Taksi - şişli Travesti

Trans İris’in Şişlide Gece Boyunca Peşinden Gelen Sarı Taksi

İris o akşam evden çıkarken gecenin bu kadar uzayacağını düşünmemişti. Hatta planı oldukça basitti. Şişli’de bir arkadaşıyla buluşacak, biraz oturacak, ardından fazla geç olmadan eve dönecekti. İstanbul’da yaşayan biri için bundan daha sıradan bir plan bulmak zordu.

Ama İstanbul’un bazı geceleri daha başından tuhaf davranır.

İris bunu yıllardır biliyordu.

Özellikle Şişli gibi günün neredeyse hiçbir saatinde tamamen susmayan bir yerde, gece yarısından sonra bile beklenmedik bir şey çıkabilirdi karşınıza. Kapanmak üzere olan dükkânlar, son müşterilerini bekleyen küçük lokantalar, aceleyle metroya yetişmeye çalışan insanlar, yol kenarında bekleyen taksiler…

O gece bütün bunların arasından İris’in dikkatini yalnızca biri çekti.

Sarı bir taksi.

Her Şey Mecidiyeköy’de Başladı

Saat gece yarısına yaklaşıyordu. İris arkadaşından ayrıldıktan sonra Mecidiyeköy tarafına doğru yürümeye başladı. Hava serindi fakat üşütecek kadar değildi. Telefonunu çantasına koymuş, kulaklıklarını takmadan yürüyordu.

Kalabalık gündüze göre azalmıştı. Buna rağmen çevrede hâlâ insanlar vardı.

Bir ara yolun karşı tarafında bekleyen sarı bir taksi gördü.

Normalde dönüp ikinci kez bakacağı bir şey değildi. Şişli’de sarı taksi görmek, martı görmek kadar sıradan sayılırdı.

İris yürümeye devam etti.

Birkaç dakika sonra bir ara sokağa saptı. Telefonuna gelen mesaja bakmak için durduğunda arkasından yavaşça yaklaşan bir otomobilin motor sesini duydu.

Başını kaldırdı.

Aynı taksi olduğunu düşündü.

Sonra kendi kendine güldü.

“Şişli’de kaç tane sarı taksi var İris?” diye söylendi.

Muhtemelen yüzlerce.

Yürümeye devam etti.

İkinci Kez Görünce Tesadüf Dedi

Yaklaşık on dakika sonra İris küçük bir büfenin önünde durdu. Su almak istiyordu. İçeri girdi, dolaptan küçük bir şişe aldı ve kasada ödeme yaptı.

Dışarı çıktığında gözleri istemsizce yolun karşısına kaydı.

Sarı taksi oradaydı.

Bu kez biraz daha dikkatli baktı.

Aracın ön tarafında küçük bir çizik vardı. Sağ farının hemen üzerinde fark edilebilecek ince, koyu renkli bir iz…

Az önce gördüğü araçta da buna benzer bir şey hatırlıyordu.

İris birkaç saniye olduğu yerde kaldı.

Taksinin içinde sürücü vardı fakat yüzünü net göremiyordu.

“Tesadüf.”

Bunu yüksek sesle söylemedi ama zihninden tam olarak bu kelime geçti.

Şişenin kapağını açtı ve yoluna devam etti.

Şişli’nin Kalabalığı Bir Anda Avantaja Dönüştü

İris normalde kolay kolay paniğe kapılan biri değildi. İstanbul’da uzun süre yaşayanların geliştirdiği o garip refleks onda da vardı. Çevresini kontrol eder ama her küçük ayrıntıyı tehlike olarak yorumlamazdı.

Yine de içine oturan küçük bir huzursuzluk vardı.

Bu nedenle tenha sokaklara girmek yerine ışıklı ve insanların bulunduğu caddelerde yürümeye karar verdi.

Bir kafeteryanın önünden geçti. Birkaç masa hâlâ doluydu. İleride gece açık bir market vardı. Biraz ötede otobüs bekleyen insanlar görünüyordu.

İris yürürken aniden durdu.

Vitrindeki yansımasından arkasına baktı.

Sarı taksi yaklaşık elli metre gerideydi.

Bu kez hareket ediyordu.

Oldukça yavaş.

İris’in yüzündeki ifade değişti.

Artık bunun yalnızca kafasında kurduğu bir şey olup olmadığını anlamak istiyordu.

İris Küçük Bir Deneme Yapmaya Karar Verdi

Bir sonraki sokaktan sağa döndü.

Normal güzergâhı değildi.

Yaklaşık yüz metre yürüdükten sonra tekrar sağa döndü. Ardından bir kez daha sağa…

Neredeyse başladığı noktaya doğru küçük bir tur atmıştı.

Bir otomobilin aynı yolu izlemesi için mantıklı bir sebep yoktu.

Köşeye geldiğinde birkaç saniye bekledi.

Motor sesi duyuldu.

Sarı taksi yeniden göründü.

İris’in kalbi ilk defa o anda hızlandı.

“Tamam,” dedi kendi kendine. “Bu biraz garip.”

