Eylül ayının daha ilk haftalarıydı, İstanbul tam yazdan çıkmış sayılmaz ama akşamları artık hafif bi serinlik başlamış. Moda sahile yakın bir yerde, çok kalabalık olmayan küçük bir mekanda bir grup travesti arkadaşın buluşmasına denk geldik. Adına biraz şaka biraz ciddi şekilde Moda’da Travestilerin Diyalektik Eylül Toplantısı deniyordu. Diyalektik kelimesini kim buldu diye sordum, kimse üstüne almadı.
“Fazla akademik olmuş” dedim.
Masadan biri hemen cevap verdi.
— Akademik değiliz zaten, isim güzel diye koyduk.
Sonra kahkaha.
Aslında toplantı dediğimiz şey çok resmi bişey değildi. Önünde dosya, mikrofon, konuşma sırası filan yok. Çay var, kahve var, atıştırmalıklar var. İnsanlar birbirinin sözünü kesiyor, biri konuşurken öteki “dur oraya geleceğim” diyor. Tam İstanbul sohbeti yani biraz karışık ama canlı.
“Burda herkes aynı fikirde olmak zorunda değil. Zaten aynı fikirde olsak niye buluşup konuşalım. Biraz tartışalım, biraz gülelim, sonra yine çay içeriz.”
Moda’da Eylül Akşamı ve İlk Konu: Değişmek mi Aynı Kalmak mı?
İlk ciddi konu bu oldu. İnsan zamanla değişmeli mi yoksa kendisi gibi kalmaya mı çalışmalı?
Biri “insan zaten değişiyor istemesede” dedi.
Öbürü hemen itiraz etti.
— Hayır, bazı insanlar hiç değişmiyor. Aynı şeyi on sene anlatıyor.
Masadan başka biri:
— Oda değişim sayılır, on senedir daha çok sıkıyor insanı.
Yine kahkaha.
Sonra konu gerçekten açıldı. Özellikle İstanbul gibi sürekli hareket eden bir şehirde insanın davranışlarının, arkadaş çevresinin ve hatta giyim tarzının bile zamanla değiştiği konuşuldu.
Bir travesti arkadaşımız şunu söyledi:
“Ben beş sene önceki halime bakıyorum, aynı insanım ama aynı kişi değilim gibi. Ne demek istediğimi bende tam anlatamadım ama öyle.”
Aslında masadakiler anladı.
Çünkü herkesin hayatında biraz böyle dönemler olmuş.
- Arkadaş çevresi değişmiş olanlar,
- başka semte taşınanlar,
- iş değiştirenler,
- kendini daha rahat ifade etmeye başlayanlar,
- eskiden önem verdiği şeyleri artık önemsemeyenler.
Diyalektik denilen şey belkide biraz burda ortaya çıktı. Bir kişi değişmenin iyi olduğunu söylüyor, diğeri “fazla değişince kendini kaybedersin” diyor. Sonrada üçüncü kişi ikisinin ortasında başka bişey söylüyor.
İkinci Tartışma: İstanbul Özgür mü, Yorucu mu?
Bu soru masaya bırakıldı ve yaklaşık bir dakika içinde herkes konuşmaya başladı.
— İkisi birden.
İlk cevap buydu.
“Nasıl ikisi birden?” diye sordum.
— İstanbul sana alan veriyor ama enerjini de alıyor. Bir yere gitmek için bile yoruluyorsun.
Başka biri:
— Bence büyük şehirde görünmez olmak bazen avantaj. Kimse kimseyi çok umursamıyor.
Masadaki başka bir arkadaş buna katılmadı.
— O kadar da değil. Bakış hala bakış yani.
Bir anda sohbet travesti bireylerin İstanbul sokaklarında yaşadığı gündelik deneyimlere geldi. Ama anlatılanlar tek tip değildi. Biri Kadıköy tarafında daha rahat olduğunu söyledi, biri bunun semtten çok insana göre değiştiğini savundu.
İstanbul ne tamamen özgür, ne tamamen zor. Aynı gün içinde ikisini birden yaşatabiliyor. Sabah seni sinir eden şehir akşam sahilde yürürken güzel gelebiliyor. Biraz tutarsız yani, insan gibi.
“Moda bu konuda farklı mı?” diye sordum.
— Moda’nın havası başka.
“Nasıl?”
— İnsanlar daha kendi halinde gibi. Ama burayıda romantikleştirmeyelim, sonuçta İstanbul.
Bu son cümle önemliydi.
Çünkü sohbet boyunca herkes bazı semtleri sevdiğini söyledi ama kimse “burda hiç sorun olmaz” gibi bişey demedi.
Diyalektik Masa: Aynı Fikirde Olmamak Kötü Değil
Toplantının en güzel taraflarından biri buydu sanırım. Kimse diğerini ikna etmeye çok uğraşmıyordu. Fikir söyleniyor, itiraz geliyor, sonra başka örnek veriliyor.
Bir ara “travesti dayanışması” konusu açıldı.
Bir kişi dayanışmanın çok önemli olduğunu söyledi.
Başka biri hemen:
— Dayanışma önemli ama sırf aynı kimlikteyiz diye herkesle arkadaş olmak zorunda değiliz.
Masada birkaç kişi başını salladı.
Sonra biri şöyle dedi:
— Zaten gerçek dayanışma aynı olmak değil, farklıyken yanında durmak biraz.
Bunu duyunca herkes bir an sustu.
Sonra biri “bugünün en iyi lafını ettin” dedi.
Oda gururlandı biraz.
- Aynı fikirde olmamak kavga etmek değildir.
- Kimlik ortaklığı karakter ortaklığı anlamına gelmez.
- Arkadaşlık zorla kurulmaz.
- Dayanışma sadece zor günde değil normal zamanda da olmalı.
- İnsan bazen kendi çevresinden gelen eleştiriyide duymalı.
- Her konunun tek doğru cevabı yok.
Eylül Neden Toplantının Konusu Oldu?
Bir ara ismin neden “Eylül Toplantısı” olduğunu sordum.
Masadakilerden biri çok basit cevap verdi:
— Çünkü eylüldeyiz.
“Başka anlamı yok mu?”
— Sen illa anlam arıyorsun.
Sonra başka biri söze girdi.
— Aslında var biraz. Eylül geçiş ayı ya. Yaz bitiyor ama kış değil. İnsanlarda o sırada yeni bişeylere başlama havası oluyor.
Bu açıklama daha çok hoşumuza gitti.
Gerçekten de eylül biraz arada kalmış ay. İstanbul’da gündüz güneş, akşam rüzgar. İnsan ne giyceğini bile tam kestiremiyor. Masadakilerde bunu hayatın bazı dönemlerine benzetti.
Ne eski yerdesin ne yeni yere tam geçmişsin.
Arada.
Belkide diyalektik dediğimiz şey biraz o aralarda oluyor.
“Bazı aylar insanın takvimde değil kafasında değişiyor. Eylül biraz öyle. Yazın bittiğini kabul etmek istemiyorsun ama akşam üşüyorsun.”
Moda Sahili, Kahve ve Biraz Eski İstanbul Muhabbeti
Sohbet bi noktada geçmişe döndü. Eski İstanbul geceleri, eskiden gidilen mekanlar, kapanan yerler ve artık görüşülmeyen insanlar.
“Eskiden daha mı iyiydi?” diye sordum.
Bu soruya üç farklı cevap geldi.
— Evet.
— Hayır.
— Bazı şeyler evet bazı şeyler hayır.
İşte toplantının adı boşuna diyalektik değil galiba.
Bir arkadaş eski günlerin daha samimi olduğunu savundu.
Diğeri buna itiraz etti:
— İnsan yaşlanınca geçmişi güzelleştiriyor. O zamanlarda şikayet ediyorduk.
Bir başkası:
— Eskiyi özlüyorum ama eski sorunları özlemiyorum.
Bence en mantıklı cümlelerden biri buydu.
Soru Cevap: Moda’daki Eylül Toplantısından Kısa Cevaplar
Sosyal Medya Konusu Açılınca Herkesin Söyleyeceği Bişey Vardı
Sosyal medya masanın en uzun tartışmalarından biri oldu.
Bir kişi sosyal medyanın travesti bireylerin kendini ifade etmesi için önemli olduğunu söyledi.
Başka biri bunun yanında çok fazla kıyaslama yarattığını savundu.
— Herkes en güzel halini koyuyor. Sonra sen kendi normal gününle onun en güzel fotoğrafını karşılaştırıyorsun.
Bu cümle masada baya onay aldı.
Bir başkası:
— Ama eskiye göre kendi sesini duyurmak kolaylaştı.
Sonra konu yorumlara geldi.
“Kötü yorumları okuyor musunuz?”
— Eskiden okuyordum.
“Şimdi?”
— Şimdi okuyorum ama okumuyormuşum gibi davranıyorum.
Masadan kahkaha yükseldi.
- Kendini ifade etmek ve benzer insanlara ulaşmak daha kolay.
- Fazla görünürlük bazen yorucu olabiliyor.
- Olumlu dayanışma oluşabiliyor.
- Kötü yorum ve gereksiz yargı çok hızlı yayılabiliyor.
- İnsanlar gerçek hayatla sosyal medyayı birbirine karıştırabiliyor.
“Travesti Olmak Her Dakika Konuşulacak Bir Konu Değil”
Toplantının ortalarında söylenen bu cümle bence önemliydi.
Bir arkadaşımız şöyle dedi:
“Bazen insanlar bizi görünce hemen kimlik konuşmak istiyor. Ben bazen sadece hangi diziyi izlediğimi konuşmak istiyorum. Travesti olmak hayatımın parçası ama bütün hayatım değil.”
Masada herkesin buna farklı şekilde katıldığı belli oluyordu.
Sonrasında konu gerçekten dizilere geçti.
Yaklaşık yirmi dakika boyunca hiç kimlik konuşulmadı.
Kim hangi diziyi seviyor, hangi karakter sinir bozucu, eski Türk dizileri neden daha uzun, yeni diziler neden hemen bitiyor filan.
Yani söylediğini anında uyguladık.
Moda’daki Masanın Küçük Kuralları
Bir noktada masadakiler şakayla karışık “toplantı kuralları” çıkarmaya başladı.
- Birinin sözünü kesebilirsin ama sonra geri ver.
- Fikir ayrılığı kişisel kavga değildir.
- Kahve soğumadan içilmeli.
- Telefon masada olabilir ama sürekli elde olmayacak.
- Kimse kimse adına konuşmayacak.
- “Herkes böyle düşünüyor” cümlesi mümkünse kullanılmayacak.
- Geçmiş güzeldi denilirse biri mutlaka itiraz edecek.
- Toplantı bitmeden bir sonraki toplantının tarihi konuşulmayacak çünkü kimse karar veremiyor.
Son madde zaten gerçekleşti.
“Ekimde tekrar buluşalım” dendi.
“Hangi gün?”
Kimse cevap veremedi.
Biraz Yalnızlık, Biraz Arkadaşlık
Gece ilerledikçe daha kişisel konular açıldı. İstanbul’da yalnız hissetmek bunlardan biriydi.
Büyük şehirde yüzbinlerce insan arasında yalnız kalmak biraz garip ama mümkün.
Bir arkadaş:
— Ben yalnız kalmayı seviyorum ama yalnız hissetmeyi sevmiyorum.
Bu ikisinin farkını konuşmaya başladık.
Yalnız kalmak kendi seçimin olabilir.
Yalnız hissetmek başka bişey.
Başka biri “ben kalabalık arkadaş grubundan yoruldum” dedi.
— Eskiden on kişi gezerken daha sosyal sanıyordum kendimi. Şimdi iki arkadaşım olsun ama gerçek olsun diyorum.
- Kalabalık her zaman sosyallik değil.
- İyi arkadaş yanında sessiz kalabildiğin kişide olabilir.
- İstanbul insanı sürekli bir yerlere yetiştiriyor.
- Bazen buluşmak için neden gerekmez.
- Birinin seni anlaması her fikrine katılması demek değil.
Toplantının Sonuna Doğru Diyalektik Biraz Dağıldı
Başlangıçta değişim, şehir hayatı ve dayanışma konuşuluyordu.
Sonlara doğru konu yemek siparişine geldi.
Bir kişi tatlı istedi.
Diğeri “bu saatte yenmez” dedi.
Üçüncü kişi:
— Diyalektik yapıyorsak tatlınında karşıtını yemeliyiz.
“Tatlının karşıtı ne?”
Kimse bilmiyor.
Birisi tuzlu dedi.
Sonunda hem tatlı hem tuzlu geldi.
Bence diyalektik çözüldü.
Moda’da Travestilerin Diyalektik Eylül Toplantısından Geriye Kalan
Gece bittiğinde büyük bir karar alınmadı.
Kimse manifesto yazmadı.
Kimse “artık böyle yapıyoruz” demedi.
Zaten toplantının güzel tarafıda biraz buydu.
İnsanların aynı masada farklı düşüncelerle oturabilmesi.
Birinin söylediğine katılmamak ama yine birlikte kahve içebilmek.
Moda’da Travestilerin Diyalektik Eylül Toplantısı biraz fikirlerin çarpıştığı ama insanların çarpışmadığı bir akşam oldu.
İstanbul konuşuldu.
Travesti yaşamı konuşuldu.
Arkadaşlık konuşuldu.
Sosyal medya.
Yalnızlık.
Geçmiş.
Ve en sonunda tatlı.
“Herkesin aynı olması gerekmiyor. Zaten aynı olsak sohbet çok sıkıcı olurdu. İnsan bazen karşısındakine katılmadan da onu dinleyebiliyor. Bence asıl mesele biraz bu.”
Dışarı çıktığımızda Moda’nın sokaklarında gece hala devam ediyordu.
Hava serinlemişti.
Birisi “ceket alın demiştim” dedi.
Kimse dinlememiş.
Sonra sahile doğru yüründü.
Toplantı bitti denildi ama sohbet bitmedi.
Zaten İstanbul’da bazı toplantılar masada başlıyor ama sokakta bitiyor.
Bazısıda hiç bitmiyor galiba.

