Editörün Notu: İstanbul’un en kozmopolit, en hareketli ilçelerinden biri olan Şişli, sokaklarında binbir farklı hayat hikayesini barındırıyor. Bugün, o hikayelerden birine; Pangaltı’nın ara sokaklarında, sıcacık bir kahvecide buluştuğumuz 32 yaşındaki Aslı’nın (kendi isteğiyle ismini değiştiriyoruz) dünyasına konuk oluyoruz. Hayatın içinden, gerçek, filtresiz ve çok samimi bir sohbet…
Kahvelerimiz masaya geldiğinde, dışarıda yağan hafif yağmurun cama vuran sesi eşliğinde Aslı’ya bakıyorum. Gözlerinde hem büyük fırtınalar atlatmış birinin yorgunluğu hem de nihayet kendi limanına varmış birinin huzuru var. Şişli’nin o telaşlı kalabalığına inat, bizim masamızda zaman yavaşlıyor.
“Aynadaki Yabancıyla Vedalaşmak Kolay Olmadı”
Seni biraz tanıyabilir miyiz? Kendi gerçeğinle yüzleşme ve bunu kabul etme sürecin nasıl başladı?
Gülümsüyor, kahvesinden bir yudum alıp uzaklara dalıyor: “Aslında ‘yüzleşme’ kelimesi bana hep biraz tuhaf gelmiştir. Çünkü insan nefes aldığını ne kadar erken fark ederse, ben de kim olduğumu o kadar erken biliyordum. Sadece dünyanın bunu anlaması ve benim bunu yüksek sesle söyleyebilmem zaman aldı. Anadolu’nun küçük bir şehrinde doğdum. Orada farklı olmak demek, görünmez bir kafeste yaşamak demekti.”
“Bazen bana ‘ne kadar cesursun’ diyorlar. Ben cesur olmak istemedim ki, ben sadece yaşamak istedim. Hayatta kalmak için cesur olmak zorunda bırakılmak, aslında çok yorucu bir şey.”
Neden Özellikle Şişli? Bir Sığınak mı, Yoksa Vitrin mi?
İstanbul devasa bir metropol. Pek çok kişi farklı semtleri tercih ederken, Aslı’nın hikayesi neden Şişli’de kök salmış diye merak ediyorum.
İstanbul’da yaşamak, hele ki bir trans kadın olarak yaşamak yeterince zorken, sen hayatını Şişli’de kurmayı seçmişsin. Buranın senin için anlamı ne?
“Şişli benim için bir mozaiğin tam ortası,” diyerek anlatmaya başlıyor. “Kurtuluş’ta, Feriköy’de yürürken Ermeni teyzelerle de selamlaşıyorsunuz, beyaz yakalılarla da aynı fırından simit alıyorsunuz. Kimse kimseye çok uzun süre bakmıyor. Burası beni gizlemiyor, tam tersine beni bu kalabalığın doğal bir parçası yapıyor.”
Toplumsal Önyargılarla Mücadelede 3 Altın Kural
Konu ister istemez zorluklara, ayrımcılığa ve transfobiye geliyor. Aslı, yıllar içinde geliştirdiği savunma ve ayakta kalma mekanizmalarını şu maddelerle özetliyor:
- Kendi Değerini Başkalarının Gözünden Biçmemek: “Eskiden sokakta bana ters bakan birini görsem bütün günüm mahvolurdu. Şimdi biliyorum ki o bakış benimle değil, bakan kişinin kendi karanlığıyla ilgili.”
- Dayanışma Ağları Kurmak: “Yalnız değilsiniz. Çevrenizde sizi anlayan, koşulsuz seven bir seçilmiş aileniz (chosen family) olmak zorunda. O aile olmadan fırtınalı günleri atlatmak imkansız.”
- Ekonomik Özgürlük: “En acı ama en gerçek kural bu. Kendi ayaklarının üzerinde durmak zorundasın. Eğitim, iş, meslek… Bir trans kadın olarak iki kat daha fazla çalışmak zorundasın belki, ama o özgürlüğü eline aldığında kimse sana boyun eğdiremiyor.”
“Aşk, Bizim İçin Hala Devrimsel Bir Eylem”
Biraz da aşktan, ilişkilerden konuşalım istiyorum. Gözleri hafifçe parlıyor ama dudaklarında buruk bir tebessüm beliriyor.
“Trans kadınlar olarak en çok yaralandığımız yer kalbimiz. Birçok insan bizi sadece gizli bir fantezi, gece karanlığında yaşanacak bir sır olarak görüyor. Gündüz vakti Şişli Meydanı’nda elinden tutup yürüyebilecek cesarete sahip erkek sayısı o kadar az ki… Aşk, maalesef bizim toplumumuzda hala çok politik. Beni sevdiğini söyleyen adamın, bunu arkadaşlarına da söyleyebilmesi gerekiyor. Ben artık kimsenin ‘gizli sırrı’ olmak istemiyorum.”
“Sevgi, karanlıkta saklanacak bir suç değildir. Güneşi gördüğünde eriyen bir sevgiye benim artık ayıracak vaktim yok.”
Geleceğe Dair: “Umut Hep Var”
Röportajımızı bitirirken yağmur dinmiş, güneş hafiften kendini göstermeye başlamıştı. Aslı’ya son olarak, henüz yolun başında olan genç trans bireylere ne söylemek istediğini soruyorum.
Derin bir nefes alıyor ve o şefkatli, güçlü sesiyle noktalıyor:
“Çok ağlayacaklar, çok düşecekler. Bazen tüm dünyanın üzerlerine geldiğini hissedecekler. Ama inanın bana, sabah kalkıp aynaya baktığınızda orada gerçekten ‘sizi’ görmek, kendi bedeninize ve ruhunuza sarılabilmek, dünyadaki tüm acılara değer. Asla pes etmesinler. Biz varız, buradayız ve hiçbir yere gitmiyoruz. Renklerimizle dünyayı güzelleştirmeye devam edeceğiz.”
Okurlara Mesaj
Siz bu satırları okurken, etrafınızda Aslı gibi hikayesini bilmediğiniz yüzlerce insan geçip gidiyor. Bir dahaki sefere farklı olana bakarken, yargılamadan önce anlamaya çalışın. Çünkü dünyayı kurtaracak olan yegane şey, empatidir.
Bomonti’nin Antika Aynalarından Yansıyan Bir Kadınlık Serüveni: “Kendi Hikayemin Terzisiyim”
İçerik Editörünün Kaleminden: Şişli’nin arka sokaklarında, gökdelenlerin gölgesinde kalmaya direnen tarihi Bomonti fırınlarının biraz ilerisindeyiz. Kapısını araladığımda burnuma keskin bir lavanta, eski kağıt ve naftalin kokusu doluyor. Burası 42 yaşındaki Cemre’nin vintage kıyafetler sattığı, aslında bir dükkandan çok hafıza müzesini andıran mekanı. Fonda usulca çalan bir Müzeyyen Senar plağı eşliğinde, kendi küllerinden doğan, yaralarını sırmayla diken bir trans kadının, Cemre’nin o derin ve zarif dünyasına adım atıyoruz.
Toz zerreciklerinin pencereden sızan ikindi güneşinde dans ettiği bir köşede, elindeki ipek bir gömleğin söküğünü onarıyor Cemre. Parmakları o kadar narin ve ustaca hareket ediyor ki, sadece bir kumaşı değil, sanki birinin kırılan kalbini onarıyor gibi. Beni görünce işini usulca kenara bırakıp o sıcacık, anaç gülümsemesiyle karşılıyor. Çaylarımızı demlerken, dükkandaki eski aynaların ona neler fısıldadığını konuşarak başlıyoruz.
“Geçmişi Giydirmek, Kendini Çırılçıplak Kabullenmekle Başladı”
Neden özellikle ikinci el, neden vintage? Bu dükkanın senin kişisel dönüşümünle bir bağı var mı?
Çayından derin bir yudum alıp etrafındaki askılara sevgiyle bakıyor: “Biliyor musun, toplumun anlamadığı, eski bulduğu ya da ‘bu artık işe yaramaz’ deyip bir köşeye attığı şeylerle trans bireylerin kaderi birbirine çok benzer. Bizler de çoğu zaman bu toplum tarafından ötekileştiriliyoruz, kenara itiliyoruz. Ben bu dükkanda sadece eski elbiseler satmıyorum. Kırılmış, yıpranmış ama hala çok güzel olan şeylere ikinci bir hayat veriyorum. Tıpkı kendi bedenime, kendi ruhuma ikinci bir hayat verdiğim gibi. Kimliğimi bulma sürecim, bu elbiseleri onarırken kendi ruhumun söküklerini dikmemle eş zamanlı oldu.”
“Bedeni değiştirmek işin sadece görünen, cerrahi kısmı. Asıl ameliyat ruhta yapılıyor. Kendi içindeki o karanlık odalara girip, yıllarca sakladığın o küçük, korkmuş çocuğun elinden tutmak… İşte en büyük ameliyat budur.”
Bomonti Sokaklarında Dönüşen Bir Şehir ve Bir Kadın
Cemre, 15 yıldır Şişli’de yaşıyor. Eski Şişli’yi, değişen sokakları, kapanan sinemaları ve yerine dikilen rezidansları en iyi o biliyor. Onun gözünden Şişli, sadece bir ikametgah değil, nefes alan bir organizma.
“Bomonti, eski İstanbul’un o ağırbaşlı hüznünü ve yeni İstanbul’un o bitmek bilmeyen telaşını aynı anda yaşıyor,” diye anlatıyor Cemre. “Eskiden buralar daha tenhaydı, daha biz bizeydik. Komşuluklarımız vardı. Ben transition (geçiş) sürecimi bu sokaklarda yaşadım. Bakkal amcanın bana ‘Oğlum’ demekten vazgeçip, ilk kez çekinerek ‘Cemre Hanım’ dediği o sabahı hiç unutamam. O an, bu sokağın da benimle birlikte büyüdüğünü, değiştiğini hissettim. Şişli bana sadece barınak olmadı, bana bir ‘komşu’ verdi.”
???? Cemre’nin Şişli Ritüelleri
“Her pazar Feriköy Antika Pazarı’na gitmek benim ibadetim gibidir. Orada tezgah açan amcalarla çay içmek, eski fincanların hikayesini dinlemek… Sonra Pangaltı’na doğru yürüyüp fırından yeni çıkmış paskalya çöreği almak. Şehir ne kadar betonlaşırsa betonlaşsın, bu küçük ritüeller beni hayata bağlayan damarlarım.”
Hayatı Kendi Terziliğinde Dikmek İsteyenlere 4 Altın Öğüt
Cemre, sadece bir esnaf değil. Aynı zamanda Şişli ve Beyoğlu civarındaki genç LGBTİ+ bireyler için bir “abla”, bir sığınak. Yılların getirdiği bilgeliği, dükkanındaki terzilik terimleriyle harmanlayarak gençlere şu tavsiyelerde bulunuyor:
- Kendi Ölçünü Kendin Al: “Toplumun sana biçtiği o dar gömleğin içine girmek zorunda değilsin. Nefes alamadığın hiçbir hayat senin değildir. Kendi bedenin, kendi ruhun için doğru ölçüyü sadece sen bilebilirsin.”
- Dikiş İzlerini Saklama: “Trans kadınlar olarak çok yara alıyoruz, evet. Ama o yaralar iyileştiğinde birer dikiş izine dönüşüyor. O izler senin haritandır, hayatta kaldığının belgesidir. Onlardan utanma, onları altın sırmayla süsle.”
- Kumaşın Kalitesi Dostlarındır: “Biyolojik ailen seni reddedebilir. Bu çok acıdır, insanın içini oyar. Ama sen kendi seçilmiş aileni kurabilirsin. Etrafını sağlam kumaştan, fırtınada yırtılmayacak dostluklarla ör.”
- Vitrinine Sadece Gerçeği Koy: “Başkalarına şirin görünmek için, onay almak için mış gibi yapma. En büyük özgürlük, dışlanmayı göze alıp kendi gerçeğini o vitrine koyabilmektir.”
“Korkuyla Değil, Şefkatle İnşa Edilen Bir Hayat”
Röportajın sonlarına doğru dükkanın içine vuran güneşin rengi turuncuya dönüyor. Cemre’nin yüzündeki o dingin ifade hiç bozulmuyor. “Eskiden sadece hayatta kalmaya çalışırdım,” diyerek itiraf ediyor. “Sokağa çıkarken zırhlarımı giyerdim. Biri laf atarsa nasıl cevap vereceğim diye kafamda senaryolar kurardım. Ama o öfke insanı içten içe çürütüyor.”
Gözleri hafifçe doluyor ama gülümsüyor: “Şimdi o zırhları çıkardım. Sevginin, şefkatin daha güçlü bir kalkan olduğunu öğrendim. Buraya gelen gencecik kızlara, o korkmuş çocuklara sadece direnmeyi değil, sevmeyi, dans etmeyi, kahkaha atmayı da öğretmeye çalışıyorum. Çünkü bizim en büyük devrimimiz, her şeye rağmen kocaman ve içten bir kahkaha patlatabilmektir.”
“Bizi sadece acılarımızla, mağduriyetlerimizle anlatan o kara kaplı defterleri kapattım ben. Bizim hikayemizde neşe var, sanat var, dayanışma var, hayatın tam kalbinden atan kocaman bir yaşama sevinci var.”
Son Söz Yerine…
Cemre’nin dükkanından çıkıp Şişli’nin o telaşlı kalabalığına karıştığımda, insanların yüzlerine artık farklı bir gözle bakıyorum. Hepimizin ardında görünmeyen hikayeler, onarılmayı bekleyen sökükler var. Belki de birbirimize verebileceğimiz en güzel hediye, yargılamadan önce o hikayeleri dinlemeye gönüllü olmaktır. Tıpkı Cemre’nin o eski elbiseleri özenle onarması gibi, dünyayı da ancak birbirimizi anlayarak onarabiliriz.

