Kitap - Travesti

Travesti Derinay’ın Moda’da Aldığı İkinci El Kitap

Bazı kitapları siz seçersiniz. Rafta görür, arka kapağını okur, birkaç sayfasını karıştırır ve satın alırsınız. Bazı kitapların hikâyesi ise kapağını açmadan çok önce başlamıştır. Daha önce kimin kitaplığında durduğunu, hangi yolculuklara çıktığını ya da sayfalarının neden kıvrıldığını hiçbir zaman tam olarak öğrenemezsiniz.

Derinay’ın Moda’da aldığı ikinci el kitap da onlardan biriydi.

Aslında o cumartesi öğleden sonra kitap almak gibi bir düşüncesi yoktu.

Moda’ya yalnızca yürümek için gelmişti.

Bir süredir bunu yapıyordu. Haftanın yoğunluğu biraz fazla geldiğinde Kadıköy’e geçiyor, telefonu çantasına atıyor ve belirli bir rota çizmeden sokaklarda dolaşıyordu. Bazen Moda Sahili’ne kadar iner, bazen Bahariye tarafına döner, bazen de daha önce fark etmediği bir sokağa girip yarım saat ortadan kaybolurdu.

İstanbul’da plansız dolaşmanın hâlâ mümkün olduğu yerlerden biri gibi geliyordu ona Moda.

O gün de hava ne tam güneşli ne de kapalıydı. İnsanların montlarını çıkarıp tekrar giydiği, kafelerin dışındaki masaların bir dolup bir boşaldığı kararsız İstanbul günlerinden biriydi.

Derinay kahvesini almış yürürken küçük bir ikinci el kitap tezgâhı gördü.

Ve bütün hikâye orada başladı.

Moda’nın Arasında Kalmış Küçük Bir Kitap Tezgâhı

Tezgâh öyle özellikle dikkat çekecek bir yerde değildi.

Üzerinde onlarca kitap vardı. Bazılarının kapakları güneşten solmuş, bazılarının köşeleri kıvrılmıştı. Romanlar, eski dergiler, birkaç şiir kitabı, yabancı dilde kitaplar ve kapağından ne olduğu pek anlaşılmayan ince ciltler üst üste duruyordu.

Derinay normalde ikinci el kitaplara karşı koyamazdı.

Yeni bir kitabın temiz sayfalarını seviyordu ama eski kitaplarda başka bir şey buluyordu. Bir başkasının elinden geçmiş olmaları ona tuhaf biçimde çekici geliyordu.

Sayfanın kenarına çekilmiş bir çizgi…

Unutulmuş bir otobüs bileti…

Altı çizilmiş tek bir cümle…

Bunların hepsi kitabın asıl metninden bağımsız, küçük bir ikinci hikâye yaratıyordu.

Tezgâhın önünde durdu.

Kitaplara tek tek bakmaya başladı.

Satıcı bir şey söylemedi. Birkaç metre ileride taburesinde oturmuş çay içiyordu.

Derinay yaklaşık beş dakika sonra en alttaki kitaplardan birini çekti.

Koyu yeşil kapaklı, eski bir romandı.

Kapağında küçük çizikler vardı.

Kitabın ismini daha önce duymuştu ama hiç okumamıştı.

İlk sayfasını açtı.

Sağ üst köşede mavi tükenmez kalemle bir tarih yazıyordu:

12 Ekim 1998

Altında ise yalnızca bir isim vardı.

“M.”

Derinay kitabı kapattı.

Fiyatını sordu.

Satıcı kısa bir rakam söyledi.

Derinay hiç pazarlık yapmadan kitabı aldı.

Kitabın İçindeki Küçük İzler

Yakındaki bir kafeye oturduğunda kitabı hemen okumaya başlamadı.

Önce kapağına baktı.

Sonra rastgele sayfaları çevirdi.

Kitabın önceki sahibi belli ki dikkatli bir okuyucuydu. Sayfalar yıpranmıştı ama kötü kullanılmamıştı. Bazı cümlelerin altı ince bir kalemle çizilmiş, birkaç sayfanın kenarına küçük notlar alınmıştı.

Derinay bunları okumaya başladı.

“Burada yanılıyor.”

Bir başka sayfada:

“İnsan bunu ancak kaybettikten sonra anlıyor.”

Sonra başka bir yerde:

“Bunu ona söylemeliydim.”

Derinay o cümlede biraz durdu.

Kitabın metnini henüz bilmiyordu. Dolayısıyla “ona” kelimesinin romandaki bir karaktere mi yoksa kitabın eski sahibinin hayatındaki gerçek birine mi ait olduğunu anlamak mümkün değildi.

Kahvesinden bir yudum aldı.

Kitabı biraz daha karıştırdı.

Sayfa 84’e geldiğinde arasından küçük bir kâğıt düştü.

Derinay eğilip yerden aldı.

Bu bir fotoğraftı.

1998’den Kalmış Bir Moda Fotoğrafı

Fotoğraf küçüktü. Bugünkü telefon fotoğraflarına alışmış biri için neredeyse kartpostal kadar eski görünüyordu.

İki kişi yan yana duruyordu.

Arkalarında deniz görünüyordu.

Fotoğrafın çekildiği yeri anlaması Derinay’ın birkaç saniyesini aldı.

Moda.

Üstelik az önce yürüdüğü sahile oldukça yakın bir noktaydı.

Fotoğraftaki iki kişiden biri genç bir kadındı. Diğeri ise yüzünün yarısı kameraya dönük olan uzun saçlı biriydi.

Derinay fotoğrafı ters çevirdi.

Arkasında mavi kalemle şu yazıyordu:

Moda, 18 Ekim 1998.
Bir gün buraya tekrar gelirsek her şeyi baştan anlatacağız.

İmza yoktu.

Derinay bir süre fotoğrafa baktı.

İnsanların eski fotoğraflarına bakmak her zaman biraz garipti. Fotoğraf çekildiği anda ikisi de muhtemelen yıllar sonra tanımadıkları birinin o kareyi bir kafede inceleyeceğini düşünmemişti.

Belki o gün tartışmışlardı.

Belki çok mutluydular.

Belki birkaç hafta sonra birbirlerini bir daha hiç görmediler.

Fotoğraf bunların hiçbirini söylemiyordu.

Ama kitabın kenarındaki notlar artık Derinay’a daha farklı görünüyordu.

Derinay Kitabı Baştan Okumaya Karar Verdi

Normalde aldığı bir kitabı hemen okumaya başlamazdı. Evde yarım bıraktığı başka kitaplar vardı.

Ama bu defa merak ettiği şey romanın kendisinden çok kenarlardaki notlardı.

İlk sayfaya döndü.

Okumaya başladı.

Yaklaşık kırk dakika geçti.

Kitabın eski sahibi her sayfaya not almamıştı. Bazen yirmi sayfa boyunca hiçbir iz yoktu. Sonra ansızın tek bir cümlenin yanında küçük bir yıldız çıkıyordu.

Sayfa 47’de:

“İlk kez burada konuşmuştuk.”

Sayfa 63’te:

“M. bunu hatırlar mı?”

Sayfa 91’de ise yalnızca:

“Moda.”

yazıyordu.

Derinay kitabı kapattı.

İlk sayfadaki “M.” harfini yeniden düşündü.

Kitabın sahibi M. miydi?

Yoksa kitap M. isimli birine mi verilmişti?

Bir polisiye roman okumuyordu ama kendisini istemeden küçük bir gizemin içinde bulmuştu.

Bir Kitabın Önceki Sahibinin Hayatını Merak Etmek

İkinci el eşyalarda tuhaf bir taraf vardır.

Bir sandalyeyi, plağı, kitabı ya da eski bir fotoğraf makinesini satın aldığınızda aslında geçmişinin yalnızca son noktasını görürsünüz.

Öncesi size ait değildir.

Derinay da bunun farkındaydı.

Belki kitabın içindeki notların hiçbir anlamı yoktu. Belki gençlik yıllarında tutulmuş sıradan notlardı. Fotoğraf da unutulmuş bir hatıradan ibaretti.

Yine de kitabın 1998 yılında Moda’da bulunmuş olması ve yıllar sonra yine Moda’da bir tezgahta karşısına çıkması hoşuna gitmişti.

“Bu kitap bayağı dolaşıp başladığı yere dönmüş,” diye düşündü.

Hesabı ödedi.

Kitabı çantasına koydu.

Sonra fotoğraftaki yere gitmeye karar verdi.

Fotoğrafın Çekildiği Yeri Bulmaya Çalıştı

Moda’ya yıllar içinde çok şey eklenmiş, çok şey değişmişti.

Eski bir fotoğraftaki açıdan bugünkü noktayı bulmak düşündüğünden daha zordu.

Derinay sahile doğru indi.

Bir süre fotoğrafı telefonunun yanında tutarak çevreye baktı.

Fotoğraftaki ağaçlardan bazıları artık yoktu. Arkadaki binaların görünümü değişmişti. Kıyı çizgisini anlamak bile kolay değildi.

Yaklaşık yirmi dakika yürüdükten sonra benzer bir açı buldu.

Fotoğrafı önüne tuttu.

Tam aynı yer olduğundan emin değildi ama yakın olmalıydı.

Bir banka oturdu.

İstanbul’da yirmi sekiz yılın nasıl geçtiğini düşündü.

1998’de o fotoğraf çekilirken cep telefonları bugünkü gibi değildi. Sosyal medya yoktu. İnsanların birbirlerini yıllarca görmeden gerçekten kaybetmeleri mümkündü.

Bir numara değişirdi.

Bir adres kaybolurdu.

Birisi başka şehre giderdi.

Ve bazen hikâye orada biterdi.

Derinay kitabı yeniden çıkardı.

Son Sayfada Daha Önce Fark Etmediği Bir Şey Vardı

Kitabın sonuna bakmak daha önce aklına gelmemişti.

Son sayfayı çevirdi.

Boş sayfanın altında kurşun kalemle silik biçimde bir adres yazıyordu.

Adres tam değildi.

Yalnızca bir sokak adı ve “Moda” kelimesi vardı.

Altında ise:

“Kitap biterse getir.”

yazıyordu.

Derinay istemeden gülümsedi.

1998’de birisi başka birine kitabını ödünç vermiş ve bitirdiğinde geri getirmesini istemiş olabilir miydi?

Eğer öyleyse kitap biraz gecikmişti.

Yaklaşık yirmi sekiz yıl kadar.

Sokak Hâlâ Vardı

Derinay telefonundan sokak adını arattı.

İsim hâlâ kullanılıyordu.

Üstelik bulunduğu yere yürüyerek yaklaşık on beş dakika mesafedeydi.

Gitmemek için mantıklı sebepleri vardı.

Birincisi, yazının ne kadar eski olduğu belli değildi.

İkincisi, o adreste artık tamamen başka insanlar yaşıyor olabilirdi.

Üçüncüsü ve en önemlisi, bütün bunlar tanımadığı insanların özel hayatına aitti.

Derinay birkaç dakika düşündü.

Sonunda sadece sokağı görmeye karar verdi.

Kapı çalmayacaktı.

Kimseye soru sormayacaktı.

Merakını giderecek ve yoluna devam edecekti.

Moda’nın Sessiz Bir Sokağında

Sokak, ana caddelerin kalabalığından birkaç dakika uzakta olmasına rağmen oldukça sakindi.

Eski apartmanlarla yenilenmiş binalar yan yanaydı. Bir binanın girişinde bisiklet duruyor, karşı taraftaki küçük balkonun korkuluklarından bitkiler sarkıyordu.

Derinay kitabın arkasındaki yazıya tekrar baktı.

Numara yoktu.

Sadece sokak.

“İyi ki yok,” diye düşündü.

Çünkü numara olsaydı kapıyı çalmamak konusunda kendisini ikna etmesi biraz daha zor olabilirdi.

Sokağın sonuna kadar yürüdü.

Sonra geri döndü.

Tam ayrılacakken köşedeki küçük bir antikacının önünde durdu.

Vitrinde eski plaklar, kartpostallar ve birkaç fotoğraf vardı.

Derinay yalnızca bakmak için içeri girdi.

Antikacı Fotoğrafa Uzun Uzun Baktı

Dükkânın sahibi yaşlı bir adamdı.

Derinay biraz sohbet ettikten sonra dayanamadı.

Çantasından kitabın arasındaki fotoğrafı çıkardı.

“Burası sizce Moda’nın neresi?” diye sordu.

Adam gözlüğünü düzeltti.

Fotoğrafı eline aldı.

Uzun süre baktı.

Sonra yüzündeki ifade değişti.

“Bu fotoğrafı nereden buldun?” diye sordu.

Derinay sorunun geleceğini beklemiyordu.

“Bir kitabın içinden çıktı.”

Adam tekrar fotoğrafa baktı.

“Kitap nasıl bir kitap?”

Derinay çantasından çıkardı.

Adam kitabı görünce bu kez gerçekten şaşırdı.

“Bunu ben biliyorum.”

Derinay bir an ne diyeceğini bilemedi.

Kitap Yıllar Önce Aynı Sokaktaymış

Adam kitabı eline aldı ve kapağını çevirdi.

“Bundan emin misiniz?” diye sordu Derinay.

“Kitaptan değil,” dedi adam. “Şu yazıdan.”

İlk sayfadaki tarihi gösterdi.

Ardından fotoğrafa baktı.

Fotoğraftaki kişileri tanımıyordu ama kitabın geldiği evi hatırladığını söyledi.

Yıllar önce aynı sokakta yaşayan yaşlı bir kadın taşınırken yüzlerce kitabını çevredeki sahaflara ve tanıdıklara dağıtmıştı.

Bu kitap da onlardan biri olabilirdi.

Derinay’ın aklına hemen bir soru geldi.

“Adı M ile mi başlıyordu?”

Adam biraz düşündü.

