Beşiktaş denildiğinde zihinde hemen birkaç görüntü belirir: vapura yetişmeye çalışan insanlar, çarşının içerisindeki kalabalık, kahvesini alıp yürüyenler, arkadaşını bekleyenler, sokak aralarında kaybolan sesler ve gün boyunca hiç bitmeyecekmiş gibi görünen bir hareketlilik…
Beşiktaş Trans Serra ile Şehrin Hengâmesi başlıklı söyleşimiz de tam olarak bu hareketliliğin ortasında başlıyor. Serra ile Beşiktaş sokaklarını, İstanbul’da gündelik hayatı, trans bir kadın olarak şehirle kurduğu bağı, arkadaşlıklarını, vapur yolculuklarını ve kalabalığın içerisinde kendisine ait küçük bir sükûnet alanı oluşturmanın yollarını konuştuk.
Serra’yla buluştuğumuzda Beşiktaş oldukça hareketli. İnsanlar farklı yönlere ilerliyor, araç sesleri konuşmalara karışıyor ve uzaktan vapur sesleri duyuluyor. Serra çevresine bakıp gülerek daha ilk dakikada söyleşinin başlığını yorumluyor:
Serra: “Hengâme diyorsanız doğru yere gelmişsiniz. Beşiktaş’ın sakin hâlini yakalamak biraz zor.”
Hengâme Nedir?
Hengâme; gürültü, telaş, hareketlilik ve yoğunluk anlamlarını taşıyan, bugün gündelik dilde daha seyrek karşılaştığımız kelimelerden biri. Beşiktaş’ın özellikle yoğun saatlerini anlatırken kelime neredeyse kendiliğinden yerine oturuyor.
Trans Serra’nın Beşiktaş’la İlk Tanışıklığı
– Beşiktaş’la arandaki ilişki nasıl başladı?
Serra: Çok özel bir başlangıç hikâyem yok aslında. Arkadaşlarla buluşa buluşa alıştım. Bir noktadan sonra İstanbul’da “Nerede buluşalım?” sorusunun cevaplarından biri otomatik olarak Beşiktaş oluyor.
– Neden?
Serra: Ulaşım kolay, yapacak bir şey buluyorsun ve bir plan bozulduğunda hemen başka bir şey çıkıyor. Bir yerde oturamazsan yürüyorsun. Yürümekten sıkılırsan deniz tarafına geçiyorsun.
– Kalabalık rahatsız etmiyor mu?
Serra: Bazen ediyor. Hatta bazı günler çok ediyor. Ama garip olan şu; birkaç hafta gelmeyince bu kez özlüyorum.
“Beşiktaş’ın kalabalığından şikâyet edip sonra yine Beşiktaş’ta buluşuyorsanız sanırım artık semtle aranızda bir bağ kurulmuştur.”
İstanbul İnsana Acele Etmeyi mi Öğretiyor?
Serra’nın şehirle ilgili en ilginç tespitlerinden biri yürüyüş temposu üzerine.
– İstanbul’un seni değiştirdiğini düşünüyor musun?
Serra: Kesinlikle. Mesela çok hızlı yürüyorum.
– Her yere geç mi kalıyorsun?
Serra: Hayır, komik tarafı o. Acelem olmadığı zaman da hızlı yürüyorum.
– Neden?
Serra: İstanbul öğretiyor herhalde. Çevrendeki herkes hızlı yürüyünce sen de hızlanıyorsun. Başka şehre gittiğim zaman fark ediyorum. İnsanlar normal normal yürüyor, ben sanki beş dakika sonra vapur kalkacakmış gibi gidiyorum.
Serra’nın İstanbul Tespiti
“Bazen hiçbir yere yetişmem gerekmiyor ama yine de hızlı yürüyorum. İstanbul’un hengâmesi bir süre sonra insanın adımlarına bile karışıyor.”
Vapur Yolculuğu: Hengâmeden Sükûnete Geçiş
Beşiktaş konuşulurken vapurdan söz etmemek mümkün değil. Serra’nın şehir içerisindeki favori ulaşım aracı da vapur.
– Vapur mu, metro mu?
Serra: Hiç düşünmeden vapur.
– Metro bazen daha hızlı.
Serra: Biliyorum ama her şeyi hızla ölçmek istemiyorum. Metroda bir yere gidiyorum. Vapurda ise bir yere giderken biraz da dinleniyorum.
– Boğaz’ı mı izliyorsun?
Serra: Evet ama bütün yol boyunca romantik romantik dışarı baktığımı söylemeyeceğim. Telefonuma da bakıyorum. Yine de birkaç dakika telefonu bırakıp dışarı bakıyorum.
Serra’nın Küçük Vapur Ritüeli
- Mümkünse pencere tarafında oturmak,
- İlk birkaç dakika telefonu çantada bırakmak,
- Boğaz’a bakmak,
- Bir kahve veya çay almak,
- Karşı kıyıya yaklaşırken tekrar şehir temposuna dönmek.
“Trans Kimliğim Benim Bir Parçam, Fakat Tek Hikâyem Değil”
Sohbet doğal olarak Serra’nın trans bir kadın olarak İstanbul’daki gündelik deneyimlerine geliyor.
– İnsanların seni tanırken ilk olarak trans kimliğine odaklanması rahatsız ediyor mu?
Serra: Bazen ediyor. Çünkü trans olduğumu gizlemiyorum. Bu benim hayatımın gerçeklerinden biri. Ama biri beni sadece bunun üzerinden tanımladığında bütün diğer özelliklerim görünmez oluyor.
– İnsanların merakı?
Serra: Merak normal. Hepimiz birbirimizi merak ediyoruz. Ama merakın da sınırı var.
– Nasıl bir sınır?
Serra: Yeni tanıştığınız başka bir insana sormayacağınız kadar özel soruları bana da sormayın. Bence çok karmaşık bir mesele değil.
“Trans olmam hayatımın gerçek bir parçası. Ama hangi müziği dinlediğim, kimlerle arkadaş olduğum, nelerden korktuğum ve neye güldüğüm de beni anlatıyor.”
Serra’yı Tanımak İçin Sorulabilecek Başka Sorular
- İstanbul’daki favori semtin neresi?
- En son hangi şarkıyı tekrar tekrar dinledin?
- Kahve mi, çay mı?
- Kalabalık mı, sakinlik mi?
- Vapurda nerede oturmayı seversin?
- Planlı buluşma mı, spontane kahve mi?
- Gece yürüyüşü mü, gündüz gezisi mi?
- Eski sokaklar mı, modern caddeler mi?
Beşiktaş’ın Kalabalığında Bakışlarla Yaşamak
– Kalabalıkta insanların sana baktığını düşünüyor musun?
Serra: Bazen fark ediyorum. Eskiden çok daha fazla fark ediyordum.
– Neden?
Serra: Çünkü sürekli kontrol ediyordum. Biri karşıdan geliyor, “Bana baktı mı?” diye düşünüyorsun. Sonra başka biri geliyor. Bir süre sonra yürümüyorsun, çevrendeki insanların yüzlerini analiz ediyorsun.
– Yorucu olmalı.
Serra: Çok. Sonra şunu fark ettim: Ben kendi günümü yaşamak yerine tanımadığım insanların ne düşündüğünü çözmeye çalışıyorum.
– Şimdi?
Serra: Şimdi mümkün olduğunca yürüyüp gidiyorum. Tabii ki bazen insan etkileniyor. Ama herkesin düşüncesini kontrol etmek mümkün değil.
Serra’nın Zamanla Öğrendiği Şey
“Kalabalıktaki herkesin ne düşündüğünü bilmeye çalışırsanız kendi düşüncelerinizi duymaya zaman kalmıyor.”
Beşiktaş Çarşısının Küçük Teferruatları
Serra’nın Beşiktaş sevgisinin bir kısmı herkesin hemen dikkat etmediği ayrıntılardan geliyor.
Eski apartmanların üst katlarına bakmayı seviyor.
– İnsanlar vitrinlere bakarken sen neden yukarı bakıyorsun?
Serra: Çünkü İstanbul’un başka bir katmanı orada. Aşağıda yeni bir dükkân görüyorsunuz, hemen üzerinde belki onlarca yıllık bir balkon var.
– Fotoğraflıyor musun?
Serra: Evet. Telefonumda gereğinden fazla pencere ve balkon fotoğrafı var.
– Paylaşıyor musun?
Serra: Çoğunu hayır. Kendim için çekiyorum.
Serra’nın Beşiktaş’ta Fark Ettiği Teferruatlar
- Eski apartman balkonları,
- Yıllardır değişmemiş dükkân tabelaları,
- Ara sokaklardaki küçük kafeler,
- Kapı önünde uyuyan kediler,
- Duvarlarda zamanla solmuş yazılar,
- Vapura yetişmeye çalışan insanların adımları,
- Akşam saatlerinde değişen sokak ışığı,
- Dar sokakların arasından görünen gökyüzü.
Kalabalığın Ortasında Münferit Hikâyeler
Münferit kelimesi tek, ayrı veya kendi başına olan anlamlarında kullanılıyor.
Beşiktaş’ın kalabalığına uzaktan bakıldığında herkes tek bir büyük insan topluluğu gibi görünebilir. Biraz dikkat edildiğinde ise her kişinin başka bir yere gittiği ve başka bir hikâye taşıdığı fark ediliyor.
– İnsanları izler misin?
Serra: Evet. Özellikle bir yerde tek başıma oturuyorsam.
– Hikâyelerini tahmin ediyor musun?
Serra: Bazen. Mesela biri elinde çiçekle hızlı hızlı yürüyor. “Acaba ilk buluşmaya mı gidiyor?” diye düşünüyorum.
– Belki çiçek kendisine.
Serra: İşte o ihtimal daha güzel. (Gülüyor.)
“Kalabalığa uzaktan baktığınızda herkes aynı görünüyor. Biraz yaklaşınca her insanın başka bir yere yetiştiğini fark ediyorsunuz.”
Bir Kahvenin Başında Uzayan Hasbihal
Serra arkadaşlarıyla uzun sohbetleri sevdiğini anlatıyor. Üstelik bu sohbetlerin çoğu önceden planlanmış değil.
– Arkadaşlarınla buluştuğunda program yapar mısınız?
Serra: Yapıyoruz ama genellikle uymuyoruz.
– Nasıl?
Serra: “Bir kahve içer kalkarız” diyoruz. Üç saat sonra hâlâ aynı masadayız.
– Üç saat ne konuşuyorsunuz?
Serra: Her şeyi. Günün nasıl geçtiğinden başlayıp on yıl önce yaşadığımız saçma bir olaya kadar gidiyoruz.
Serra Usulü Bir Hasbihalin Aşamaları
- “Sadece bir kahve içeceğiz” denir.
- Günün olayları konuşulur.
- Konu aniden geçmişe gider.
- Eski bir arkadaş hatırlanır.
- Bir fotoğraf bulunup herkese gösterilir.
- Yeni bir kahve sipariş edilir.
- Saatin nasıl geçtiği anlaşılmaz.
Sosyal Medyadaki Serra ile Gerçek Hayattaki Serra
– Sosyal medyada kendini çok gösteriyor musun?
Serra: Dönem dönem. Bazen sürekli paylaşım yapıyorum, bazen haftalarca hiçbir şey paylaşmıyorum.
– Sosyal medyadaki görüntümüz ne kadar gerçek?
Serra: Gerçek ama eksik.
– Nasıl?
Serra: Güzel çıktığın fotoğrafı seçiyorsun. Kötü olanı siliyorsun. Güzel bir kahveyi paylaşıyorsun ama sabah otobüsü kaçırdığını paylaşmıyorsun.
– Yani sahte değil?
Serra: Sahte demem. Seçilmiş diyelim. Bir filmin fragmanı gibi.
Serra’nın Sosyal Medya Tanımı
“Sosyal medya hayatımızın tamamı değil. Daha çok göstermek istediğimiz birkaç sahnenin fragmanı.”
Beşiktaş Trans Serra’nın Müzik Listesi
– Beşiktaş’ta yürürken müzik dinliyor musun?
Serra: Çoğu zaman.
– Ne dinliyorsun?
Serra: Ruh hâlime göre çok değişiyor. Bazen hareketli bir şarkı açıyorum, bazen eski Türkçe şarkılar.
– Eski şarkıları neden seviyorsun?
Serra: Çünkü müzik hafızayı açıyor. Yıllardır dinlemediğin bir şarkı geliyor ve bir anda eski bir arkadaşını veya gittiğin bir yeri hatırlıyorsun.
- Beşiktaş’ta yürürken: Hareketli parçalar,
- Vapurda: Daha sakin müzikler,
- Hazırlanırken: Pop,
- Gece eve dönerken: Nostaljik şarkılar,
- Çalışırken: Sözsüz veya düşük tempolu müzik.
Serra’nın Az Kullanılan Kelimelerle Beşiktaş Sözlüğü
Sohbetin biraz daha eğlenceli bölümünde Serra’ya bugün günlük konuşmalarda daha az karşılaştığımız bazı Türkçe kelimeleri söylüyor ve bunları Beşiktaş’taki bir görüntüyle eşleştirmesini istiyoruz.
Hengâme?
Serra: Cumartesi akşamı Beşiktaş Çarşı.
Sükûnet?
Serra: Vapur hareket ettikten sonraki birkaç dakika.
Teferruat?
Serra: Herkes vitrine bakarken eski balkonları fark etmek.
Hasbihal?
Serra: Bir kahveyle başlayıp saatler süren arkadaş sohbeti.
Müphem?
Serra: Akşamüstü. Gündüzün bittiği ama gecenin henüz başlamadığı zaman.
Temaşa?
Serra: Vapurdan İstanbul’a bakmak.
Müşterek?
Serra: Vapurda herkesin birkaç dakika aynı Boğaz manzarasına bakması.
Münferit?
Serra: Beşiktaş’taki her insanın kendi hikâyesi.
Devinim?
Serra: İstanbul’un durmak bilmeyen hâli.
Serencam?
Serra: Yıllar içerisinde İstanbul’da biriken bütün anılarım.
Serra’ya Kısa Kısa: Düşünmeden Cevapla
Beşiktaş mı, Kadıköy mü?
Serra: Bugün Beşiktaş.
Vapur mu, metro mu?
Serra: Vapur.
Kahve mi, çay mı?
Serra: Kahve.
Sabah mı, gece mi?
Serra: Akşamüstü.
Kalabalık mı, sakinlik mi?
Serra: Dozunda kalabalık.
Plan mı, spontane mi?
Serra: Spontane.
Deniz kenarı mı, ara sokaklar mı?
Serra: Önce ara sokak, sonra deniz.
Fotoğraf mı, anı yaşamak mı?
Serra: Bir fotoğraf çekip telefonu bırakmak.
Yaz mı, kış mı?
Serra: Sonbahar.
İstanbul’u tek kelimeyle anlat?
Serra: Devinim.
Geçmişteki Serra Bugünkü Serra’yı Görseydi
– On yıl önceki Serra bugün karşında otursaydı ne düşünürdü?
Serra soruyu duyunca birkaç saniye sessiz kalıyor.
Serra: Daha sakin olduğuma şaşırırdı.
– Eskiden sakin değil miydin?
Serra: Değildim. Her şeyi çok fazla düşünüyordum. İnsanların ne düşündüğünü, gelecekte ne olacağını, doğru karar verip vermediğimi…
– Şimdi düşünmüyor musun?
Serra: Düşünüyorum tabii. Ama her sorunun cevabını bugün bulmam gerekmediğini öğrendim.
– Geçmişteki kendine ne söylerdin?
Serra: “Biraz sakin ol. Her şey bugün çözülmek zorunda değil.” derdim.
“Büyüdükçe bütün cevapları bulmadım. Sadece bazı soruların cevabını hemen bulmak zorunda olmadığımı öğrendim.”
İstanbul’dan Gitmek mi, İstanbul’a Alışmak mı?
– İstanbul’dan gitmeyi düşündün mü?
Serra: İstanbul’da yaşayıp bunu hiç düşünmemiş insan var mı? (Gülüyor.)
– Ciddi anlamda?
Serra: Oldu. Daha sakin bir şehirde yaşamak nasıl olur diye düşündüm.
– Neden gitmedin?
Serra: Çünkü burada kurduğum bir hayat var. Arkadaşlarım, alışkanlıklarım, bildiğim sokaklar…
– Ayrılsan en çok neyi özlersin?
Serra: Vapuru. Kesinlikle.
Serra’nın İstanbul’dan Uzaklaşsa Özleyecekleri
- Boğaz ve vapurlar,
- Beşiktaş’ın ara sokakları,
- Arkadaşlarla plansız buluşmalar,
- Eski apartmanlar,
- Semtlerin birbirinden farklı karakterleri,
- Gece saatlerinde bile devam eden şehir hareketi,
- Şikâyet ettiği hâlde alıştığı İstanbul hengâmesi.
Son Soru: Beşiktaş Bir İnsan Olsaydı Serra’ya Ne Söylerdi?
Söyleşinin sonunda Serra’ya biraz alışılmadık bir soru soruyoruz.
– Beşiktaş bir insan olsaydı ve sana tek cümle söyleyebilseydi ne derdi?
Serra: “Hızlı ol, vapuru kaçıracaksın.”
Gülüyoruz.
– Biraz daha ciddi cevap?
Serra etrafındaki kalabalığa bakıyor.
Serra: “Kalabalığımın içerisinde kaybolmak zorunda değilsin.” derdi sanırım.
– Neden?
Serra: İstanbul çok büyük. Ama bir süre sonra herkes kendi küçük İstanbul’unu oluşturuyor. Sevdiğin birkaç sokak, birkaç insan, birkaç kafe, birkaç manzara… Sonra milyonluk şehir senin küçük haritana dönüşüyor.
“İstanbul’un tamamını anlamaya çalışmayı bıraktım. Kendi küçük İstanbul’umu biliyorum; bana o yetiyor.”
Beşiktaş Trans Serra ile Şehrin Hengâmesinden Geriye Kalan
Beşiktaş Trans Serra ile Şehrin Hengâmesi başlığıyla başlayan sohbetimiz, Beşiktaş’ın kalabalığından İstanbul’da birey olmanın küçük ayrıntılarına uzanıyor.
Vapurdan konuşuyoruz.
Arkadaşlıklardan…
Eski apartmanlardan…
Müzikten…
Kalabalıktan…
Trans bir kadın olarak şehirde görünür olmaktan ve yıllar içerisinde insanların bakışlarına karşı değişen yaklaşımından…
Fakat söyleşinin sonunda Serra’yı yalnızca tek bir kimlikle değil, küçük alışkanlıklarıyla tanıyoruz.
Vapuru metrodan daha çok seven, eski balkonların fotoğrafını çeken, arkadaşlarıyla bir kahve içmek için buluşup üç saat sohbet eden, İstanbul’dan zaman zaman şikâyet edip yine de onu özleyeceğini bilen bir kadın.
Şehrin hengâmesi içerisinde Serra’nın hikâyesi de diğer milyonlarca hikâye gibi münferit.
Ama aynı zamanda İstanbul’u paylaşan herkesinki kadar müşterek.
Hengâme Devam Ederken…
Söyleşi bittikten sonra Beşiktaş’ın hareketi devam ediyor.
Vapur yanaşıyor.
İnsanlar iniyor.
Başka insanlar biniyor.
Birileri arkadaşını karşılıyor.
Birileri aceleyle telefonda konuşuyor.
Kahve alanlar, yürüyenler, bekleyenler ve sokak aralarına dağılanlar…
Serra çevresine bakıyor ve gülümsüyor.
“İşte hengâme tam olarak bu.”
Fakat biraz dikkat edildiğinde hengâmenin içerisinde yalnızca gürültü olmadığı görülüyor.
Her insan başka bir hikâye taşıyor.
Her sokakta başka bir hatıra birikiyor.
Ve milyonlarca insanın aynı anda hareket ettiği İstanbul’da herkes kendisine ait küçücük bir güzergâh oluşturuyor.
Beşiktaş Trans Serra ile Şehrin Hengâmesinden Son Bir Cümle
“Beşiktaş’ın sesini susturamazsınız. Vapurlar gelir, insanlar geçer, sokaklar dolar ve boşalır. Belki mesele hengâmeden kaçmak değildir. Bazen bütün mesele, o hengâmenin içerisinde kendi ritminizi kaybetmeden yürüyebilmektir.”