Telefonunu çıkardı.

Bir arkadaşına konumunu gönderdi ve kısa bir mesaj yazdı:

Şişli’deyim. Bir taksi birkaç sokaktır arkamdan geliyor gibi. Ben biraz kalabalık tarafta dolaşacağım.

Mesajı gönderdikten sonra telefonu elinden bırakmadı.

Taksi Bir Anda Ortadan Kayboldu

İris daha kalabalık bir caddeye çıktığında arkasına baktı.

Taksi yoktu.

Bir dakika geçti.

Sonra iki dakika.

Hâlâ görünmüyordu.

İris derin bir nefes aldı.

Belki gerçekten tesadüftü.

Belki şoför bir adres arıyordu.

Belki de İris birkaç kez aynı aracı görünce zihni gerisini tamamlamıştı.

Telefonu çaldı. Mesaj attığı arkadaşı arıyordu.

“İyi misin?”

“İyiyim. Galiba ben biraz abarttım. Taksi kayboldu.”

Arkadaşı yine de eve ulaşana kadar haber vermesini istedi.

İris telefonu kapattı.

Tam o sırada karşı kaldırımda bir otomobilin farları yandı.

Sarı taksiydi.

Bu Defa Plakaya Baktı

İris artık aracın gerçekten aynı olup olmadığını öğrenmek istiyordu.

Telefonunu elinde tutarak taksinin plakasına baktı ve rakamların bir bölümünü aklında tuttu.

Ardından bir mağazanın önünde durdu.

Taksi geçti.

İris bekledi.

Yaklaşık üç dakika sonra araç yeniden karşı taraftan geldi.

Plaka aynıydı.

Artık şüphe kalmamıştı.

Aynı taksiydi.

İris bu noktada doğrudan evine gitmemeye karar verdi. Nerede yaşadığını bilmediği birine göstermenin hiçbir anlamı yoktu.

İnsanların bulunduğu, ışıklandırması güçlü bir noktaya yöneldi.

Şişli Gecelerinde En Uzun Beş Dakika

İris için sonraki birkaç dakika olduğundan çok daha uzun sürdü.

Normalde dikkat etmediği her ayrıntıyı fark etmeye başlamıştı.

Kaldırımda telefonla konuşan adamı…

Bir dükkânın kepengini indiren çalışanı…

Kırmızı ışıkta bekleyen motosikleti…

Karşıdan gelen iki kadının kahkahasını…

Ve biraz ileride yeniden duran sarı taksiyi.

İris bir işletmenin önünde durdu. İçeride birkaç kişi vardı. Gerekirse doğrudan içeri girecekti.

Taksi ise hareket etmiyordu.

Bir dakika kadar böyle kaldılar.

İris kaldırımda.

Taksi yolun karşı tarafında.

Sonra beklenmedik bir şey oldu.

Şoför Araçtan İndi

Sürücü kapısı açıldı.

İris refleks olarak birkaç adım geriledi ve işletmenin girişine yaklaştı.

Şoför araçtan indi.

Orta yaşlarda bir adamdı. Elinde telefon vardı.

İris’e doğru baktı.

Sonra karşıya geçmeye başladı.

İris tam içeri girecekken adam uzaktan seslendi:

“Hanımefendi, bir dakika!”

İris durmadı.

Adam yeniden seslendi.

“Çantanızdan bir şey düştü!”

İris istemsizce arkasına baktı.

Adamın elinde küçük, siyah bir kartlık vardı.

İris’in kartlığı.

Bütün Hikâyenin Yönü Bir Anda Değişti

İris birkaç saniye hiçbir şey söylemedi.

Çantasını açıp kontrol etti.

Kartlık gerçekten yoktu.

Adam yaklaşmak yerine bulunduğu yerde durdu ve kartlığı havaya kaldırdı.

“Mecidiyeköy tarafında düşürdünüz,” dedi. “Seslendim ama duymadınız.”

İris hâlâ temkinliydi.

Adam kartlığı yakındaki işletmenin çalışanına bıraktı. Sonra birkaç adım geri çekildi.

İris gidip kartlığı aldı.

İçini kontrol etti.

Kartları yerindeydi.

Bir anda gecenin başından beri gördüğü bütün sahneler zihninde farklı bir anlam kazanmaya başladı.

Adam gerçekten onu mu takip etmişti?

Evet.

Ama İris’in düşündüğü nedenle değil.

Peki Neden Saatlerce Seslenmedi?

İris’in aklına gelen ilk soru buydu.

“Madem kartlığı vermek istediniz, neden yanıma gelmediniz?”

Şoför biraz mahcup bir ifadeyle omuz silkti.

“İki kere yanaşmaya çalıştım. Siz beni görünce başka sokağa döndünüz. Sonra korkuttuğumu fark ettim. Daha fazla yaklaşmayayım dedim.”

İris ne söyleyeceğini bilemedi.

Durum bir taraftan komikti.

Diğer taraftan bakıldığında, gece boyunca yaşadığı tedirginlik tamamen gerçekti.

Çünkü o sırada şoförün niyetini bilmesine imkân yoktu.

Adam tekrar aracına yöneldi.

İris arkasından seslendi:

“Teşekkür ederim.”

Şoför elini kaldırdı.

“Bir dahaki sefere çantayı kapatın yeter.”

İris istemeden güldü.

Ama Hikâye Burada Bitmedi

İris kartlığını çantasına koyduktan sonra arkadaşını yeniden aradı.

Olanları anlattı.

Telefonun diğer ucunda birkaç saniyelik sessizlik oldu.

Ardından kahkaha…

“Yani adam bütün gece sana kartlığını vermeye mi çalışıyormuş?”

“Öyle görünüyor.”

“Sen de adamdan kaçmak için Şişli’yi üç kere turladın?”

İris cevap vermedi.

Çünkü tam olarak öyle olmuştu.

Fakat hikâyenin asıl garip kısmını birkaç dakika sonra fark etti.

Kartlığını tekrar açtığında içinde kendisine ait olmayan küçük, katlanmış bir kâğıt gördü.

Kâğıdı çıkardı.

Üzerinde yalnızca dört kelime yazıyordu:

“Bu henüz bitmedi, İris.”

İris’in yüzündeki gülümseme kayboldu.

Hemen arkasına döndü.

Sarı taksi çoktan gitmişti.

Peki Notu Kim Koymuştu?

İris o gece eve döndüğünde saat oldukça ilerlemişti. İlk yaptığı şey kartlığın içindeki her şeyi masaya boşaltmak oldu.

Kredi kartları.

Birkaç eski fiş.

Bir ulaşım kartı.

Uzun zamandır kullanmadığı bir üyelik kartı.

Ve o küçük kâğıt.

Tekrar okudu.

“Bu henüz bitmedi, İris.”

Şoför mü koymuştu?

Kartlığı bulan başka biri mi?

Yoksa kartlığın içinde zaten var mıydı?

İris son ihtimali düşününce durdu.

Belki haftalar önce bir arkadaşı şaka yapmak için koymuştu ve kendisi hiç fark etmemişti.

Telefonunu aldı.

Arkadaş grubuna kâğıdın fotoğrafını gönderdi.

Gelen cevapların tamamı aynıydı:

“Ben koymadım.”

Ertesi Sabah Her Şey Daha Komik Göründü

Sabah olduğunda gecenin gerilimi biraz azalmıştı.

Güneş ışığında düşünüldüğünde hikâye neredeyse komedi filmi gibiydi.

Bir trans kadın Şişli sokaklarında kendisini takip ettiğini düşündüğü taksiden kaçıyor, taksici ise düşürdüğü kartlığı teslim etmeye çalışıyordu.

Sonunda kartlık geri geliyor ama bu kez içinden gizemli bir not çıkıyordu.

İris kahvesini içerken geceyi tekrar düşündü.

Bir noktada kendi kendine gülmeye başladı.

Çünkü İstanbul bazen tam olarak böyle bir şehirdi.

Sıradan başlayan bir akşam, birkaç saat içerisinde anlatıldığında kimsenin inanmayacağı bir hikâyeye dönüşebiliyordu.

Şişli’de Bir Gece Bazen Planlandığı Gibi Bitmez

Şişli’nin en ilginç taraflarından biri belki de budur. Mecidiyeköy’den Halaskargazi’ye, ara sokaklardan gece açık mekânların bulunduğu caddelere kadar bölgenin temposu sürekli değişir.

Bir köşede kalabalığın içindeyken birkaç dakika sonra sessiz bir sokağa çıkabilirsiniz. Gündüz sıradan görünen bir yer gece tamamen farklı bir atmosfere bürünebilir.

İris’in yaşadığı gece de bunun biraz abartılı bir örneğiydi.

Üstelik sonradan arkadaşlarına anlattığında kimse hikâyenin ilk bölümüne değil, aynı soruya takıldı:

“Notu kim yazdı?”

İris’in buna verecek bir cevabı hâlâ yoktu.

Fakat birkaç gün boyunca Şişli’de gördüğü her sarı taksinin plakasına bakmaktan da kendini alamadı.

Aynı aracı bir daha hiç görmedi.

Notu ise atmadı.

Hâlâ evindeki küçük çekmecelerden birinde duruyor.

Belki gerçekten anlamsız bir şakaydı.

Belki kartlığın içinde uzun zamandır bulunuyordu.

Belki de İris’in bilmediği başka bir hikâyenin ilk cümlesiydi.

İstanbul’da bazı soruların cevabını bulamamak, cevabını bulmaktan daha güzel olabilir.

İris de sonunda meseleyi böyle kabul etti.

Yalnız bir alışkanlığı değişti.

Artık gece dışarı çıkarken kapıdan çıkmadan önce çantasının fermuarını mutlaka iki kere kontrol ediyor.

Ve Şişli’de arkasından yavaşça yaklaşan sarı bir taksi gördüğünde aklına hâlâ aynı gece geliyor.

Önce kartlığını kontrol ediyor.

Sonra istemeden gülümsüyor.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir