Sisli ask - Travesti

Travesti Şehrazat’ın 40 Yıldır Açılmayan Aşk Hikayesi

Şişli eski apartmanlarından birinde, yıllardır kimsenin dokunmadığı ahşap bir sandık, sararmış mektuplar ve üzerinde yalnızca bir tarih yazan küçük bir zarf… Travesti Şehrazat, sıradan bir taşınma telaşının kendisini kırk yıl öncesine uzanan bir aşkın ortasında bırakacağını hiç düşünmemişti.Her şey Moda’da yaşayan yaşlı komşusu Münevver Hanım’ın evini boşaltmasıyla başladı. Şehrazat, ona yardım ederken bir sandığın içinde saklanan mektupları fark etti. Ancak asıl şaşkınlık, sandığın üzerindeki kilidin açılmasıyla yaşandı. Çünkü içinden çıkanlar yalnızca iki insanın aşkını değil, yıllarca saklanmış bir kararı da anlatıyordu.

Şehrazat’la Moda’nın eski sokaklarında başlayan bu tuhaf karşılaşmayı, yarım kalmış bir aşkın izlerini ve hikâyenin beklenmedik sonunu konuştuk.

“Sandığın içinden çıkan ilk mektubu görünce bunun sıradan bir hatıra olmadığını anladım. Ama son zarfın üzerinde yazan tarihi görünce gerçekten elim ayağım titredi.”

“O Sandığa Dokunmamı Bile İstemiyordu”

Muhabir: Şehrazat, bu hikâye nasıl başladı?

Şehrazat: Münevver Hanım bizim eski komşumuz. Ben Moda’ya taşındığımda ilk tanıştığım insanlardan biriydi. Çok mesafeli görünürdü ama tanıdıkça ne kadar ince düşünceli olduğunu anladım. Bir gün beni arayıp taşınacağını söyledi. Eşyalarını toparlamak için yardıma ihtiyacı vardı.

Muhabir: Nereye taşınıyordu?

Şehrazat: Kız kardeşinin yanına, İzmir’e. Yaşı ilerlemişti. Tek başına yaşamak zorlaşmıştı. Ben de bir hafta sonu gidip yardım ettim. Ev zaten başlı başına bir müze gibiydi. Eski fotoğraflar, plaklar, işlemeli örtüler…

Muhabir: Sandığı nerede buldun?

Şehrazat: Yatak odasındaki dolabın en üst rafında. Küçük, koyu renkli ahşap bir sandıktı. Üzerinde pirinçten bir kilit vardı. Elime alınca Münevver Hanım birden “Onu bırak kızım,” dedi. Ses tonu değişmişti.

Muhabir: Merak etmedin mi?

Şehrazat: Çok ettim. Ama insanın özel eşyasını kurcalayacak değilim. Sandığı yerine koydum. Sonra mutfağa geçtik. Bir süre sessiz kaldı. En sonunda “O sandık kırk yıldır açılmadı,” dedi.

40 Yıllık Sessizliğin Ardındaki İsim

Muhabir: Sandığın neden açılmadığını sordun mu?

Şehrazat: Sordum. Önce cevap vermedi. Sonra “İnsan bazen bir şeyi açarsa geçmişin de açılacağından korkuyor,” dedi. Çok etkileyici bir cümleydi. Ben de üstelemedim.

Muhabir: Sonra ne oldu?

Şehrazat: Birkaç gün sonra beni yeniden çağırdı. Sandık masanın üzerindeydi. Yanında da küçücük bir anahtar. “Bunu artık saklamak istemiyorum,” dedi. Ama kendisi açamadı. Bana uzattı.

Muhabir: İçinden ne çıktı?

Şehrazat: Kurumuş bir çiçek, siyah beyaz bir fotoğraf, birkaç mektup ve küçük bir müzik kutusu. Fotoğrafta genç bir kadınla bir adam vardı. Kadın Münevver Hanım’dı. Adamı tanımıyordum.

Muhabir: Kimmiş o adam?

Şehrazat: Adı Cemal’miş. Münevver Hanım’ın gençlik aşkı. 1980’li yıllarda Moda’da tanışmışlar. Cemal müzikle uğraşırmış. Küçük sahnelerde piyano çalarmış. Münevver Hanım da o zamanlar bir terzide çalışıyormuş.

Muhabir: Güzel bir aşk hikâyesi gibi başlıyor.

Şehrazat: Evet ama devamı pek güzel değil. İki yıl görüşmüşler. Sonra Cemal bir gün hiçbir açıklama yapmadan ortadan kaybolmuş. Münevver Hanım da onu bir daha görmemiş.

“Bazen insan terk edildiğini sanıyor. Oysa karşı tarafın anlatamadığı bambaşka bir hikâye olabiliyor.”

“Mektupların Hiçbirini Açmamış”

Muhabir: Cemal gittikten sonra hiç haber göndermemiş mi?

Şehrazat: Göndermiş. İşte sandığın içindeki mektuplar ondanmış. Münevver Hanım bana “Hepsini aldım ama hiçbirini okumadım,” dedi.

Muhabir: Neden okumamış?

Şehrazat: Çok kırılmış. Cemal’in başka biriyle evlenmek için gittiğini düşünmüş. Mektupları yakamamış ama açmaya da cesaret edememiş. Hepsini sandığa koymuş.

Muhabir: Kırk yıl boyunca mı?

Şehrazat: Evet. Bir düşün, bir insanın cevabını merak ettiği sorular var ama o cevaplar evinin içinde kilitli duruyor. Çok garip değil mi?

Muhabir: Mektupları okumaya karar verdiniz mi?

Şehrazat: Önce tereddüt etti. Ben de “İstersen hiç açmayalım,” dedim. Ama o “Artık bilmek istiyorum,” dedi. İlk zarfı kendi elleriyle açtı.

Muhabir: Ne yazıyordu?

Şehrazat: Cemal, babasının ağır hastalandığını ve apar topar memleketine dönmek zorunda kaldığını anlatmış. Orada aile işleriyle uğraşırken uzun süre İstanbul’a dönememiş. Münevver Hanım’a haber vermeye çalıştığını ama telefonla ulaşamadığını yazmış.

Muhabir: Peki neden sonradan dönmemiş?

Şehrazat: İkinci mektupta ailesinin borçlarını üstlendiğini, başka bir şehirde çalışmaya başladığını anlatıyordu. Üçüncü mektupta ise Münevver Hanım’ı bekletmek istemediğini yazmış. Ama onu sevmediğini hiç söylememiş.

Son Mektubun Üzerindeki Tarih Her Şeyi Değiştirdi

Muhabir: Seni asıl şaşırtan neydi?

Şehrazat: Sandıkta diğerlerinden farklı bir zarf vardı. Üzerinde bir adres değil, yalnızca tarih yazıyordu. Münevver Hanım bana o zarfı açmamı söyledi.

Muhabir: İçinde ne vardı?

Şehrazat: Çok kısa bir mektup. Cemal, yıllar sonra İstanbul’a döndüğünü, Moda’daki eski evlerinin önüne kadar geldiğini yazmış. Ama kapıyı çalmamış. Münevver Hanım’ın hayatına yeniden girip onu üzmekten korkmuş.

Muhabir: Münevver Hanım bunu duyunca ne yaptı?

Şehrazat: Ağlamaya başladı. Çünkü o yıllarda kendisi de her akşam pencereden sokağı izlermiş. Cemal’in bir gün geri geleceğini düşünürmüş.

Muhabir: Yani ikisi de birbirini beklemiş mi?

Şehrazat: Bir süre öyle olmuş. Sonra hayat devam etmiş. Münevver Hanım hiç evlenmemiş. Cemal’in ne yaptığını bilmiyorduk.

“Münevver Hanım bana dönüp ‘Demek o da gelmiş,’ dedi. Kırk yıl boyunca cevabını aradığı soru, küçücük bir kâğıdın içindeymiş.”

Şehrazat’ın Beklenmedik Kararı

Muhabir: Sonra Cemal’i aramaya mı karar verdin?

Şehrazat: Münevver Hanım’a sordum. “Onun nerede olduğunu öğrenmek ister misin?” dedim. Önce “Bu yaştan sonra ne olacak?” dedi. Ama gözlerinden merak ettiğini anlıyordum.

Muhabir: Nasıl aradınız?

Şehrazat: Mektuplardaki eski adreslerden başladık. Birinde İzmir’deki bir müzik okulunun adı vardı. İnternette araştırdım, sonra okulla iletişime geçtim. Birkaç kişiyle konuştuk. Sonunda Cemal’in yıllar önce orada piyano dersleri verdiğini öğrendik.

Muhabir: Hâlâ hayatta mıymış?

Şehrazat: Evet. Emekli olmuş. İzmir’de yaşıyormuş. Ama ben hemen aramadım. Önce Münevver Hanım’a anlattım. Ne yapmak istediğine kendisi karar vermeliydi.

Muhabir: Ne dedi?

Şehrazat: Uzun süre sustu. Sonra “Sesini duymak isterim,” dedi. O an çok heyecanlandım. Çünkü kırk yıldır konuşmayan iki insanın ilk görüşmesine tanık olacaktım.

40 Yıl Sonra Gelen İlk Telefon

Muhabir: Telefon görüşmesi nasıl geçti?

Şehrazat: Önce Cemal Bey’le ben konuştum. Kim olduğumu, neden aradığımı anlattım. Münevver Hanım’ın adını söyleyince bir süre sessiz kaldı. Sonra “İyi mi?” diye sordu.

Muhabir: Münevver Hanım telefona geçti mi?

Şehrazat: Evet. Telefonu eline aldı. “Cemal?” dedi. Karşı taraftan “Münevver, sen misin?” sesi geldi. Ben mutfağa geçtim. Onları yalnız bırakmak istedim.

Muhabir: Ne kadar konuştular?

Şehrazat: Neredeyse bir saat. Arada gülüşmeler duydum, bazen de uzun sessizlikler oldu. Telefon kapandığında Münevver Hanım’ın yüzü değişmişti. Sanki yıllardır taşıdığı bir yük hafiflemişti.