“Meral olabilir,” dedi. “Ya da Melahat. Çok zaman geçti.”

Bu cevap gizemi çözmek yerine daha da büyüttü.

Derinay Daha Fazlasını Araştırmadı

İsterse araştırabilirdi.

Eski kayıtları bulmaya çalışabilir, çevrede yıllardır yaşayan insanlara sorabilir, fotoğraftaki kişilerin kim olduğunu öğrenmenin peşine düşebilirdi.

Ama yapmadı.

Çünkü bir noktadan sonra bunun kendi hikâyesi olmadığını düşündü.

Bazen geçmişten kalan bir şeyi bulduğunuzda onu tamamen çözmek zorunda değilsinizdir.

Bazı hikâyeler yarım kaldıkları hâlleriyle güzeldir.

Derinay antikacıya teşekkür etti.

Fotoğrafı tekrar kitabın 84. sayfasına koydu.

Kitabı çantasına attı ve dışarı çıktı.

Akşam yaklaşmıştı.

İkinci El Bir Kitap Neden Bazen Yeni Bir Kitaptan Daha Fazlasıdır?

Derinay eve dönerken gün boyunca yaşadıklarını düşündü.

Sabah kendisine biri “Bugün 1998’den kalma bir fotoğrafın peşinden Moda sokaklarında dolaşacaksın,” deseydi muhtemelen gülerdi.

Oysa bütün bunlar yalnızca rastgele aldığı eski bir kitap yüzünden olmuştu.

İkinci el kitapların çekiciliği biraz da burada yatıyor olabilir.

Yeni bir kitap satın aldığınızda hikâye çoğunlukla ilk sayfada başlar.

Eski bir kitapta ise hikâyenin nerede başladığını bilmezsiniz.

Belki kapakta.

Belki sayfa 84’te unutulmuş bir fotoğrafta.

Belki kenara yazılmış üç kelimede.

Belki de kitabı yıllar sonra eline alan kişinin merakında.

Derinay kitabı birkaç gün içinde bitirdi.

Romanı sevdi.

Ama aylar sonra kendisine kitap hakkında ne hatırladığı sorulsa muhtemelen karakterlerden önce o fotoğrafı anlatacaktı.

Derinay Kitabın Sonuna Kendi Notunu Ekledi

Kitabı bitirdiği gece uzun süre son sayfaya baktı.

“Kitap biterse getir.”

Yirmi sekiz yıl önce yazılmış olabilecek o cümle hâlâ oradaydı.

Derinay kalemini aldı.

Önce bir şey yazıp yazmamak konusunda tereddüt etti.

Sonunda eski notun hemen altına küçük harflerle şunu ekledi:

“2026 — Kitap yine Moda’ya geldi. Biraz geç oldu ama yolunu buldu.”

Altına adını yazmadı.

Sadece küçük bir “D.” harfi koydu.

Sonra fotoğrafı tekrar 84. sayfanın arasına bıraktı.

Peki Kitaba Ne Oldu?

Derinay kitabı kitaplığına koyabilirdi.

Ama yapmadı.

Yaklaşık iki hafta sonra yeniden Moda’ya gitti.

Aynı ikinci el kitap tezgâhını buldu.

Satıcı yine aynı taburede oturuyordu.

Derinay kitabı tezgâha bıraktı.

Adam şaşkınlıkla baktı.

“Beğenmedin mi?” diye sordu.

“Beğendim.”

“O zaman neden getiriyorsun?”

Derinay kitabın kapağına baktı.

“Bence burada kalması daha güzel.”

Satıcı pek anlamadı ama üstelemedi.

Kitabı diğerlerinin arasına koydu.

Derinay birkaç adım uzaklaştıktan sonra arkasına baktı.

Koyu yeşil kapak hâlâ görünüyordu.

Belki ertesi gün biri satın alacaktı.

Belki haftalarca orada kalacaktı.

Belki kitabı alan kişi 84. sayfaya geldiğinde fotoğrafı bulacak, arkasındaki 1998 tarihini okuyacak ve aynı soruları soracaktı.

Son sayfaya ulaştığında ise artık iki farklı zamandan iki not görecekti.

Biri 1998’den.

Diğeri 2026’dan.

Belki o kişi de üçüncü bir not eklerdi.

Derinay bunu hiçbir zaman öğrenemeyecekti.

Ama zaten hikâyenin sevdiği tarafı tam olarak buydu.

Moda’nın kalabalığına karışıp yürümeye devam etti.

Arkasında ise kapağı biraz eskimiş, sayfalarının arasında küçük bir fotoğraf taşıyan ikinci el bir kitap kaldı.

Ve belki de o kitabın hikâyesi, Derinay onu tezgâha geri bıraktığı anda yeniden başladı.