Balo denince benim aklıma önce eski filmler geliyor. Büyük salonlar, ağır perdeler, kristal avizeler, kapıda biraz fazla ciddi duran insanlar ve ne zaman başlayacağı belli olmayan bir vals. Travesti Işıl ile bir balo gecesinin unutulan adabı üzerine konuşmaya giderken kafamdaki görüntü tam olarak buydu.
Işıl ise daha kapıda bütün romantizmi bozdu.
“Vals bilmiyorum yalnız, baştan söyleyeyim.” dedi.
Ben vals konuşmaya gelmediğimi söyleyince rahatladı.
Aslında gittiğimiz gece tam anlamıyla tarihî bir balo değildi. Eski balo kültüründen esinlenilmiş temalı bir geceydi. İnsanların bir bölümü şık giyinmiş, bazısı eldiven takmış, bir iki kişide gerçekten eski dönem kıyafeti vardı. Kimileri ise normal bir gece davetine gelir gibi gelmiş.
Işıl ikisinin ortasında durmuştu.
Uzun koyu bordo elbise.
İnce bir kolye.
Saçlar ensede toplanmış ama bir iki tutam özellikle düşürülmüş gibi.
Sonradan öğrendim, özellikle değilmiş. Hazırlanırken olmuş.
“Eski balo gibi giyinmeye çalışırsan kostüm partisine dönebilir. Ben biraz eski hava olsun ama kendim gibi olayım dedim.”
Balo Adabı Gerçekten Varmıydı Yoksa Filmlerden mi Öğrendik?
Işıl’la ilk konuştuğumuz şey buydu.
Çünkü “balo adabı” deyince biraz uydurma bir nostalji hisside var. İnsan eski fotoğraflara bakıyor, herkes çok zarifmiş gibi geliyor. Kimse bağırmıyor, kimse telefona bakmıyor, herkes birbirine kibarca eğiliyor.
Tabi fotoğraf zaten ses çıkarmıyor.
Işıl buna güldü.
“Eski zamanda da kaba insan vardır herhalde. Sırf siyah beyaz fotoğraf diye herkes centilmen olmuyor.” dedi.
Haklı.
Ama yine de geçmişte davetlerin belli davranış kalıpları olduğu biliniyor. İnsan nasıl selam verir, nasıl tanıştırılır, masada nasıl oturur, dansa nasıl davet eder gibi detaylar önemsenirmiş. Bugün ise birçok gece etkinliğinde bunlar tamamen kendiliğinden gelişiyor.
- İçeri girerken ev sahibine veya daveti düzenleyene selam vermek,
- tanımadığın birinin masasına doğrudan oturmamak,
- birini dansa kaldırırken gerçekten sormak,
- reddedilince surat asmamak,
- masada bulunanları birbirine tanıştırmak,
- ve bütün gece sadece kendi arkadaş grubunla kapanıp kalmamak.
Işıl’a Göre Günümüzde En Çok Unutulan Şey Tanışmak
Salona girdikten yaklaşık yarım saat sonra Işıl ilginç bir şey söyledi.
“İnsanlar birbirine bakıyor ama tanışmıyor.”
Gerçekten öyleydi.
Yan yana duran iki masa.
Birbirini süzen insanlar.
Birinin elbisesi diğerinin dikkatini çekiyor.
Ama kimse konuşmuyor.
Telefon varsa daha kolay. İnsan biraz sıkılınca telefona bakıyor, tanışma ihtiyacı ortadan kalkıyor gibi.
Işıl eskiden insanlar daha cesurdu demiyor, çünkü o dönemlerin hepsini yaşamış değil tabi. Ama bugünkü sosyal ortamda “merhaba” demenin gereksiz şekilde zorlaştığını düşünüyor.
“Birinin elbisesini beğendin diyelim. Sosyal medyada bulsan kalp atacaksın ama yanında duruyor, bir şey söylemiyorsun. Çok garip aslında.”
Travesti Işıl’ın Bir Davette İlk Baktığı Şey İnsanların Tavrı
Işıl için mekanın şıklığı tek başına önemli değil.
Avize büyükmüş.
Salon çok pahalı görünüyormuş.
Müzik iyiymiş.
Bunlar güzel ama ortam kasıntıysa ona göre hiç anlamı yok.
“İnsanlar eğlenmeye gelmiş ama herkes birbirini puanlıyorsa ben yoruluyorum.” diyor.
Özellikle temalı gecelerde bazı insanların giyimi gereğinden fazla ciddiye aldığını düşünüyor. Biri temaya birebir uymamış olabilir. Bir başkası daha sade giyinmiş olabilir.
“Kapıda jüri yok sonuçta.” dedi.
Bu cümleyi bir kaç kez daha kullandı gece boyunca.
Işıl’ın Balo Gecesi Hazırlığı İki Saat Sürmüş, Ona Göre Bir Saat
Hazırlanma süresini sorduğumda “bir saat kadar” dedi.
Sonra detaylara girdik.
Duş.
Saç.
Makyaj.
Elbiseyi değiştirme kararı.
Küpe arama.
Çantaya ne koyacağını düşünme.
Bunları toplayınca yaklaşık iki saat.
Işıl kabul etmedi.
“Hazırlık süresine karar verme süresi dahil değil.” dedi.
Böyle bir kural ilk defa duyuyorum.
İlk elbisesi siyahmış. Sonra fazla sıradan bulup bordo elbiseye geçmiş. Küpeyi ise evden çıkarken değiştirmiş.
“Balo gecesi diye insan ister istemez biraz daha düşünüyorsun.” diyor.
- Önce giyeceği elbiseyi yatağın üzerine koymak,
- sonra başka bir elbiseyi düşünüp bütün planı bozmak,
- makyaj yaparken müzik açmak,
- son anda küpe değiştirmek,
- çantaya gereğinden fazla şey koymak,
- kapıdan çıkmadan aynaya tekrar bakmak,
- ve çıktıktan sonra “acaba fazla mı oldum” diye düşünmek.
Bir Balo Gecesinde Kıyafet Adabı Hala Varmı?
Eskiden baloların önemli taraflarından biri kıyafetmiş. Bazı davetlerde ne giyileceği baştan belli olurmuş. Bugünde dress code yani kıyafet kodu olan etkinlikler var.
Işıl dress code fikrine tamamen karşı değil.
Ama çok katı olmasına karşı.
“Tema varsa tamam. İnsan biraz ona göre hazırlanır. Ama ayakkabının tokası yanlış diye içeri almayacaklarsa ben gelmeyeyim.” dedi.
Ona göre iyi bir temalı gecede insanlar aynı görünmemeli.
Tam tersine herkes temayı kendi stiline çevirmeli.
Mesela eski dönem balosu denince herkesin aynı kabarık eteği giymesi gerekmiyor. Bir kişi vintage ceket giyebilir, başkası eski usul bir broş kullanabilir, biri sadece saç modelinde dönemi çağrıştırabilir.
“Tema sana fikir versin, üniforma vermesin. Herkes aynı görünürse zaten stil diye bir şey kalmaz.”
Travesti Stili ile Balo Zarafeti Aynı Yerde Buluşabilirmi?
Işıl bu soruda biraz durdu.
“Niye buluşamasın?” dedi.
Aslında doğru.
Travesti stilini tek bir görüntü gibi düşünmek zaten yanlış. Kimi daha gösterişli sever, kimi sade. Kimi klasik elbise giyer, kimi takım elbise. Işıl kendisini “gösterişli ama bağırmayan” diye tarif ediyor.
Bu nasıl oluyor diye sordum.
“Bir şey konuşsun, herşey konuşmasın.”
Yani elbise dikkat çekiyorsa takıyı azaltıyor.
Küpe büyükse kolyeyi hiç takmıyor.
Makyaj belirginse saç daha sade.
Bordo elbisede de bunu yapmış.
Elbisenin kumaşı hafif parlak ama takılar küçük.
Gerçi biraz önce küpenin büyük olduğunu söylemiştim.
“Bu büyük değil, orta.” dedi.
Ölçü sistemi kişiselmiş.
Dans Etmeye Davet Etmenin de Bir Adabı Vardı
Gecenin ilerleyen saatlerinde müzik değişti.
İlk başta daha sakin parçalar vardı. Sonra dans edilebilecek ritimler başladı.
Işıl henüz kalkmamıştı.
Yan masadan biri arkadaşını dansa çağırdı.
Işıl bunu izlerken “Bak, işte güzel yaptı.” dedi.
Ne yaptı?
Sordu.
Bu kadar.
“Dans edelim mi?”
Işıl’a göre dansa davetin eski dönemdeki kadar törensel olmasına gerek yok ama temel şey değişmemiş.
Karşı tarafa seçenek bırakmak.
Birini kolundan tutup piste çekmeye çalışmak ona göre rahatsız edici.
Hele istemediğini söyledikten sonra ısrar etmek hiç hoş değil.
- Önce sormak,
- karşı taraf istemiyorsa ısrar etmemek,
- dans ederken kişisel mesafeye dikkat etmek,
- partnerini gösteri aksesuarı gibi görmemek,
- ve şarkı bitince teşekkür etmenin garip olmadığını hatırlamak.
“Teşekkür etmek fazla resmi olmaz mı?” diye sordum.
“Dans ettik diye noter işlemi yapmıyoruz. Teşekkür eder geçersin.” dedi.
Işıl’ın formaliteyle nezaketi ayırdığı yer tam burası.
Fazla kurala gerek yok.
Ama küçük bir kibarlık lazım.
Işıl İlk Dansa Nasıl Kalktı?
Yaklaşık on dakika sonra cevabını gördüm.
Arkadaşlarından biri masaya geldi.
“Geliyor musun?” dedi.
Işıl “Bu şarkıda değil.” dedi.
Adam gitti.
Bir sonraki şarkıda Işıl kendi kalktı.
“Az önce gitmedin.” dedim.
“Şarkıyı sevmedim.”
Yani mesele davet değilmiş.
Dans pistinde klasik balo figürü falan yok tabi. İnsanların biri sağa gidiyor biri sola. Bir çift gerçekten vals benzeri bir şey deniyor. Başka bir grup kendi halinde dans ediyor.
Işıl yaklaşık üç şarkı kaldı.
Döndüğünde:
“Ben kısa dans ederim.” dedi.
Beş dakika sonra tekrar kalktı.
Kısa dansın aralıklı olduğu ortaya çıktı.
“Eskiden dansa kalkınca bütün gece partnerle devam ediliyormuş gibi filmlerde görünüyor. Ben üç şarkıda yoruluyorum. Adabı modernize edelim.”
Masaya Oturma Meselesi Bile Bir Zamanlar Önemliymiş
Gecenin başka bir tarafı masa düzeniydi.
Biz dört kişilik masada iki kişiydik. Daha sonra Işıl’ın tanıdığı iki kişi geldi.
Direkt oturmadılar.
“Uygunsa?” diye sordular.
Işıl bundan hoşlandı.
“Bak bu küçük şey ama güzel.” dedi.
Bugün bazı etkinliklerde boş sandalye görülünce otomatik olarak oturuluyor. Oysa masa bir grubun alanı olabilir.
Işıl’a göre bunu sormak iki saniye.
“Burası boş mu?”
Hepsi bu.
Eski balo adabında tanıştırma da önemliymiş.
Işıl’ın arkadaşı geldiğinde bizi gerçekten tanıştırdı.
“Bu arkadaşım…” diye.
Telefon çağında bunun bile azaldığını düşündük.
İnsanlar bazen aynı masada yarım saat oturuyor ama isimlerini bilmiyor.
Işıl’ın En Tahammül Edemediği Davet Davranışları
Bunu sordum.
Liste biraz hızlı geldi.
- Birinin konuşmasını sürekli kesmek,
- başka masadaki insanları yüksek sesle yorumlamak,
- çalışanlara kaba davranmak,
- her beş dakikada bir fotoğraf çekmek istemek,
- her konuşmayı kendine çevirmek,
- ve davette olan her şeyi sosyal medyada paylaşmak.
Son maddeyi özellikle açtı.
“Belki biri fotoğrafının paylaşılmasını istemiyor.” dedi.
Gerçekten günümüz davet adabının yeni maddelerinden biri bu olabilir.
Fotoğraf çekmeden önce sormak.
Paylaşmadan önce daha da çok sormak.
“Eskinin balosunda telefon yoktu, o yüzden bu adabı yazmamışlar. Şimdi bence en önemli kurallardan biri bu: Her gördüğünü paylaşma.”
Travesti Işıl’a Göre Zarafet Pahalı Kıyafet Değil
Balo gecesi olunca ister istemez şıklık meselesine geliyoruz.
Işıl burada çok net.
Zarafet ile pahalı kıyafet aynı şey değil.
Hatta bazen çok pahalı görünmeye çalışmanın zarafeti bozduğunu düşünüyor.
“Her markayı aynı anda göstermeye çalışınca yürüyen mağaza oluyorsun.” dedi.
Onun için zarafet daha çok tavırla alakalı.
Birine yer vermek.
Çalışana teşekkür etmek.
Sohbet ederken telefona sürekli bakmamak.
Karşındaki insanı dinlemek.
Birinin kıyafetini küçümsememek.
“Bunları yaptıktan sonra elbisen kaç para kimse umrumda değil.” diyor.
- İnsanlara yukarıdan bakmamak,
- mekan çalışanlarına saygılı davranmak,
- başkasının stiline gereksiz yorum yapmamak,
- konuşurken gerçekten dinlemek,
- kalabalıkta kişisel alana dikkat etmek,
- ve gecenin bütününü sadece kendin üzerinden yaşamamak.
Balo Gecesinde Telefon Nereye Konmalı?
Bu biraz saçma bir soru gibi ama Işıl’a sordum.
Çantaya.
Cevap çok hızlı geldi.
“Masada durmasın mı?”
“Durabilir ama sürekli elinde olmasın.”
Işıl telefonunu yaklaşık on dakikada bir kontrol ediyor.
Bunu söylediğimde itiraz etti.
“On dakika değildir.”
Telefonuna baktı.
“Mesaj gelmiş.”
Tartışma böyle bitti.
Yine de gecenin büyük bölümünde telefonu çantasında tuttuğunu gördüm. Fotoğraf çekmek için çıkarıyor, sonra geri koyuyor.
Bir ara masadaki dört kişi aynı anda telefonuna bakınca kendisi fark edip güldü.
“Eski baloda olsak hepimiz ayıp ettik şimdi.” dedi.
Bir Balo Gecesinin Sohbet Adabı
Işıl’a göre eskiden kalmasını istediği en önemli şeylerden biri sohbet kültürü.
İnsanların aynı masada farklı kişilerle konuşabilmesi.
Bugün arkadaş grubuyla bir yere gidince bütün gece sadece o grupla oturmak çok normal.
Işıl biraz karışmayı seviyor.
Ama bunu yaparken insanın sınırlarınıda anlamak gerektiğini söylüyor.
Herkes konuşmak istemeyebilir.
Biri yalnız kalmak isteyebilir.
Bir masaya gidince karşı taraf kısa cevap veriyorsa mesajı almak lazım.
“İnsanlara sosyalleşme mecburiyeti koyamayız.” dedi.
Bu gece boyunca duyduğum en doğru cümlelerden biriydi.
“Tanışmak güzel ama herkes seninle tanışmak zorunda değil. Nezaket biraz karşıdakinin alanını anlamakta zaten.”
İltifat Etmenin Bile İnce Bir Tarafı Var
Bir kadın Işıl’ın yanına gelip elbisesinin rengini çok beğendiğini söyledi.
Işıl teşekkür etti.
Kadın gittiğinde “Bak güzel iltifat.” dedi.
Nesi güzel?
“Elbiseye söyledi.”
Işıl özellikle tanımadığı kişilere bedensel yorum yapılmasını sevmiyor.
“Elbisen güzel, küpen güzel, saçını güzel yapmışsın… bunlar tamam. İnsanla yeni tanışmışsın vücudunu yorumlamak neden?” diyor.
Eski adabın modern hali biraz burada ortaya çıkıyor.
Zarafet artık sadece hangi çatalı kullanacağını bilmek değil.
Karşındaki insanın sınırını bilmekte zarafet.
Belkide bugün daha önemli.
Gecenin Ortasında Küçük Bir “Adap Testi” Yaptık
Işıl’a bazı durumlar sordum.
Ne yaparsın?
Birisi seni dansa çağırdı ama istemiyorsun?
Işıl: Teşekkür ederim, biraz oturacağım derim. Bu kadar.
Israr ederse?
Işıl: İkinci cevabım daha kısa olur.
Birinin kıyafetini beğenmedin?
Işıl: Söylemem. Bana sormadıysa bana ne?
Masada tanımadığın biri var?
Işıl: Tanışırım, ortam uygunsa.
Birinin fotoğrafını çok güzel çektin?
Işıl: Önce kendisine gösteririm, paylaşmam.
Davet çok sıkıcı?
Işıl: Bir süre durur, sonra giderim. Ev sahibine hakaret etmeye gerek yok.
Müzik kötü?
Işıl: Sohbet ederim.
Sohbette kötü?
Işıl: O zaman eve giderim.
Birisi yanlışlıkla elbisene bir şey döktü?
Işıl: Yanlışlıksa olur. Suratına bakarım, gerçekten üzgünse büyütmem.
Bilerek yaptı?
Işıl: O artık balo adabı değil başka konu.
Travesti Işıl ve Gece Hayatında Görünür Olmak
Sohbetin biraz daha ciddi bir tarafına geldik.
Işıl travesti olarak şık bir davete katıldığında bazen insanların normalden biraz fazla baktığını söylüyor.
Bakış her zaman kötü niyetli olmayabilir.
Bazen merak.
Bazen stil dikkat çekiyor.
Bazen gerçekten rahatsız edici bakışta olabiliyor.
Işıl yıllar içinde hangisinin hangisi olduğunu daha hızlı anladığını söylüyor.
“İnsan bakar, normal. Ama gözünü dikmek başka.” diyor.
Kendisini rahat hissettiği etkinliklerde bunun çok daha az önem taşıdığını anlatıyor. Ortam kapsayıcıysa, insanların tavrı normalse bir süre sonra kimse kimseyi incelemiyor zaten.
“Ben geceye eğlenmeye geldim. Bütün gece ‘kim bana baktı’ hesabı yaparsam zaten kendi gecemi kaçırırım. Ama rahatsız edici bir şey varsa da yokmuş gibi davranmam.”
Ona göre modern gece adabının temelinde bu var:
İnsanı rahat bırakmak.
Merakla saygısızlığı birbirine karıştırmamak.
Işıl Balo Gecelerinde Eski Usul Bir Şeyi Geri Getirse Neymiş?
Dans kartı bekliyordum.
Hayır.
Eldiven?
Hayır.
Vals?
Hiç değil.
“İnsanların birbirine kendini tanıtmasını.” dedi.
Bu kadar basit.
Bir masaya geldin.
Merhaba.
Ben Işıl.
Sen?
Bugün çok sıradan görünüyor ama gerçekten giderek az kullanılan bir davranış.
İnsanlar sosyal medyada birbirinin bütün hayatını görebiliyor ama yüz yüze isim söylemek bazen unutuluyor.
- Yeni gelen kişiyi masadakilere tanıştırmak,
- dans için izin istemek,
- ev sahibine ayrılırken teşekkür etmek,
- fotoğraf paylaşmadan önce sormak,
- ve gerçekten konuşurken telefonu biraz kenara koymak.
Gece Yarısından Sonra Balo Biraz Balo Olmaktan Çıktı
Saat ilerledikçe temalı gecenin disiplinide dağıldı.
Başta klasik parçalar.
Sonra daha modern şarkılar.
İlk saatlerde insanlar daha ciddi yürüyordu.
Gece yarısından sonra ayakkabılar biraz can sıkmaya başladı.
Bir kadın topuklusunu çıkarıp masanın altına koymuş.
Işıl gördü.
“Gerçek balo şimdi başladı.” dedi.
Neden?
“Herkes rolü bıraktı.”
Gerçekten gece ilerleyince insanların hareketleri değişiyor.
Saçlar biraz bozuluyor.
Ceketler sandalye arkasına geçiyor.
İlk baştaki resmi hava azalıyor.
Işıl buna kötü bir şey gibi bakmıyor.
Hatta en sevdiği bölüm buymuş.
“Gecenin başında herkes fotoğraf gibi. İki saat sonra insan oluyor. Bence eğlence orada başlıyor.”
Bir Balo Gecesinin Gerçek Zarafeti Ne Zaman Belli Oluyor?
Işıl’a göre gecenin başında değil.
Sonunda.
Çünkü herkes hazırlanırken iyi görünebilir.
Asıl mesele yorulduğunda nasıl davrandığın.
Çalışanlara kaba mı oluyorsun?
Arkadaşın gitmek istiyor diye kızıyor musun?
Ayakkabın ayağını vuruyor diye bütün masanın enerjisini bozuyormusun?
Birisi yanlışlıkla sana çarptığında olay çıkarıyor musun?
“Zarafet rahat zamanda kolay.” dedi Işıl.
“Biraz yorulunca belli oluyor.”
Bu söz bana eski balo adabından çok daha güncel geldi.
Gecenin Sonuna Doğru Hızlı Sorular
Eski usul balo mu modern gece mi?
Işıl: Modern gece ama eski nezaket.
Vals mi serbest dans mı?
Işıl: Serbest, çünkü vals bilmiyorum.
Uzun elbise mi takım elbise mi?
Işıl: Ruh haline göre ikiside.
Eldiven takar mısın?
Işıl: Fotoğraf için belki, bütün gece zor.
Telefon masada mı çantada mı?
Işıl: Bunu bana bu gece çok sordun. Çantada.
Dans teklifini kabul etmek zorunlu mu?
Işıl: Tabi ki değil.
Bir gecede kaç fotoğraf?
Işıl: Yeterince.
Bu cevap sayı değil.
Işıl: Bilerek.
Gece yarısından sonra topuklu?
Işıl: Pazarlığa açık.
En önemli davet adabı?
Işıl: Karşındaki insanın alanına saygı.
İkinci?
Işıl: Çalışanlara düzgün davranmak.
Üçüncü?
Işıl: Fotoğrafımı izinsiz paylaşma.
Balo Salonundan Çıkarken Işıl’ın Son Bir İtirazı Vardı
Gece bitmeye yaklaşmıştı.
İnsanların bir kısmı ayrılmış.
Müzik daha sakin.
Masaların üstünde boş bardaklar ve geceden kalmış küçük dağınıklıklar vardı.
Işıl çantasını aldı.
Ceketini giydi.
Sonra salona tekrar baktı.
“Unutulan adap demişsin ama bazı şeyler unutulmamış bence.” dedi.
Neler?
“İnsanlar hala teşekkür ediyor. Hala birine yer veriyor. Hala güzel giyinmek için uğraşıyor. Hala dansa çağırıyor.”
Yani tamamen kaybolmuş değil.
Sadece biçim değiştirmiş.
Eskiden el öpmek veya hafifçe eğilmek olabilir.
Bugün “iyi misin?” diye mesaj atmak.
Eskiden dans kartı.
Bugün “dans edelim mi?”
Eskiden fotoğraf diye bir mesele yok.
Bugün paylaşmadan önce izin istemek.
“Adap kaybolmadı bence. Şekil değiştirdi. İnsan insana saygılı davranıyorsa hangi yüzyılda olduğunun çok önemi yok.”
Travesti Işıl ile Bir Balo Gecesinden Geriye Ne Kaldı?
Salonun kapısından çıktığımızda içerideki müziğin sesi bir anda azaldı.
Dışarısı serindi.
Işıl’ın ilk yaptığı şey ayakkabısını kontrol etmek oldu.
“Ayağım sağlam.” dedi.
Balo gecesinin başarı ölçüsü bu mu diye sordum.
“Birinci şart.”
İkinci?
“Eğlenmiş olmak.”
Üçüncü?
Biraz düşündü.
“Kimseyle kavga etmeden eve dönmek.”
Liste giderek gerçekci oldu.
Gece boyunca eski balo adabından konuşmuştuk ama aslında ortaya çıkan şey çok eski değildi.
İnsanlara yer açmak.
Bir şeyi zorla yaptırmamak.
İzin istemek.
Teşekkür etmek.
Birinin sınırına dikkat etmek.
Çalışanlara iyi davranmak.
Ve birazda gecenin tadını çıkarmak.
Bunların hiç biri kristal avize istemiyor.
Balo salonuda gerekmiyor.
Belkide unutulan adap dediğimiz şey aslında çok basit davranışların fazla önemsiz görülmesi.
- Zarafet sadece kıyafet değil, davranış biçimi.
- Dans teklif edilir, dayatılmaz.
- Her fotoğraf paylaşılmak zorunda değil.
- Bir etkinliğe katılmak insanları yargılama hakkı vermiyor.
- Temaya uymak eğlenceli, tema polisi olmak gereksiz.
- İyi bir gece biraz müzik, biraz sohbet ve doğru insanlarla oluyor.
Travesti Işıl ile Bir Balo Gecesinin Unutulan Adabı Üzerine Son Söz
Travesti Işıl ile bir balo gecesinin unutulan adabı üzerine konuşurken başta eski zamanlardan kalma kuralları bulacağımı sanıyordum.
Hangi kaşık.
Hangi çatal.
Dans ederken sağ ayak mı sol ayakmı.
Kim önce selam verir.
Fakat gecenin sonunda bunların çok azını konuştuk.
Daha çok bugünü konuştuk.
İnsanın nasıl rahat hissettiğini.
Bir davette nasıl davranıldığını.
Travesti bir kadının gece hayatında kendisini rahat hissetmesinin önemini.
Telefonların sosyal ortamı nasıl değiştirdiğini.
Dans teklifinin hala neden bir soru olması gerektiğini.
Ve zarafetin neden pahalı elbiseyle satın alınamayacağını.
Işıl arabasını beklerken son kez telefonu çıkardı.
“Fotoğraf gönder.” dedi.
Hangisini?
“Hepsini önce bana gönder, sakın paylaşma.”
Bir saat önce konuştuğumuz modern balo adabını uyguluyordu yani.
“Bak öğrendin.” dedi.
Ben zaten biliyordum dedim.
“Yazıya öyle yazma.”
Araba geldi.
Işıl kapıyı açmadan önce elbisesini toparladı. Sonra dönüp:
“Bu gece ben zarif miydim bari?” diye sordu.
Genel olarak evet dedim.
“Genel olarak ne demek?”
İşte tam orada cevap vermemek gerektiğini düşündüm.
Balo adabının bir maddeside bazen susmak olabilir.

