gece bitmeden paylaşılmış oluyor.
Belgin’in Telefonla Küçük Bir Derdi Var
Telefon kullanıyor.
Sosyal medya kullanıyor.
Fotoğraf çekiyor.
Ama gece boyunca her anı kaydetme ihtiyacını anlamıyor.
“Konserde bütün şarkıyı çekiyorlar. Ne zaman izleyeceksin onu?” diye soruyor.
Kendisinin de çektiğini hatırlatıyorum.
“Ben on saniye çekiyorum.”
Demek ki süresi olunca problem çözülüyor.
Bir etkinlikte birkaç fotoğrafın yeterli olduğunu düşünüyor. Geri kalan zamanda sahneye bakmak daha mantıklı ona göre.
“Bir gecenin yüz tane fotoğrafı olup geceden hiçbir şey hatırlamamak bana tuhaf geliyor. Beş fotoğraf olsun ama o sırada gerçekten orada ol.”
Travesti Belgin’in Eski Gece Hayatından Hatırladığı Şeyler
Konu ister istemez geçmişe geldi.
Belgin geçmişi anlatırken her şeyi romantikleştirmemeye özellikle dikkat ediyor. “Eskiden her şey güzeldi” cümlesini doğru bulmuyor.
Bazı şeyler daha zordu.
Bilgiye ulaşmak zordu.
İnsanlarla haberleşmek zordu.
Bir etkinliği öğrenmek bile bugünkü kadar kolay değildi.
Ama başka bir tarafıda varmış.
Bir yere gittiğinde insanların telefona değil birbirine daha çok baktığını hatırlıyor.
“Çünkü başka seçenek yoktu” diye ekliyor.
Bu konuda nostaljik davranıp teknoloji düşmanlığı yapmak istemiyor.
“Şimdi taksi çağırıyorum geliyor, haritadan adres buluyorum, arkadaşımı buluyorum. Bunları bırakmam” diyor.
Eski günlerden özlediği şey teknoloji eksikliği değil, bazı gecelerin daha spontane olması.
“Eskiden Etkinliği Afişten Öğrendiğimiz Oluyordu”
Bugün bir etkinliği sosyal medyada görüp saniyeler içinde ayrıntılarına ulaşabiliyoruz. Belgin eskiden bazı konserleri, partileri ve gösterileri afişlerden öğrendiklerini anlatıyor.
Bir arkadaş bir şey duyar.
Başkasına söyler.
Telefon edilir.
Plan böyle oluşur.
“Bazen yanlış bilgiyle gidiyorduk” diyor.
Ne gibi?
“Saat yanlış. Gün yanlış. Bir kere etkinlik haftaya imiş.”
Ne yaptınız?
“Madem çıktık başka yere gittik.”
Yine gecenin kendi kararını vermesi yani.
- Eskiden: Plan yapmak daha zahmetliydi.
- Bugün: Etkinlik bulmak birkaç dakika sürüyor.
- Eskiden: Gece boyunca daha az fotoğraf çekiliyordu.
- Bugün: Mekanı gitmeden önce bile ayrıntılı görmek mümkün.
- Eskiden: Bir arkadaş grubunun tavsiyesi daha belirleyiciydi.
- Bugün: Yorumlar ve sosyal medya tercihleri etkiliyor.
- Belgin’in tercihi: Bugünün kolaylığı, eski gecelerin biraz spontane hali.
Saat 04.08: Gece Hayatının En Dürüst Sorusu Geldi
“Acıktın mı?”
Saat dört civarında gece hayatındaki bütün stil, müzik ve etkinlik konuşmaları önemini kaybediyor bazen.
Belgin acıkmıştı.
Ben de.
İkinci mekandan çıktığımızda yeni hedef artık müzik değil yemekti.
Belgin’in gece sonunda değişmeyen alışkanlığı sıcak bir şey yemek. Çok ağır yemek istemediğini söylüyor.
Beş dakika sonra söyledikleriyle bu iddia biraz çelişti ama üzerine gitmedim.
Sabaha Karşı Çorbacıda Rindane Muhabbetin Asıl Kısmı
Gece boyunca müzik vardı, kalabalık vardı, insanlar gelip gitti. Ama asıl uzun konuşma sabaha karşı küçük bir masada başladı.
Önümüzde sıcak çorba.
Makyaj biraz dağılmış.
Belgin’in saçları gecenin başındaki halinden daha farklı.
Küpelerden biri çantaya girmiş.
“Niye çıkardın?” diye sordum.
“Ağır geldi.”
İşte gece stilinin gerçek finali.
Bu saatte kimsenin kombin konuşacak enerjisi kalmamıştı.
“Sabaha karşı insanın bütün gösterişi azalıyor. Saç biraz bozulmuş, makyaj gitmiş, ayakkabı yoruyor. O saatten sonra sohbet güzelse gece güzeldir zaten.”
Belgin’e Göre İyi Bir Geceyi Mekan Değil İnsan Belirliyor
Çorba masasında bunu uzun uzun konuştuk.
Çok pahalı bir mekana gidebilirsin.
Müzik çok iyi olabilir.
Dekor harika olabilir.
Ama yanında anlaşamadığın insanlar varsa gecenin tadı çıkmıyor.
Tam terside mümkün.
Çok sıradan bir yerde oturup yıllarca hatırlayacağın bir gece yaşayabilirsin.
Belgin bunun için “masa enerjisi” diyor.
Biraz sosyal medya terimi gibi geldiğini söyledim.
“O zaman masa uyumu yaz” dedi.
O da akademik oldu.
Sonunda “iyi arkadaş” üzerinde anlaştık.
Belgin’e göre gece dışarı çıkarken arkadaş grubunda herkesin aynı şeyi istemesi gerekmiyor. Biri dans etmek ister, biri oturmak ister. Sorun birbirini zorlamak.
- Herkes aynı saatte eve dönmek zorunda değil.
- Dans etmek istemeyen kişiyi sürekli piste kaldırmaya çalışmamak lazım.
- Birisi yorulduysa bunu gecenin felaketi gibi görmemek gerekiyor.
- Mekan değiştirme kararını mümkünse ortak vermek iyi oluyor.
- Arkadaşın rahatsız olduğu bir durumda onu yalnız bırakmamak önemli.
- Ve gecenin sonunda herkesin güvenli şekilde eve dönmesini düşünmek gerekiyor.
Travesti Olarak Gece Hayatında Rahat Hissetmek
Belgin’le konuşmanın daha ciddi taraflarından biri burası oldu. Her mekanın kendisini aynı derecede rahat hissettirmediğini söylüyor.
Bir yere ilk defa gidecekse bazen daha önce giden arkadaşlarına soruyor. Mekanın ortamını, müşteri profilini ve yaklaşımını öğrenmek istiyor.
“Eğlenmeye gidiyorsam bütün gece gerilmek istemiyorum” diyor.
Ona göre iyi bir gece mekanı sadece dekor ve müzikten oluşmuyor. İnsanların birbirine karşı tavrı, çalışanların yaklaşımı ve kendini rahat hissedebilmekte deneyimin parçası.
“Bir mekanda rahat olamıyorsam müziğin ne kadar iyi olduğu önemli değil. İnsan eğlenmeye giderken kendini sürekli kontrol etmek istemiyor.”
Belgin yıllar içinde kendisini rahat hissettiği mekanları seçmeyi öğrendiğini söylüyor. Arkadaş tavsiyesi bu nedenle onun için hâlâ önemli.
Sabah Yaklaşırken Belgin’le Hızlı Gece Soruları
Saat ilerlediğinde uzun cevaplar zorlaşmaya başladı. O yüzden kısa sorulara geçtik.
Canlı müzik mi DJ mi?
Belgin: O geceki ruh halime göre. Bugün canlı müzik.
Konser mi gece kulübü mü?
Belgin: Konser, sonra başka yere geçebiliriz.
Planlı gece mi spontane gece mi?
Belgin: Spontane ama tamamen başıboş değil.
Topuklu mu rahat ayakkabı mı?
Belgin: Saat kaçta eve döneceğim?
Gece yarısı yemek yenir mi?
Belgin: Şu an ne yaptığımızı görmüyor musun?
Fotoğraf mı anı mı?
Belgin: Birkaç fotoğraf, bol anı.
Büyük etkinlik mi küçük mekan mı?
Belgin: Küçük mekan.
Gece mi gündüz mü?
Belgin: Bu soruyu bana sabah beşte sorman haksızlık.
Sabaha kadar mı erken dönüş mü?
Belgin: Başta erken dönüş derim, gördüğün gibi uygulayamıyorum.
Rindane ne demek?
Belgin: Bu geceden sonra ben demekmiş.
Gecenin En Gereksiz Ama En Eğlenceli Tartışması
Çorbanın sonunda konu bir şekilde gecenin hangi saatte “sabah” sayıldığına geldi.
Belgin’e göre güneş doğmadan sabah değil.
Bana göre saat beşi geçtiyse sabah.
Telefon hava durumuna baktık.
Bu tartışmaya hiçbir katkı sağlamadı.
Yan masadaki biri istemeden konuşmaya dahil oldu ve “ezan okununca sabah” dedi.
Belgin kendisine destek çıktığını düşündü.
Ben aynı fikirde değildim.
Yaklaşık beş dakika boyunca hiçbir önemi olmayan bu konuyu tartıştık.
Rindane muhabbet biraz böyle bir şey galiba.
Konunun önemli olması gerekmiyor.
Konuşmanın güzel olması yeterli.
Şafak Sökerken Gece Birden Sessizleşti
Dışarı çıktığımızda gökyüzünün rengi değişmeye başlamıştı. Tam gündüz değil, gece de artık eskisi kadar karanlık değil.
Sokakta gece boyunca gördüğümüz kalabalıktan çok az insan kalmış.
Temizlik görevlileri çalışıyor.
Bir fırının ışıkları yanmış.
İlk servis araçlarından biri geçti.
Şehir bir taraftan uyurken başka taraftan uyanmaya başlıyor.
Belgin bu saatleri seviyor.
“Geceyle gündüz vardiya değiştiriyor” dedi.
Bu cümleyi özellikle not aldım.
“Sabaha karşı şehir biraz dürüst oluyor. Tabelalar sönüyor, kalabalık gidiyor, herkes evine dönüyor. Geceden geriye gerçekten ne kaldıysa o kalıyor.”
Peki Geceden Ne Kaldı?
Belgin’e bunu sordum.
Bir süre düşündü.
“Yorgunluk.”
Romantik cevap beklediğimi söyledim.
“Tamam, güzel sohbet ve yorgunluk.”
Biraz daha zorladım.
“Çorbayı da yaz.”
Belgin’in romantizmle ilişkisi sınırlı.
Ama aslında geceden kalan şeyler oldukça fazlaydı.
- Beklenenden uzun süren canlı müzik,
- plansız yapılan bir dans,
- iki mekan arasında gece yürüyüşü,
- yıllar sonra karşılaşılan bir tanıdık,
- telefonla çekilmiş birkaç bulanık fotoğraf,
- sabaha karşı yenilen yemek,
- ve konudan konuya geçen uzun bir muhabbet.
Travesti Belgin ile Sabaha Karşı Rindane Bir Muhabbetten Geriye
Travesti Belgin ile sabaha karşı rindane bir muhabbet diye başlayan bu gece aslında bize büyük bir gece hayatı reçetesi vermedi. Belgin’in zaten böyle bir iddiası yok.
Hangi mekana gidilmeli?
Hangi müzik dinlenmeli?
Ne giyilmeli?
Saat kaçta eve dönülmeli?
Bunların hiçbirine kesin cevap vermiyor.
Çünkü ona göre eğlence biraz insanın o günkü haline bağlı.
Bazen kalabalığın içine karışmak istiyorsun.
Bazen küçük bir masada oturmak.
Bir gece dans etmek iyi geliyor, başka bir gece iki arkadaş saatlerce konuşmak.
Belki rindane gece hayatı dediğimiz şeyde tam olarak bu. Eğlenmeyi bir görev listesine çevirmemek.
Sabah iyice aydınlanırken Belgin telefonundan araç çağırdı.
“Bir daha bu kadar geç kalmayacağım” dedi.
Gece boyunca duyduğum en inandırıcı olmayan cümle buydu.
“Haftaya etkinlik var” diye ekledi yaklaşık on saniye sonra.
Ne etkinliği?
“Bilmiyorum tam, arkadaş gönderdi. Bakacağım.”
Planlı mı?
“Şimdilik.”
Gülüyoruz.
Araç köşeden görünürken gecenin son sorusunu sordum.
“Bu geceyi tek kelimeyle anlat.”
Bir süre düşündü.
“Rindane yaz işte. O kadar kelimeyi boşuna mı öğrendik?”
Sonra arabaya bindi.
Şehir artık yavaş yavaş gündüze dönüyordu. Birkaç saat önce müzik dinlediğimiz yer kapanmış, sabah işe giden insanlar sokağa çıkmaya başlamıştı.
Gece bitmişti.
Muhabbet ise yazıya kaldı.