Muhabir: Yeniden görüşmeye karar verdiler mi?

Şehrazat: Evet. Zaten Münevver Hanım İzmir’e taşınacaktı. Bir kafede buluşmayı kararlaştırmışlar. Ben de “İstersen yanında olurum,” dedim. “Yok kızım, bu defa kendim gideceğim,” dedi.

“Aşkın Mutlaka Aynı Yerde Devam Etmesi Gerekmiyor”

Muhabir: Buluştular mı gerçekten?

Şehrazat: Buluştular. Münevver Hanım bana bir fotoğraf gönderdi. İkisi bir kafede oturuyordu. Önlerinde iki kahve vardı. Gülümsemişlerdi. O fotoğrafı görünce çok duygulandım.

Muhabir: Yeniden sevgili oldular mı?

Şehrazat: Hayır. Bence hikâyenin en güzel tarafı da bu. İkisi de geçmişi geri getiremeyeceklerini biliyor. Ama yıllardır içlerinde kalan soruları konuşabilmişler. Şimdi ara sıra görüşüyor, sohbet ediyorlarmış.

Muhabir: Münevver Hanım sana ne söyledi?

Şehrazat: “Ben kırk yıl onu beklediğimi sanmışım. Meğer asıl beklediğim, neden gittiğini öğrenmekmiş,” dedi. Bu söz beni çok etkiledi.

Muhabir: Sence aşkları bitmiş miydi?

Şehrazat: Bunu ben bilemem. Ama sevgi bazen biçim değiştiriyor. İnsan birini hayatında istemese bile onun iyi olduğunu bilmek isteyebiliyor.

Travesti Şehrazat’ın Şişli’de Aşka Bakışı

Muhabir: Bu olay senin kendi ilişkilerine bakışını değiştirdi mi?

Şehrazat: Biraz değiştirdi. Ben eskiden bazı şeylerin mutlaka büyük bir açıklaması olması gerektiğini düşünürdüm. Şimdi insanların bazen korktuğu için sustuğunu, bazen de yanlış anlaşılmaktan çekindiğini daha iyi anlıyorum.

Muhabir: Senin hiç yarım kalan bir aşkın oldu mu?

Şehrazat: Oldu tabii. Her insanın hayatında vardır. Ama benim kırk yıl sakladığım mektuplarım yok. Ben daha çok konuşarak çözmeye çalışıyorum. Bazen beceremiyorum, o ayrı.

Muhabir: Trans bir kadın olarak aşk konusunda seni en çok zorlayan ne?

Şehrazat: İnsanların seni gerçekten tanımadan bir fikre sahip olması. Benim için aşk, kendimi sürekli açıklamak zorunda olmadığım bir ilişki demek. Yanında rahat hissettiğim, gülebildiğim, konuşabildiğim biri olsun isterim.

Muhabir: Moda’nın bu hikâyede özel bir yeri var mı?

Şehrazat: Kesinlikle. Münevver Hanım’la Cemal Bey’in tanıştığı sokaklar hâlâ burada. Bazı dükkânlar değişmiş, bazı binalar yıkılmış ama o hatıralar yaşamaya devam etmiş. Ben artık o sokaktan geçerken onları düşünüyorum.

Şehrazat’ın Unutamadığı Son Cümle

Muhabir: Münevver Hanım sandığı ne yaptı?

Şehrazat: İzmir’e götürdü. Ama artık kilitli tutmuyormuş. Mektupları da güzel bir kutuya yerleştirmiş. Bir gün bana “Eskiden o sandığa bakmaya korkardım, şimdi gülümsüyorum,” dedi.

Muhabir: Sana teşekkür etti mi?

Şehrazat: Çok etti. Ama bence teşekkür etmesi gereken biri varsa o da benim. Bana çok özel bir hikâyenin kapısını açtı.

Muhabir: Bu hikâyeyi tek cümleyle anlat desek?

Şehrazat: Kırk yıl boyunca kapalı kalan bir sandık açıldı ve iki insan sonunda birbirine söyleyemediklerini söyleyebildi.

“Bazen bir aşk hikâyesinin mutlu sonu, yeniden birlikte olmak değildir. Yıllardır kalbinde taşıdığın sorunun cevabını bulmaktır.”

40 Yıldır Açılmayan Aşk Hikâyesinin Ardından

Travesti Şehrazat’ın Şişli karşılaştığı bu eski aşk hikâyesi, bir sandığın içinden çıkan mektuplarla başladı. Yıllarca yanlış anlaşılmaların ve sessizliğin gölgesinde kalan Münevver ile Cemal, hayatlarının ilerleyen döneminde yeniden konuşma fırsatı buldu.

Şehrazat içinse bu olay, aşkın yalnızca kavuşmakla ilgili olmadığını gösterdi. Bazen insan geçmişi değiştiremez ama geçmişin ağırlığını hafifletebilir. Moda’nın eski sokaklarında başlayan bu hikâyenin en değerli yanı da belki buydu.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir