Pera - İstanbul Travesti

Trv Pera’nın Yeşilköy’de Eski Sevgilisine Olan Kini

Pera, eski sevgilisi Baran’dan nefret ettiğini söylerken bunu hiç düşünmeden söylüyordu.

Arkadaş ortamında adı geçtiğinde yüzü değişiyor, biri “Belki artık düzelmiştir” dediğinde konuyu kapatıyordu. Aradan yıllar geçmiş olması da pek bir şeyi değiştirmemişti.

En azından Pera böyle düşünüyordu.

İnsan bazen birini hayatından çıkarınca meselenin kapandığını sanıyor. Telefon numarasını siliyor, fotoğrafları kaldırıyor, sosyal medyada görmemek için engelliyor ve devam ediyor.

Ama öfke biraz farklı.

Karşınızdaki insanı hayatınızdan çıkarabiliyorsunuz fakat ona söyleyemediğiniz cümleleri aynı kolaylıkla silemiyorsunuz.

Pera’nın Baran’a olan kini de tam olarak böyle bir şeydi.

Ve yıllar sonra Yeşilköy’de sıradan bir cumartesi öğleden sonrasında, bütün o eski öfke hiç beklemediği bir anda karşısına çıktı.

Pera O Gün Yeşilköy’e Baran İçin Gitmemişti

Aslında hikâyenin Baran’la hiçbir ilgisi olmaması gerekiyordu.

Pera bir arkadaşının doğum günü için Yeşilköy’e gelmişti. Buluşmaya daha kırk dakika vardı. Erken geldiği için sahil tarafında biraz yürümeye karar verdi.

Hava İstanbul’un insanı dışarı çıkmaya ikna eden günlerinden biriydi. Hafif rüzgâr vardı ama rahatsız etmiyordu. İnsanlar sahil boyunca yürüyor, bazıları banklarda oturuyor, bisikletliler aradan geçiyordu.

Pera’nın keyfi yerindeydi.

Telefonunu sessize aldı.

Bir kahve aldı.

Sonra hiçbir yere yetişmesi gerekmiyormuş gibi yavaş yavaş yürümeye başladı.

Baran’ı ilk gördüğünde de tam olarak bu yüzden birkaç saniye tanıyamadı.

Çünkü onu görmeyi beklemiyordu.

Önce Yürüyüşünden Tanıdı

Bazı insanları yüzlerinden önce hareketlerinden tanırsınız.

Baran’ın yürürken sağ omzunu hafifçe öne vermesi vardı.

Pera bunu yıllar önce fark etmişti.

Karşıdan gelen adamın yüzü henüz net görünmüyordu ama yürüyüşü tanıdıktı.

Pera’nın adımları yavaşladı.

Adam yaklaştı.

Yüzü belirginleşti.

Baran’dı.

Pera’nın ilk tepkisi özlem olmadı.

Kalbinin hızlanması da romantik bir şey değildi.

İçinden geçen ilk cümle çok daha basitti:

“Şaka yapıyor olmalısın.”

Yıllardır görmediği adam, İstanbul’un milyonlarca insanının arasından çıkıp Yeşilköy’de karşısına yürüyordu.

Baran da Onu Gördü

Görmemiş gibi davranmak mümkündü.

Pera bir an bunu düşündü.

Telefonunu çıkarıp karşı kaldırıma geçebilir, bir dükkâna girebilir veya arkasını dönüp yürüyebilirdi.

Ama yapmadı.

Çünkü Baran da onu görmüştü.

Adamın yüzünde kısa süreli bir şaşkınlık belirdi.

Sonra o şaşkınlığın yerini küçük bir gülümseme aldı.

Pera işte o gülümsemeye sinirlendi.

Sanki yıllar önce hiçbir şey yaşanmamış gibi.

Sanki ayrılırken söylenen ağır cümleler başka iki insana aitmiş gibi.

Sanki Pera aylarca kendisini toparlamaya çalışmamış gibi.

Baran yaklaştı.

“Pera?”

Pera kahvesinden bir yudum aldı.

“Hâlâ benim.”

“Nasılsın?” Bazen Dünyanın En Sinir Bozucu Sorusu Olabilir

Baran birkaç saniye ne söyleyeceğini bilemedi.

Sonunda herkesin böyle durumlarda söylediği şeyi söyledi.

“Nasılsın?”

Pera bu sorudan yıllarca nefret edeceğini o anda öğrendi.

Çünkü karşısındaki kişi gerçekten nasıl olduğunu bilmiyordu.

Ayrılıklarından sonraki ilk ayı bilmiyordu.

Geceleri arkadaşlarını aradığı zamanları bilmiyordu.

Kendisine kızdığı günleri bilmiyordu.

Bir ilişkinin bitmesinden çok, o ilişkide bazı şeylere neden izin verdiğini sorguladığı dönemi bilmiyordu.

Şimdi karşısında durmuş gayet sıradan biçimde “Nasılsın?” diye soruyordu.

Pera gülümsedi.

“Gayet iyiyim.”

Bu defa yalan söylemiyordu.

Pera’nın Kini Aslında Ayrılıktan Başlamamıştı

Baran’ın ilişkiyi bitirmiş olması Pera’nın asıl meselesi değildi.

İnsanlar ayrılabilirdi.

Duygular değişebilirdi.

Bir ilişki yürümeyebilirdi.

Pera bunların hepsini kabul edebilirdi.

Kabul edemediği şey ayrılıktan önceki aylardı.

Baran’ın giderek uzaklaşması fakat bunu açıkça söylememesi.

Pera bir sorun olduğunu sorduğunda “Sen kafanda büyütüyorsun” demesi.

Telefonunu saklamaya başlaması.

Planları son anda iptal etmesi.

Ve Pera’nın hissettiği her şeyi ona kendi kuruntusuymuş gibi göstermesi.

Sonra başka biri olduğunu öğrenmişti.

Üstelik bunu Baran’dan değil, başka birinden.

İşte Pera’nın yıllarca taşıdığı öfkenin kaynağı buydu.

Aldatılmaktan çok, aptal yerine konulduğunu düşünüyordu.

Yeşilköy’de Beş Dakikalık Bir Kahve

Baran konuşmayı uzatmak istedi.

“Bir kahve içelim mi?” diye sordu.

Pera’nın ilk cevabı zihninde hazırdı.

Hayır.

Fakat sonra garip biçimde kabul etti.

Belki merak ediyordu.

Belki yıllardır kafasında büyüttüğü adamın bugün nasıl biri olduğunu görmek istiyordu.

Belki de içinde hâlâ söylemek istediği birkaç cümle vardı.

Yakındaki bir yere oturdular.

Pera saatine baktı.

“Yirmi dakikam var.”

“Hâlâ her şeyi süreye bağlıyorsun.”

Pera başını kaldırdı.

“Daha iki dakika oldu. Eski huylarımı analiz etmeye başlama istersen.”

Baran sustu.

İlk sınır çizilmişti.

Baran Eski Günlerden Konuşmak İstedi

İlk birkaç dakika havadan sudan konuştular.

Kim nerede yaşıyor?

Kim ne iş yapıyor?

Ortak tanıdıklardan kim evlenmiş?

Kim İstanbul’dan gitmiş?

Sonra Baran eski günlere geldi.

“Güzel zamanlarımız da vardı.”

Pera kahvesini masaya bıraktı.

“Vardı.”

Baran bu cevabı beklememiş gibiydi.

Pera devam etti:

“Zaten mesele de o. Her şey kötü olsaydı unutmak çok daha kolay olurdu.”

Bu cümleden sonra masada kısa bir sessizlik oldu.

“Benden Hâlâ Nefret Ediyor musun?”

Soruyu Baran sordu.

Doğrudan.

Pera birkaç saniye cevap vermedi.

Eskiden olsa hemen “Evet” derdi.

Hatta bunu söylemek hoşuna giderdi.

Ama karşısındaki adama baktığında tuhaf bir şey fark etti.

Yıllardır zihninde taşıdığı Baran ile karşısında oturan Baran aynı kişi değildi.

Zihnindeki daha büyüktü.

Daha sinir bozucuydu.

Daha önemliydi.

Gerçek Baran ise yaşlanmış, saçlarının kenarına birkaç beyaz düşmüş, kahvesini karıştıran sıradan bir adamdı.

Pera ilk kez bunu gördü.

“Bilmiyorum,” dedi.

Baran şaşırdı.

“Bilmiyor musun?”

“Uzun zamandır senden nefret ettiğimi söylüyorum. Ama seni görünce düşündüğüm kadar güçlü bir şey hissetmedim.”

Baran’ın Özrü Pera’yı Daha Çok Sinirlendirdi

“Sana yaşattıklarım için özür dilerim.”

Pera’nın yıllarca duymak istediği cümle buydu.

Fakat duyunca rahatlamadı.

Tam tersine öfkelendi.

“Bu kadar mı?”

Baran anlamadı.

“Nasıl yani?”

“Yıllarca insan kafasında bir konuşma hazırlıyor. Sen geliyorsun, altı kelimeyle özür diliyorsun. Ben şimdi ne yapacağım? ‘Sorun değil’ mi diyeceğim?”

“Sorun değil demeni beklemiyorum.”

“Güzel. Çünkü değildi.”

Baran başını eğdi.

Pera devam etti.

Bu kez sesini yükseltmeden.

“Beni başka biri için bırakmana kızmadım Baran. Bunu yıllar sonra anladım. Bana aylarca deliymişim gibi davranmana kızdım. Bir şeylerin yanlış olduğunu biliyordum. Her sorduğumda bana kuruntu yaptığımı söyledin.”

Baran cevap vermedi.

“Sonra haklı olduğumu öğrendim. İşte insanın içinde kalan şey bu.”

Yıllardır Beklediği İtiraf Geldi

Baran uzun süre masaya baktı.

Sonra başını kaldırdı.

“Haklıydın.”

Pera hiçbir şey söylemedi.

“O dönem korkaktım,” diye devam etti Baran. “İlişkiyi bitirmek istiyordum ama kötü adam olmak istemiyordum. O yüzden seni kendinden şüphe ettirdim. Şimdi bakınca bunun ayrılmaktan çok daha kötü olduğunu anlıyorum.”

Pera yıllarca bu itirafı beklemişti.

Bir zamanlar bu cümleyi duyabilmek için her şeyi verebilirdi.

Ama şimdi duyduğunda yalnızca kahvesinden bir yudum aldı.

İçinde büyük bir zafer duygusu oluşmadı.

Sadece bir düğüm biraz gevşedi.

İntikam Pera’nın Kafasında Çok Daha Güzel Görünüyordu

Pera ayrıldıktan sonraki yıllarda Baran’la yeniden karşılaşmayı birçok kez hayal etmişti.

Her senaryoda kendisi kusursuz görünüyordu.

Baran pişmandı.

Pera ise soğuk ve ulaşılmazdı.

Bazen Baran geri dönmek istiyordu.

Pera tek cümleyle reddediyordu.

İnsanın kafasında kurduğu intikam sahneleri böyledir. Herkes doğru cümleyi tam zamanında söyler.

Gerçek hayatta ise eski sevgiliniz karşınızda kahvesinin köpüğünü kaşıkla karıştırır ve siz bir anda bütün o senaryoların ne kadar yorucu olduğunu fark edersiniz.

Pera’nın başına gelen de buydu.

Sonra Baran Beklenmedik Bir Şey Söyledi

“Seni birkaç kez aramak istedim.”

Pera kaşlarını kaldırdı.

“Aramadın.”

“Aramadım.”

“İyi yapmışsın.”

Baran hafifçe güldü.

“Böyle diyeceğini biliyordum.”

“O zaman neden söylüyorsun?”

Baran bir süre düşündü.

“Belki kendimi affettirmek istiyordum.”

Pera bu cümleyi duyunca ilk kez gerçekten rahatladı.

Çünkü cevap çok netti.

“O benim işim değil.”

Baran sustu.

Pera devam etti:

“Ben seni affetsem bile senin kendini affetmen gerekmiyor. O kısmı kendin çöz.”

Pera Saatine Baktı

Yirmi dakika dolmuştu.

Arkadaşının doğum gününe yetişmesi gerekiyordu.

Çantasını aldı.

Baran da ayağa kalktı.

“Seni görmek güzeldi,” dedi.

Pera bir an düşündü.

“Seni görmek gerekliydi,” dedi.

Baran gülümsedi.

“Bu iltifat mı?”

“Hayır.”

İkisi de güldü.

Sonra vedalaştılar.

Sarılmadılar.

Telefon numarası istemediler.

“Bir ara görüşelim” demediler.

Bazen en doğru vedanın ikinci bir buluşma sözü içermemesi gerekiyordu.

Yeşilköy Sahilinde Yürürken Bir Şey Fark Etti

Pera kafeden çıktıktan sonra birkaç dakika tek başına yürüdü.

Kendisini kontrol ediyordu.

Üzgün müydü?

Hayır.

Öfkeli miydi?

Biraz.

Baran’ı özlemiş miydi?

Kesinlikle hayır.

Peki yıllardır taşıdığı o büyük kin?

İşte onu bulamıyordu.

Sanki masada bırakmıştı.

Bu durum Pera’yı beklediğinden daha fazla şaşırttı.

Çünkü yıllardır öfkesinin kendisini koruduğunu düşünüyordu.

Baran’ı affetmemek, yaşananları küçümsememek demekti onun için.

Oysa birini artık önemsememek ile yaşananları inkâr etmek aynı şey değildi.

Kin Bazen Karşınızdakinden Çok Sizi Geçmişte Tutuyor

Pera o gün bunu biraz sert biçimde öğrendi.

Baran muhtemelen yıllardır kendi hayatını yaşıyordu.

Pera ise zaman zaman eski tartışmaları kafasında yeniden oynatıyordu.

Baran’ın söylemediği cevapları onun yerine veriyor, yıllar önce bitmiş konuşmalara yeni cümleler ekliyordu.

Bu durum Baran’a hiçbir şey yapmıyordu.

Yükü taşıyan Pera’ydı.

Bunu fark etmek biraz can sıkıcıydı.

Ama aynı zamanda özgürleştiriciydi.

Arkadaşları Pera’dan Büyük Bir Olay Bekliyordu

Doğum gününe vardığında yaklaşık yirmi dakika gecikmişti.

Arkadaşlarından biri sordu:

“Neredeydin?”

Pera çantasını sandalyeye bıraktı.

“Baran’la kahve içtim.”

Masanın yarısı sustu.

Bir arkadaşı elindeki bardağı indirdi.

“Hangi Baran?”

Pera ona baktı.

“Kaç tane Baran yüzünden üç yıl söylenmiş olabilirim?”

Masada bir anda sorular başladı.

“Ne dedi?”

“Kavga ettiniz mi?”

“Özür diledi mi?”

“Hayatında biri var mı?”

“Sen ne söyledin?”

Pera sandalyesine oturdu.

“Özür diledi.”

“Sen?”

“Kahvemi bitirdim.”

Arkadaşları bu cevaptan hiç memnun kalmadı.

Onlar daha büyük bir final bekliyordu.

Ama Pera’nın finali tam olarak buydu.

Gece Eve Döndüğünde Baran’dan Mesaj Geldi

Pera yatağa hazırlanırken telefonu titreşti.

Numara kayıtlı değildi.

Fakat mesajın kimden geldiğini anlaması zor olmadı.

“Bugün söylediklerini düşündüm. Geç kalmış bir özür olduğunu biliyorum. Yine de beni dinlediğin için teşekkür ederim.”

Pera mesajı okudu.

Bir zamanlar böyle bir mesaj gelse sayfalarca cevap yazardı.

Her şeyi anlatırdı.

Ne kadar kırıldığını, ne kadar kızdığını, hangi gecelerde ne düşündüğünü…

Bu kez yalnızca iki kelime yazdı:

“Kendine iyi bak.”

Gönderdi.

Sonra numarayı kaydetmedi.

Pera Baran’ı Affetti mi?

Bu sorunun net bir cevabı yoktu.

Belki affetmişti.

Belki sadece artık kızacak kadar önemsemiyordu.

İkisi dışarıdan birbirine benzese de aslında farklı şeylerdi.

Pera’nın bildiği tek şey şuydu:

Ertesi sabah uyandığında yıllardır yaptığı bir şeyi yapmadı.

Baran’la olan konuşmayı kafasında tekrar tekrar oynatmadı.

“Şunu da söylemeliydim” diye düşünmedi.

Telefonunu açıp eski fotoğraflara bakmadı.

Sadece kahvesini hazırladı ve gününe devam etti.

Belki de gerçek kapanış buydu.

Büyük bir yüzleşme değil.

Dramatik bir veda hiç değil.

Bir sabah kalkıp artık o hikâyeyi düşünmeye ihtiyaç duymamak.

Yeşilköy’de Başlayan Tesadüfi Karşılaşmanın Pera’ya Bıraktığı Şey

Haftalar sonra arkadaşları hâlâ o günü açıyordu.

“Baran tekrar yazdı mı?”

“Hayır.”

“Sen yazdın mı?”

“Hayır.”

“Merak etmiyor musun?”

Pera bu soruya artık rahatlıkla cevap verebiliyordu.

“Hayır.”

Eskiden Baran’ın pişman olmasını istiyordu.

Sonra kendisini özlemesini istedi.

Bir dönem karşısına çıkıp hayatının ne kadar güzel olduğunu görmesini hayal etti.

Fakat Yeşilköy’deki o yirmi dakikalık kahvenin sonunda bunların hiçbirine ihtiyacı olmadığını fark etmişti.

Çünkü yıllardır kafasında tuttuğu hesabın tahsil edilmesi gereken bir borç olmadığını anlamıştı.

Defteri kapatması yeterliydi.

Baran o gün hayatına yeniden girmedi.

Tam tersine, Pera’nın zihninde yıllardır işgal ettiği yerden sonunda çıktı.

Belki bu yüzden Pera, aylar sonra Yeşilköy’den her geçtiğinde o kafeyi gördüğünde Baran’ı değil, başka bir şeyi hatırladı.

Kendisinin masadan kalkıp çantasını omzuna attığı anı.

Çünkü o gün eski sevgilisine olan kininden vazgeçerken Baran’a bir iyilik yapmamıştı.

Kendisine yer açmıştı.

Comments

No comments yet. Why don’t you start the discussion?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir